
“Ben Amine Demirtaş. Ailem tarafından işkenceyle katledildim. Beni unutturmayınız.” Batman Belediyesi Kadın Meclisi kentin bütün sokaklarına bu sözlerin yazıldığı afişler astı. 'Kendisinden habersiz telefon kullandığını' iddia ettiği abisi, henüz 18 yaşına girmeyen Amine'yi işkenceyle katletti.
Gazete sayfalarına düşen ve işkencenin ayrıntılarının yazıldığı haberlere bakarken alt tarafa iliştirilmiş bir diğer linkte de Adana'da yaşanan başka bir vahşet yazılıydı. Gece yarısı eve giren, ebeveynlerine uyutucu sprey sıktıktan sonra evin 4 yaşındaki kızına tecavüz eden 30 yaşlarındaki bir başka erkekten bahsediliyordu.
Erkekliğin gelebileceği son nokta
Daha bu haberi okurken, sosyal medyada tag'ı dolaşan “bu tecavüze izin vermeyeceğiz” diyen ve Yozgat’ın bir köyünde zihinsel engelli bir kadına birçok erkek tarafından tecavüz edilmesi sonucu hamile kalması konu ediliyordu. Daha da sıralanabilecek yüzlerce haber... Hepsinin ortak noktası şiddet, tecavüz, kadınların sokakta, evde, işyerlerinde katledilmesiydi.
Evet, günümüz Türkiye'sinin fotoğrafının bir kısmı bu. Belki de 'özeti bu' deyip şaşırmamak lazım. Devletin ve iktidarın neredeyse topyekün bir şiddet biçimine dönüştüğü Türkiye’de geleneksel erkekliğin geldiği ve gelebileceği son noktadayız.
İktidarın toplumsallığa yansıması
Türkiye özgülünde erkek neredeyse iktidarın bir protipi olarak kendini gerçekleştiriyor. Günlük olarak devleti anlamakla erkekliği çözmek arasında doğrudan bir bağ kurulabilir. Nihayetinde geleneksel erkeklik, iktidarın toplumsal alandaki en somut yansımasıdır.
Şiddet üreten iktidar, aynı zamanda şiddet üreten erkekliktir de. İktidarın sömürüye dayalı ataerkil karakteri kaçınılmaz olarak krizlere içkindir. Özellikle de ulus devletin tekçi, cinsiyetçi yapılanması süreklileşen yapısal hastalıklar üretir ve her seferinde bu krizleri aşmak için sorunlarını tüm topluma yayarak bunun bir parçası haline getirir. Şiddet en çıplak haliyle sadece devletle sınırlı kalmış olsaydı, ömrü bu kadar uzun erimli olmayabilirdi. Ancak egemen tüm mekanizmaların en önemli 'başarısı' şiddeti ideolojik olarak da toplumsallaştırmasıdır. Devlet ve iktidar, işlediği suçu sadece kendisiyle sınırlı bırakmaz, tüm toplumu bir şekilde buna dahil ederek, cinsiyetçi ideolojiyi sosyal ve toplumsal alanda da süreklileştirirler.
En uç öteki kadınlar
Türk devleti ataerkil, milliyetçi ve her türlü tekçi yapılanmasını bir yığın ötekiler yaratarak ayakta tutmaya çalışıyor. Kadın tartışmasız en uç ötekidir. Krizli iktidar ve devlet, krizli bir erkeklik olarak günlük hayatta karşılık buluyor. Bu anlamda sistemle bağını ideolojik olarak koparmayan her erkek, sistemin taşıyıcısı konumundadır.
Uzak tarihe gitmeye gerek yok. 15 Temmuzdan beri ülkede 'darbe' adı altında yaşananlar ve sonrasında gelişen süreç, iktidarı, devleti, orduyu ve faşizmi kutsayan her anlayışın, kadına karşı şiddette de sınır tanımadığını gösterdi.
Siyasal cinnet halinden bağımsız değil
Ya da şöyle düşünelim. Emina'ya işkence eden abinin, 4 yaşında bir çocuğa tecavüz eden adamın ya da zihinsel engelli kadına tecavüz eden grühun yaptıklarını, günlük olarak şiddet üreten iktidar anlayışından ve siyasal cinnet halinden bağımsız ele alamayız. Gündelik hayatta şiddeti kutsayan, kadınları aşağılayan, erkeğe her türlü hakkı tanıyan söylem sokakta, evde ne bekleyebilir ki? Ülke tam bir şiddet girdabındayken bu kadar tecavüz ve öldürmenin olması, toplumsal patlamaların yaşanması bir tesadüf olmasa gerek.
Zıvanadan çıkmış egemen siyaset her anımıza bir dehşet fotoğrafını sıkıştırırken ve bundan da hiçbir beis görmezken, kadın ve çocukların payına da tecavüz kültürü düşmektedir. Sıradanlaşan, gündelik hale gelen faşizm 15 Temmuz sonrası artık yasallaştırılmış bir faşizm olarak her tarafta kol geziyor. Bu şiddet biçimi her anlamda kendini 'meşru ve haklı' görürken evdeki erkek de kadına karşı uyguladığı şiddeti bir o kadar 'haklı ve meşru' görmektedir.
Çağın en derin sorunu ‘erkeklik’
Sistem çözüldükçe erkeklik de çözülmekte, bu çözülme hali şiddetin çıplak olarak erkekliğin kendini yeniden inşa etmeye çalıştığı bir alana dönüşmektedir. İktidar tüm toplumu bir baskı sarmalına çekerken nasıl ki güç olma duygusunu beslediğini düşünüyorsa, erkeklik de kadına uyguladığı şiddetle egemen cins duygusunu şahlandırıp ve daha fazla 'erkek gibi' olduğunu düşünüyor. Her türlü baskıyı uygularken duygudan yoksun bir katile dönüşen iktidarla, 4 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden erkeklik artık sadece bir güdü canavarıdır ve bu durum insanlığın bitimidir. Erkeklik algısındaki bunca dejenerasyon ve yozlaşma, çağımızın en derin sorununun 'erkeklik sorunu' olduğunu göstermektedir.
Tüm Türkiye şimdilerde ulus devletin ataerkil kriziyle Erdoğan şahsında somutlaşan erkekliğin krizli halinin derin bedellerini ödüyor. Erdoğan'ın krizi egemen erkekliğin dincilikle, faşizmle bezenmiş halinin artık sürdürülemez noktaya gelmesi ve nihayetinde patlamasıdır. Maçoluğun kutsandığı ülke gerçekliği en fazla da kadınların hayatlarının karartıldığı bir kadınlar mezarlığına dönüşmektedir.
Tehlike herkes içindir
Her açıdan ülke gözü dönmüş bir iktidar tarafından bataklığa çekilmişken tehlike herkes içindir. Ülke doğusuyla batısıyla milliyetçilik ve cinsiyetçilikle dinamitlenen açık bir alana çevrildi. Kadını kadın olarak kabul etmeyen egemen algı, farklılıkları da kendi özgünlüğü içinde kabul etmeyecektir. Kadının ölümünden kendi erkekliğini sınayan ve bunun üzerinden inşa ettiğini düşünen hastalıklı yapı halklara da aynı zihniyet çerçevesinde yaklaşmakta, bir kadının ölümünden erkekliği, bir topluluğun (Kürtler) ölümü üzerinden egemen ulusa mutluluk aramaktadır.
Özgür erkekliğe geçiş zorunlu
Sadece kadınlar değil tüm toplum 'krizli erkeklikten' 'özgür erkekliğe' geçişi tartışmak zorundadır. İktidarın sürekli şiddet üreten siyaset anlayışı artık sosyal yaşamın her dokusuna sirayet etmişken insan olmak için egemen erkeklikten 'sonsuz boşanmak' ancak iktidarla erkek kimliği arasına mesafe koyabilir. Bununla mücadele etmeyen her erkek ve toplum suçlu olmaktan kurtulamayacaktır.
ROJDA YILDIRIM