21. yüzyılda bir halk olarak anadilimizle konuşup konuşamayacağımız siyasetin, medyanın tartışma konusu olmakta. Bu Türkiye’nin bir ayıbıdır. Her insan doğduğu, büyüdüğü toprağın dilini konuşur. Anadil bir insanın en doğal hakkıdır. Anadil sadece etnik bir kimlik değildir, var olmanın, varım diyebilmenin ön koşuludur.
Bir insanın ya da bir halkın kendi anadiliyle konuşmasında, yaşamasında ısrar etmesini anlamak istemeyen Türk siyasetçilerine, medyasına şunu sormak gerekir. Konuştuğun, yaşadığın, kendi kimliğini oluşturduğun, haber yaptığın dil size yasaklansa ne yaparsınız? Dilinizi okullarda seçmeli ders olarak vereceğiz, bundan fazlasını istemeyin desek ne yaparsınız? Türkiye’de başta Kürt halkı olmak üzere birçok halk kendi anadiliyle konuşup, yaşayamazken bir de kalkıp en resmi ağızlardan üç, beş çocuk yapın, demek neyin nesi oluyor.
Dünyaya gelecek çocuklar kendi anadiliyle, kimliğiyle yaşamayacaksa neden bu kadar çocuk yapılıp yapılmasındaki ısrar. Veya soruyu şöyle de sorabiliriz. Bu kadar çocuğun bırakalım anadiliyle yaşayıp, kendi kimliğini korumasını, AKP Hükümeti döneminde kolunun kırılması, tecavüz edilmesi, gaz bombalarıyla, kurşunlarla öldürülmesi, sokaklarda yaşamaya mahkum edilmesi ortadayken daha çok çocuk yapın demek iki yüzlülük olmuyor mu?
Geçen hafta Kürtçe’ye yasak, Türkçe’ye olimpiyat adında bir makaleyle okurlarımla düşüncelerimi paylaşmıştım. AKP Hükümeti ve Fethullah Gülen cemaati Türkçe’ye dünya çapında yüz otuz beş ülkeden topladığı çocuklarla olimpiyat yaparken, sözde KCK davası adı altında tutukladığı binlerce insanın anadiliyle savunma yapmasını yasaklamakta, Kürtçe’ye yasak koymakta, benim sınırlarımda seçmeli olarak bu dili haftada şu kadar saat konuşabilirsin demektedir. Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okullarda okutulacağını Başbakan Kürt halkına bir lütufmuş gibi sunmaktadır. Türk medyası da birkaç gündür yaptığı haberlerle, programlarla bu adımın ne kadar büyük olduğunu, AKP’nin çok önemli bir adım attığını, Kürt halkının da buna anlam biçip daha fazlasını istememesi gerektiğini, çünkü bazı kesimlerin bu adıma tepkili olduğunu tekrar tekrar tartışmakta, sanki Kürt halkını bu adımla ikna etmek medya ya düşermiş gibi kendi özel savaş rolünü oynamaktan çekinmemektedir.
Anadil kimsenin kimseye verebileceği bir lütuf değildir. Yaşadığımız her yerde anadilimize sahip çıkacağız, anadilimizle konuşup yaşayacağız. Anadil üzerindeki yasakçı zihniyeti kendi dilimizi her yerde konuşarak anlamsızlaştıracağız. Kürt halkının bunu yapacak gücü ve cesareti vardır. Bir yasağı anlamsızlaştırmak istiyorsak, toplumsal gücümüze inanacağız. Özellikle aile içerisinde ve yaşamın tüm mekanlarında anadilimizle konuşup, anlaşacağız. Çok dillilik ve kültürlük anlayışıyla kendi anadilimizin insanlık ailesinde yerini bulması kendi statüsünü özgürce oluşturması için anadilimizle siyasetten tutalım, sanatta, yaşamın tüm sosyal alanına kadar çalışma yürüteceğiz. 
Eğer Kürt dili, tüm yasaklara rağmen yaşıyor, varlığını koruyabiliyorsa bu Kürt kadını sayesindedir. Kürt kadını kültür ve dil katliamına karşı en çok direnen toplumsal kesimi oluşturmakta. Kürt kadını anadiliyle kültürüyle bin yıllardır ‘varım’ diyebilmiştir. Erdoğan’ın bu sözde adımlarına karşı Kürt kadını ana dilimle varım diyerek Erdoğan’ın seçmeli ders adımına en iyi cevabı vermiştir.