Anadili, ilk iletişim kurma sürecinde edinip öğrenmeye başladığı, insanın kişiliğinin, kimliğinin, duygusal ve zihinsel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan olmanın olmazsa olmazlarından birisi de anadildir. Kimliğimiz ve kendimiz kadar yaşamsal önem taşımasına karşın, “Tekliği ve Türklüğü” pekiştirmenin aracı sayılmış, “vatandaş Türkçe konuş “sloganlarıyla Anadilin kullanılmasına yasaklar getirilmiştir. Aslında dile getirilen yasak insanın düşüncesine getirilen yasaktan başka bir anlam taşımaz. Temel insan haklarından sayılan bu yasaklar geçmişten günümüze kadar uzanmaktadır. Sadece Kürtlere de değil Trabzon, Of, Sürmene’de yaşayan Rumlara da dil yasağı getirilmiş, milli giysilerini giyenler, kendi dillerini konuşanların köyleri boşaltılmış asimilasyon yasalarla karara bağlanmıştır.
Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısı olduğundan, asimilasyona, bir halkı yok saymaya buradan başlanmıştır.
Hepimiz biliyoruz, 22.10.1983 tarihinde 18199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Anadil Yasağı” 2932 sayılı yasa diktatörlere özgü bir yasaydı. Evrensel değerlere aykırı, özellikle Kürtler için getirilen “inkar ve imha” politikalarının “hukuk” adına düzenlenmiş bir biçimiydi. Türkçeden farklı konuşan yurttaşların temel insan hakları ihlal edilmişti. Evrensel dünyada ayıp sayılsa bile.
Günümüzde böylesi bir “İnsanlık suçu” sadece sömürge cağrafyalarında mümkün iken, demokratik, laik, hukuk devleti olduklarını her vesile ile iddia eden bir ülkede Kürtçe başta olmak üzere Arapça, Boşnakça, Çerkezce, Gürcüce, Arnavutça ve bunun gibi dilleri konuşan yurttaşları ötekileştirme yasayla güvence altına alınmıştı. Bu açık ve net Anadolu’nun kültür çeşitliliği gerçeğini yok saymaktı. Ve öyle de oldu. Dille başlayan asimilasyon “inkar ve imha” ile halen devam etmekte.
Geçtiğimiz yıllarda Eğitim Sen’in tüzüğüne Anadilinde eğitim hakkı yazıldığı için mahkemelere dava açılmış, Eğitim Sen kapatılmayla karşı karşıya kalmamak için tüzük değişikliğine gitmek durumunda bırakılmıştı. Yine Sur Belediye Başkanı Demirbaş’ın öyküsünü hepimiz biliyoruz. Türkiye’de Kürtlerin en temel insan hakkı olan anadillerini özgürce kullanmak için verilen mücadeleleri de. Yurttaşı oldukları bir ülkenin yöneticilerinin Kürtlere, anadillerini yasaklamak gibi bir büyük zulmün reva görüldüğünü, bugün bile anadille eğitim görülüp görülmeyeceğinin tartışıldığı günlerden geçiyoruz.
Öyle bir yaman çelişki ki, bir yanda Kürtçe televizyonlar var, diğer yanda Kürtçe şarkı söyledi diye, terörist sayılıp içeri atılan insanlar var. Bütün bunlar nereye kadar gidilecek teklik sevdası ile insanlar nereye kadar tüketilecek, herkesin durup düşünmesi gerekir.
Anadili toplum kadar, toplumu oluşturan tüm bireyler içinde önem arzetmektedir. Belli bir dili, anasından öğrenen, öyle düşünen, rüyalarını o dille gören, o dille düşünen topluluğun sayısına göre pazarlık yapılacak bir konu değildir olmamalıdır. Anadil hakkının yaşam hakkı gibi hiçbir biçimde sınırlandırılmayacağının bilinmesi gerekir. Yeni anayasada güvence altına alınması gerekir. Anadilden vazgeçmek, ya da bunu istemek, anadilini konuştu diye cezalandırmak insanın yaşamından vazgeçmesini istemek gibi bir şey. Bu uğurda bedel ödemiş halktan/halklardan anadilden vazgeç isteği, ne akılla ne de vicdanla bağdaşır bir şey değildir.
ANADİLİ