İki gün önce, yani 22 Ağustos 2017 tarihinde Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık kabak tadı veren “Muhtarlar” toplantısında söze “her tarafı mezar yaparız” diye başladı.

Sözlerine aklın, mantığın, sağduyunun alamayacağı “itiraflarla” devam etti.

Okuyalım:

“Şu anda Fırat Kalkanı harekatıyla, Suriye’nin Kuzeyi’nde, biliyorsunuz, iki bin kilometre karelik alan bizim kontrolümüzdedir.”

Bu tarihi “itirafı” daha beter bir “tarihi itiraf” izliyor. Yine okuyalım:

“Ve orada bizim şu anda görevlendirdiğimiz bir valiyle beraber, orası yönetilmektedir.”

Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, bugüne kadar Suriye devletinin topraklarını işgal ettiğini ve işgal ettiği toprakların yönetimi için buralara “Vali” tayin ettiğini gizlemiş ve Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgalini “ÖSO kuvvetlerinin kontrolü” olarak savunmuş, kendi rolünü de, tıpkı ABD’nin YPG güçlerine verdiği destek gibi, ÖSO’ya verilen “destek” olarak ilan etmişti. BM nezdinde ve dünya kamuoyu önünde bu yalanla işgali “meşrulaştırmaya” gayret etmişti.

Yukarıda videodan tape ettiğimiz “itiraflarla”, Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemen Suriye Cumhuriyeti devletinin topraklarının bir kısmını kuvvet kullanarak “işgal” ettiği ve “ilhak” yolunda büyük bir adım olarak da, işgal ettiği bu toprakları kendisi tarafından tayin edilen bir “Vali” eliyle yönettiği kesinlikle kanıtlanmıştır.

BM antlaşmalarına, uluslararası hukuka göre ortada itiraf edilmiş muazzam bir “suç” var.

Bu öylesine büyük bir “suç itirafıdır” ki, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıda aktardığımız bu vahim sözleri, bizzat TC Cumhurbaşkanlığı sitesinde, Cumhurbaşkanlığı tarafından “sansür” edilmiştir.

Erdoğan’ın konuşması, TC Cumhurbaşkanlığı sitesinde alışılageldiği gibi “aynen” değil, özetlenerek verilmiş ve Suriye devletinin “iki bin kilometre karelik alanı kontrolümüz altındadır” ve “orada bizim şu anda görevlendirdiğimiz bir valiyle beraber orası yönetilmektedir” cümleleri metinden çıkarılmıştır.

Neden?

Çünkü muhtemelen İbrahim Kalın ve adamları, Erdoğan’ın ağzından kaçan bu cümlelerin yalnız Erdoğan’ın değil, tüm iktidarın, ordu başlarının, MİT’in ve AKP hükümetinin başını tüm dünyayla belaya sokacak olan büyük bir suç itirafı olduğunu hemen farketmişlerdir.

Türk devletini yöneten Erdoğan iki yıllık eğitim almış bir “muhasebeci”dir. Devletler hukukunu bilmez. Diplomasinin “D”sinden anlamaz. Ağzından çıkanı kulağı duymaz.

Böyle olmakla birlikte, onun bu “itirafı” resmi bir itiraftır. Gelecekte, Suriye sorunu çözüldükten hemen sonra, Türkiye Cumhuriyeti Suriye tarafından çok ağır hukuki iddialarla suçlanacak ve Erdoğan’dan Yıldırım’a, Genelkurmay Başkanı Akar’dan, şimdi “hakkı yenen” “Cerablus fatihi” Aksakallı’ya kadar Türk sorumlular Lahey Adalet Divanı’nda ya da Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanacaktır.

Çarçabuk yapılan “sansür” Erdoğan’ın hiç bir suç ortağını yargılanmaktan kurtaramaz.

Ve bilinmeli ki, halkı kandırmak için, Coca Cola fabrikasının açılışını yapan Erdoğan’ı “meşrubat fabrikasını açtı” diye “sansürlemek” işe yarasa da, Suriye’yi “işgal” ettiğini açıkça itiraf eden sözleri “sansür” etmek hiç bir işe yaramaz.

Hepsi, istisnasız “FETÖ’cülükle suçlanma” şantajı altında rehin alınmış olan Türk devlet bürokrasisi, yukarıda sözünü ettiğimiz sansürün de gösterdiği gibi, başlarındaki adamın, freni patlak, geri vites kutusu çatlak, dümeni kilitli bir “serseri kamyon” gibi ülkeyi felakete götürdüğünü aslında biliyorlar.

Ama onlar rehin alınmış zavalılardır ve Erdoğan’a karşı koysalar FETÖ’cülükten, koymasalar „işgal ve ilhak“çılıktan er ya da geç yargılanacaklarını bilmekteler. Biçaredirler. Bibahttırlar. 

Erdoğan Suriye topraklarını rehin aldığı generallere işgal ettiriyor, rehin aldığı Valiler eliyle bu topraklarda kendi iktidarını kuruyor, herkesi kendi işlediği ve itiraf ettiği suçlara ortak ediyor.

Şurası açık: Türk devleti Kuzey Kürdistan’da “işgalci” bir güçtür ve onun işgalci güç olduğu şimdi de, Türkiye sınırları dışında, Suriye devletinin bir parçası olan Rojava topraklarını işgal etmesiyle ve tıpkı Kuzey belediyelerine “kayyım” tayin etmesi gibi, Rojava’nın işgal edilen topraklarına “vali” göndermesiyle de kanıtlanmıştır.