7 Haziran'da çıkan tabloyu beğenmeyip hemen ertesi günü savaş düğmesine bas; çıkan şiddet ve kaos ortamından beslen. Sonra da 1 Kasım sonuçları için "milletimin iradesi tecelli etti" de! Peki 7 Haziran'da oy verenler uzaydan mı geldiler?

Son 40 yılımıza mal olan savaşın bitmesi ve bir nebze de olsa diyalog süreciyle insanlarda artan barışçıl çözüm umudunu yerle bir et; "siz misiniz barış diye heveslenen!" diye insanların burnundan getir ve "buzdolabına kaldırdık, artık çözüm mözüm süreci yok!" şeklinde naralar at… Sonra da bu tehdit sarmalı altında gidilen sandıklardan demokrasi çıktı de!

Olağanüstü hali de sıkıyönetim uygulamalarını da aşan şekilde istediğin yerde sokağa çıkma yasakları ilan et, anneler evlatlarının cesetlerini buzdolaplarında saklasın, ekmek almaya çıkan dedeler sokak ortasında vurulsun, evler kurşunlarla delik deşik olsun. Pek tabii ki Kastamonu’da, Rize’de, Konya’da insanların gündemine koyduğun seçimin, evlatları birer birer katledilen insanların gündeminde olmayacağını bilirsin… Sonra da "halk özgür tercihini kullandı!" de… 7 Haziran'da oy kullananların iradesi yok muydu?

Tek başına iktidar çıktığında seçimler demokratik; çıkamayınca da anti-demokratik, öyle mi?

Bu 5 ay içinde Türkiye halklarının başına getirmedik bırakmadınız!

Beyaz Toroslarla tehditlerden tutalım, nankör dediğiniz IŞİD’e bir zamanlar destek verdiğinizi itiraf etmeye kadar ölüm-yıkım-katliamlar anlamına gelecek her türlü denenmiş yöntemi tehdit olarak savurup durdunuz…

7 Haziran'la 1 Kasım arasında onlarca sivil keskin nişancılar tarafından katledildi. Bunların 33’ü çocuktu..

İki canlı bomba saldırısında 135 insan katledildi… (bu arada 2 TV kanalı ile 2 gazeteye atanan yazıişleri müdürünün çalışanlarla yaptığı ilk toplantısında 102 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Katliamına, "katliam" denilmemesi talimatını yağdırdığını; gerekçe olarak da katliamın ağır bir kelime olduğu ve sadece "öldürülenler" şeklinde yazmalarını emrettiğini hatırlayalım!!)

Ki bu canlı bombaların her an böylesi bir eylemi yapma hazırlığında olduğunu, devletin her kademesinin bildiğini de unutmayalım…

Savaşta ısrar ve İmralı görüşmelerinin durdurulmasından sonra gerçekleşen çatışmalarda yaşamını yitiren her asker ve polis cenazesinden sonra "400 vekil vermediniz, işte böyle oldu" diyerek tehditlerin başka bir hal aldığını da…

Bütün bu olan biten içinde HDP binaları kundaklandı, yağmalandı, sorumlular sadece 2-3 hafta tutuklu kalıp bırakıldı. Ve tüm bu korkunç saldırılar da tekbir sesleri altında gerçekleşti…

Bilinçli bir şekilde koalisyon gerçekleştirmeyip; her ölümün, her çatışmanın ardından "ya istikrar ya kaos" deyip "bana 1 Kasım'da oy vermezseniz başınıza daha neler gelecek" mesajlarını saklamadan gizlemeden ver; sonra da "demokrasi tecelli etti" de.

Dikkatinizi çekti mi bilmem; Erdoğan seçimden sonra ilk geniş toplantısını muhtarlarla yaptı. Tek bir kadının olmadığı, tamamı erkeklerden müteşekkil bir muhtarlar toplantısı! Cumhuriyet tarihi boyunca toplasanız son iki ayda gerçekleşen muhtar toplantı sayısını bulmaz!!! Urfa, Maraş, Antep başta olmak üzere onlarca ilin muhtarlarına teşekkür toplantısıydı bu. Görevlerini harfiyen yerine getirmiş, blok halinde yüzlerce sandığa tek bir kadını, genci ve AKP’ye oy vermeyeni yaklaştırmamış ve her bir muhtar, kendi köylüleri adına oy kullanmıştı! Urfa’da önceki gün yapılan TEK İMZA MAHSULÜ yüzlerce tutanağın itirazını İl Seçim Kurulu kabul edecek mi, hep birlikte göreceğiz! Devletin örtülü ve örtüsüz tüm ödeneklerinin AKP için harcandığı; 24 saat TV kanallarından eksik olunmazken tek bir HDP’linin çıkartılmadığı, gençlerin evlendirilmeleri vaadinden tutalım hiçbir zaman gerçekleştirmeyecekleri vaadlere kadar… böylesi bir seçim sürecinden bahsediyoruz…

Yani bu halk cenaze başlarında, taziyelerde, morg kapılarında iken, HDP’liler, belediye eşbaşkanları, meclis üyeleri tutuklanıyor iken; başkalarının var gücüyle sandıktan tek başına çıkmak için binlerce şeyi denediği seçimlerden bahsediyoruz.

Kürtler tercihini bütün bu alicengiz oyunlarına rağmen oylarını yine özgürlükten, barıştan ve direnişten yana kullandı. 7 Haziran'da kendi adaylarını çıkartan Hüda-Par’ın bu seçimlerde AKP lehine seçimlere katılmadığını da es geçmemek lazım!

Binlerce şey söylemek mümkün. Söylenemeyecek tek şey var; o da seçim sonuçlarının adil, demokratik ve hilesiz olduğu…

Bizim için bitmedi; mücadele başka koşullarda yeniden başlıyor! Biz mücadele etmeye de, direnmeye de umut etmeye de alışığız…