Herman Merville’in Moby Dick (Beyaz Balina)’sının ilk yayınlandığı 1851 gemiciliğin bugünlere kadar uzanan evrensel normlarının olgunlaştığı bir dönemdi. Bu nedenle kitabın kahramanı Kaptan Ahap’ın neredeyse tanrısal yetkilerle bir gemi dolusu denizciyi kendi kini uğruna ölüme sürükleyişini soluksuz okursunuz. Beyaz Balina Kaptan Ahap’ın bir bacağını kapmış elinden de kurtulmuştur. Ahap’ın iktidarı kendisi gibi eksiktir artık. Bu kinle yola çıkan Ahap her türülü yola başvurarak mürettebatını dolayısıyla onların ailelerini yarım hale gelen iktidarının intikamı için bir felakete sürüklemektedir. Amaç kendisine kafa tutan Beyaz Balina’yı yok etmektir.
Denizcilikte var edilen hiyerarşi tek adam iktidarın en kurumsallaşmış hallerinden biridir. Kaptan (Reis) yakın ekibi ile geminin tek ve mutlak otoritesidir. Sorgulanamaz. Onun kişisel hırs, kin ve ihtirasları gemideki herkesin ortak paydası haline gelmek zorundadır. Burada iktidarı ayakta tutmak için fazlaca bir yandaşa da gerek yoktur Kaptan asıl gücünü yazılmamış denizcilik yasalarından alır.
Türk basınında kendini “Amiral gemisi” ilan eden Hürriyet Gazetesi’nin her dönem iktidarın-gücün yanında konumlandırması da öyle sıradan bir varoluş sorunu değil yönetmenin bir parçası olma derdidir.
Türk basınında iktidar yanında yer alma, taraf olayım derken taraftarlığa savrulan yaygın bir hastalıktır. Tedavisi de her dönem “kral öldü yaşasın yeni kral” düsturu olmuştur. Bu nedenle de her dönem varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Bugün ortaya çıkan yeni durum ise Erdoğan iktidarının kamu kaynaklarını çalarak kendi malı olan bir “medya” var etmiş olmasıdır. Yani bu medya organlarının ömrü Erdoğan iktidarının ömrü ile mütenasip olacaktır.
Elbette Erdoğan’ın medyaya yönelik ilgisi bununla sınırlı değil. Geçmişini düşündüğünde karşısında aşağılık kompleksi duyduğu kendisinden önce de var olan İstanbul sermayesi ve onu temsil eden basını da onun fethetmek istediği alanlardan biri. Bu bağlamda da kendisini Türk basınının “Amiral gemisi” ilan eden Hürriyet dolayısıyla Doğan Grubu ile Erdoğan’ın hesabı uzun zamandır sürüyor. Hatta bir süredir bir grup Alman sermayesinin de Erdoğan ile Doğan Grubu arasında arabuluculuk yaptığı biliniyor. Aydın Doğan’ı mali denetim ile sıkı markaja alan Erdoğan geri adım atmamak konusunda çok net. Buna karşın başta Hürriyet olmak üzere Doğan medyası Erdoğan iktidarına yakın bazı isimlere sayfalarında yer vererek ılımlı mesajlar vermeye başlayalı çok oldu. Öyle ki özellikle kendisini iyi tanıyan mesai arkadaşları ve Ankara gazetecileri arasında “etkafalı”lığı ile nam salmış isimler dahi “Amiral gemisi”nin lüks kamaralarına yerleştirildi.
Erdoğan bununla da yetinmemiş olacak ki geminin eski kaptanlarından Ertuğrul Özkök “Amiral gemisi”nin teslim bayrağını çektiğini ilan etti. Hem de patronu daha doğrusu yakın arkadaşı Aydın Doğan’a da kefil olarak. Bir gazeteyi askeri bir savaş aracı olan “Amiral gemisi” olarak adlandıracak kadar militer bir zihniyetin ülkeyi de deha farklı görmeyeceği açık. Bu nedenle Özkök teslim tutanağı kabul edilebilecek 25 Haziran’da yayınlanan “Kendi ülkesinde umutsuz istediği yerde istenmeyen” başlıklı yazıda şöyle diyor:
“Ben kendi payıma “kindar nesil” iddiasından vazgeçildiği takdirde, Türk gençlerini ileriye taşıyacak, gelişmiş ülkelerle yarışacak bir nesli hedefleyecek reformlara bütün kalbimle destek vermeye hazırım. Şuna ben de eminim. Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle bir geminin kaptanlığını yapmaya karar verirse başarılı olur. Tanıdığım Aydın Doğan’ın da bu gemide olacağına eminim...
Doğan grubunun teslimiyetinin bedeli, “kindar gençlik”miş sadece. Onun dışında her konuda hem fikirler “Reisle”. Kürdistan’da belki de cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir yıkım sürerken. 17-25 Aralık diye adlandırılan ve başında Erdoğan’ın bulunduğu organize hırsızlık şebekesi ABD’de yargılanırken. Aydınlar bir gazete ile dayanışma gösterdikleri için hapse atılıp barış isteyen akademisyenler kovuşturmalardan geçerken. AB ile 12 Eylül’den bu yana en kötü dönem yaşanır, Suudi sermayesine yüklenen ekonomi felaket sinyalleri verirken Doğan Grubu “Amiral gemisi”ndeki bayrağı indirip Reis’in gemisine binme kararını açıkladı.
Doğan Grubu’nun bayrağını indirip Beyaz Balina karşısında yenilgi yaşayan Kaptan Ahap gibi Kürt savaşında hiçbir hesabı tutmayıp ağır darbe alan Reis’in gemisine binme hesabı işte bundan. Kendi bekaları için milyonları felakete sürüklüyorlar.
Buradan demokrasi çıkmaz...
Bu hafta yazıya kısa bir ek yapmak ihtiyacı hasıl oldu. Geçtiğimiz hafta içinde “Yetti Artık - Erdoğan Rejimi’ne İhtar” başlığı ile yayınlanan ve altında birçok tanınmış ismin imzası bulunan “muhtıra” karşı karşıya olduğumuz demokrasi sorununun çok daha derin olduğunu düşündürdü. Baştan sona kibirden yorulmuş, üsttenci dili ile yol gösterici çözüm önerici olmaktan uzak, tek amacının korkutmak olduğu, “Erdoğan Rejimi ve yandaşlarını uyarıyoruz: Bu ülke hiçbir zaman bu kadar emniyet supabsız bırakılmadı. Bizi bu kadar korkuttuğun için asıl sen korkacaksın” satırlarında üstümüze yürüyen metin hiç bir çözüme katkı sunmuyor. Her ne gerekçe ile olursa olsun AKP’ye oy veren milyonlarca insana bir başka hayatın mümkün olduğunu anlatmak yerine iktidar üzerinden onları da korkutmaya çalışmak anlaşılır gibi değil. AKP’nin ve bu iktidarın mevcut sistemin bir ürünü olduğu gerçeğini görmezden gelerek sorunun salt AKP sorunu olduğunu söylemenin de en azından benim demokrasi mücadelesinde ortaklaşabileceğim bir yaklaşım olmadığını söylemek zorunda hissettim kendimi.