Bu mücadelenin odağında Kürdistan halkı var. Kürdistan halkının özgürleşmesi bölgenin rengini ve geleceğini de belirleyecek. Bu nedenle hem Kürdistan halkına yönelik saldırılar, hem de bu saldırılara karşı Kürdistan halkının kahramanca direnişi büyük önem kazanıyor. IŞİD çetelerinin Şengal’de dünyanın gözü önünde gerçekleştirdiği kanlı-vahşi soykırımın yaraları daha sarılmış değil. Kürdistan halkı bu amaçla yoğun bir mücadele içinde. Daha Şengal’in yaraları sarılmadan, aynı çetelerin Rojava’ya yönelik olarak süregelen saldırıları da Kobanê üzerinde yoğunlaşmış bulunuyor. HPG ve YPG’nin halka seferberlik çağrısı yapması, durumun ciddiyetini ve önemini gösteriyor. AKP Hükümetinin bütün inkarlarına rağmen, IŞİD çetelerinin TC devletinden her türlü desteği aldığı biliniyor.
Herkesin kafasındaki soru şudur: Güney’de ve Rojava’da savaş yaygınlaşarak şiddetlenirken, PKK ile sürdürülen çözüm süreci ne olur? Nasıl ilerleyebilir?
Bugüne kadar yapılan olumlu açıklamalar pratikte bir sonuca ulaşmış değil. Hükümet hala “teröre son vermek ve silahları bıraktırmak”tan söz ediyor. Hükümetin bu politikasının gerçeklerden uzak ve çözüm sürecinin özüne aykırı olduğu açıktır.
Hükümetin ciddiyetsizliğini ve sorumsuzluğunu ortaya çıkaran en önemli konu da “Anadilde eğitim” konusu olmuştur. Eğitim alanında uzman olan herkes “Anadilde eğitim” in kaçınılmaz olduğunu ve temel insan hakkı olduğunu söylüyor. Bu nedenle çözüm süreci ne olursa olsun “Anadilde eğitim hakkı”nın acilen tanınması gerekir. Temel insan hakları pazarlık ve şantaj konusu yapılamaz.
1978 yılında, TÖB-DER tarafından düzenlenen Demokratik Eğitim Kurultayı (DEK) anadilde eğitim kararı almış ve bunu zamanın hükümetine önermişti. 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesinden sonra TÖB-DER kapatılmış ve bu kurultayı düzenleyen, katılan bütün eğitimcilere ağır hapis cezaları verilmiştir. Faşist cunta bununla da kalmamış, ilk kez resmen Kürtçe’yi yasaklamıştır. Şimdi kırk sene sonra 12 Eylülcü faşist zihniyeti savunmak da, sürdürmek de olanaksızdır.
AKP Hükümeti seçmeli ders-özel okullarda serbest olsun vb. önerilerle halka hakaret etmektedir. Söz konusu olan İngilizce-Çince ya da Japonca gibi bir yabancı dili öğrenmek değildir. Zaten onlara bir engel de yok. Bir halkın kendi anadilinde eğitim hakkını konuşuyoruz. Dünyanın her yerinde, anadilde eğitim mecburi ve parasızdır. Hiç bir halk kendi anadilini üste para vererek, özel okullarda öğrenmez. Devletin görevi halkın bu hakkını tanımak ve gereken çalışmaları yapmaktır. Şimdi devlet bunları yapmadığı gibi yasaklarla, asker-polis saldırılarıyla halkın kendi açtığı okulları da engellemeye kalkışıyor. Devlet halkın en temel hakkını tanımıyorsa, kendi hukuk dışılığını, haksızlığını ve zalimliğini gösterir. Halkın en temel haklarına saldıran bir devlet, halk için tümden lüzumsuz hale gelir.
O zaman, devlet ya acilen anadilde eğitim hakkını gerçekleştirmeli ya da eğitim konusunu hemen yerel yönetimlere bırakmalıdır. Ankara’da oturup da Amed, Hakkari ve diğer yerlerdeki halkın anadiline yasak konamaz. Anadilde eğitim hakkını tartışmak bile utanç vericidir. Bu utanç kalkmadıkça neyi çözebiliriz ki?
Anadilde eğitim haktır
Ortadoğu’da tarihi öneme sahip bir dönem yaşanıyor. Ortadoğu’nun geleceği bu dönemde verilen mücadeleyle belirlenecek. Bu nedenle her köşede kıran kırana bir mücadele sürüyor.