Mayıs ayı, yoğun duyguları yaşadığım bir ay. 1 Mayıs’ta emeği, 6 Mayıs’ta devrimi ve devrimciliği, pazarın ikinci haftasında analığı, ana olmayı, ananın hayırlı bir evladı olmayı, tüm Mayıs ayı boyunca şehitleri anlamlandırmaya çalışıyoruz. Rêber Apo’nun ana-emek değer teorisinden sonra Mayıs, en fazla analar üzerine yoğunlaştığım bir ay…
1 Mayıs dünya emekçiler gününün isimsiz kahramanları analar… Yaşamı boyunca sınırsız, hesapsız ve çıkarsız emekçi olan ama hakkı anlaşılmayan ve ödenemeyen analar. Yaşadığımız dünyanın son yüzyılında bir ananın evladı olduğu hiç hatırlanmadan, başka anaların evlatlarına on milyonlarca insan katlettirildi. İnsanlar, anadan, ana hakkından, ana hukukundan, ana soyundan, ana yüreğinden ve sevgisinden koptuğu için; haksızlaşan, hukuksuzlaşan, soysuzlaşan, sevgisizleşen, yüreksiz ve vicdansız topluluklara dönüştü. Ana etrafında gelişen toplumsallığını yitirdikçe, toplulukların toplamı oldu, ama toplumsallaşamadı.
On binlerce yıl ana soylu yaşadığını unutan insanlık, kız çocuklarını mülk, erkek çocuklarını döl görmeye alıştı. Toplumlar, ana-çocuk ilişkisinin toplumsallığın çekirdeği olduğu hakikatinden uzaklaştıkça çocuk doğurmanın, çocuk büyütmenin, çocukları korumanın ve onlarla geleceği örmenin felsefesini kaybetti. "Savaşları durdurmak istiyorsanız, bir günlük savaşta ölenleri annelerine verin, onları izleyin, eğer yüreğiniz dayanabiliyorsa ikinci gün yine savaşın" diyen Aborjin bilgeliğine kör-sağır olduk. "İnsanlık değil devlet’’ diyebilirsiniz. Ama devletleri de insanlar inşa etti, o zaman insanlar yıkabilir de. Sürüler gibi güdülen toplumlar olmazsa devletler nedir ki? Boş, işlevsiz ve bir teneke kadar bile ses vermeyen şemalardır, üflesen çökecek bürokrasilerdir. Yüzümüzü kutsal ana etrafında gelişen toplumsallığın insanları olmaya yeniden dönebilirsek, devleti zihinlerimizde ve yaşamlarımızda çökertebiliriz.
Erdoğan gibi bir faşist, her adımını, her sözünü tebaa kıldığı kitlelere dayandırıyor. Ana soylu olmaktan vazgeçmiş, bir ananın evladı olduğunu unutmuş, toplumsallığı yaratan ana emeğini inkar etmiş güruhlardan beslenen bir diktatörün denetiminde 1 Mayıs kutlandı. Faşizmin yani süzme erkek egemenliğinin gölgesinde! Analığı, diktatörlükleri devam ettiren ölme-öldürme mekanizmasını besleyecek çocuk makinelerine çevirmek isteyen bir ülkede!
En anlamlı 1 Mayıslar ve emek bayramları ancak ana etrafında toplumsallığın canlandırılması ile kutlanacak. Bugün Anadolu’da, eğer hala demokratik, devrimci, özgürlükçü damarlar atabiliyorsa, ana soylu olmanın anlamından kopmayan güçler sayesindedir. PKK, bu güçlerden biridir. Emeğin, analığın ve baharların anlamına eriştiğimiz Mayıs ayının şehitler ayı olması; kutsal ana-kadın etrafında şekillenen toplumsallığın da direnmesiyle yakından bağlantılıdır. PKK’nin 6 Mayıs’ın anlamını kendi mücadelesinde yaşatabilmesi, Anadolu’nun tarihi anlamını, kadın özgürlük felsefesi ile yorumlayabilme gücünde saklıdır. Bugün tüm dünyada ve özellikle Ortadoğu’da temel özgürlük güçlerinden biri PKK ise, ana soylulukta, ana etrafında gelişen toplum olmakta ısrar eden ve vicdanını kaybetmeyen özüyle ilgilidir.
Analık hakkının, hukukunun en fazla unutturulduğu bir çağın çocuklarıyız, bu şansızlığımız. Diğer yandan ana tanrıça kültünün etkisi ile ananın anlamını, ana etrafında gelişen toplum olmayı genlerimizin derinliklerinde yaşayan bir toplumsal doğanın çocuklarıyız, bu da şansımız. Şansımızla, şansızlığımızı yenebiliriz; eğer onu öz savunma gücümüzün temel dinamiklerinden biri olarak örgütleyebilmeyi başarabilirsek.
Analara en fazla kıyan, en büyük zulmü Türk-Kürt, Türkiyeli anaların yüreğine yaşatan, anaların gözbebeklerini sorumsuzca savaşların, cinsel istismarın, açlığın, göçün, yoksulluğun ateşine atan iktidar güçleri ve onun Türkiye temsili Erdoğan ile mücadelemizi kazanmak, özgürlük felsefesini öğrenmekten ve yaşamaktan geçiyor. Bu da ana-kadın etrafında gelişen ve büyüyen toplumsal yaşamı anlamaktan geçiyor. İnsanlığın yaşadığı tüm direnişlerin özünde, tüm trajedilerin ve yenilgilerin kaynağında bu hakikatle kurduğu ya da kuramadığı bağ belirleyicidir. Analığı kutsallaştırma ya da hiçleştirme adına yazmıyorum bunları. Toplumsallığımızı çözen, özgür toplumu kırımlara uğratan, bizim olan değerlerimizi bize karşıtlaştıran kapitalist paradigmanın anavatanlarımızda yürüttüğü savaşları durdurmanın anahtarı bu konuda saklı olduğu için yazıyorum. Güncel gelişmelerin sığlığından arınmamızın kaynağı özgürlük felsefesinin temellerinden biri olduğu için yazıyorum. Binlerce yıllık kadın bilgeliğini taşıyan ana soylu toplumsallık, karşısında savaştığımız iktidar güçlerinin bilme ve uygulama sınırlarını kapsayan bir zihniyete sahip olabilirsek kazanabileceğimizi söyleyen Rêber Apo’nun da her zaman önemsediği felsefi kaynaklardan biri. Demokrat, devrimci, anarşist, feminist, aydın-sanatçı, işçi, öğrenci, çiftçi, işsiz; hepimizin karşısında savaştığımız güçlerin bizden binlerce yıl önce çaldıkları güçleri tanımaya ihtiyacımız var. Ana-kadın etrafında gelişen toplumsallık değerleri da bunlardan biri. Onu yeniden kazanma ve yaşatma iddiası ile devrimin Mayıs ayı şehitlerini saygıyla anıyorum.