“Anahtarsa, bir çekmece dolusu anahtar var bende... (...) tek kusurları hiçbir şeyi açmamak olan alçak gönüllü maymuncuklar. Gizem de burada: Evin kilitlerinin hiçbiri bu anahtarlara boyun eğmiyor. (...) Hepsini denedim. Pascal’ın deyimiyle ‘açıcı’ erdemler sıfır çıktı. Öyleyse her biri az çok soru işareti biçimini taşıyan bütün bu güzel anahtarlar nereden geliyor, işleri ne burada?” (Michel Tournier)
Yaşadığımız tarihsel ve güncel derdi, HDP’nin tarihteki ve coğrafyadaki rolünü “anahtar-kilit” sözcüklerinin çağrışımları üzerinden de okuyabiliriz. Halkların halklara, dillerin dillere, inançların inançlara yanlış iliklendiği Cumhuriyet’e göz ucuyla bakıp gördüklerimi şöyle özetliyorum: Cumhuriyet, ezel-ebet Türk ırkı ve tek inanç üzerinde kurgulanan “ulusal ev”dir. Demokratik olmayan bu “ulusal ev”in, odalarının ve anahtarının diğer halklara kapalı olduğu düşünüldüğünde HDP’nin muradının, “evi ve anahtarları değiştirmek” olduğu anlaşılabilir. Korkuya, inkara, asimilasyona dayanmayan halkların, inançların, “ortak evi”nden söz ediyorsak, bu, anahtarlarının herkeste olduğu demokratik yeni bir “ev”in inşasını üstlenmektir. Bu tasavvur, “mi kilıte kou kerde vindi” (Ben dağların anahtarını kaybettim) deyimi ile de ilişkilendirilebilir. Dağların, sokakların, halkların, umudun ve mücadelenin anahtarlarını kaybetmeyenlerin, kilitli kapıları, devlet şifreli kilitleri tek tek açarak çıkmaları için “eşik” sözcüğü anahtar bir kavram. Eski marifetlerin üstüne yeni bazı marifetler sergileyip halkların iltifatını almak için, yeni kapıları açmak gerekiyor ki biz buna Kavimler Kapısı Cumhuriyeti diyoruz...
“Oy”un, “seçimlerin” ve “barajı aşmanın” klasik anlamlarının ötesinde yeni anlam içerdiği eşikteyiz. Okuduklarımızdan ve yaşadıklarımızdan biliriz ki; evrimden ve devrimlerden oluşan hayat “eşik”lerden de oluşur. Bu eşikler bazen mikro-makro “devrim” bazen de karadüzen bir “karşı devrim” olarak yaşanır. Tarih denen şeyin, evrim-devrim sürecinde bir “eşik” bilgisi/bilinci ve pratiği içermesi, tarihin tüyünü tersine tarayan bizleri özel bir dikkate ve sorumluluğa davet eder. Kürt hareketinin ve onun mütemmim cüzlerinden biri HDP’nin, pek çok eşiği aşarak bu güne evrildiği biliniyor. Seçimlere bir ay kala, yeni bir cümle kurarak, yeni bir pratik sergileyerek ezber bozup “eşik atlamaktan” kastım, biriktirilenleri toparlamak ama daha da önemlisi “ara bölgede” olanları HDP’ye yönlendirmektir.
Aklıyla vicdanı arasında salınan bu büyük kitlenin HDP ile ilişkisi, merak ve sempatiden oluşan “ilk bakışta aşk”tır. Bu tedirgin teveccühün onların ve bizim derdimize çare olacak yeni ve şık bir hamleyle “son bakışta aşk”la taçlanması mümkün ve gereklidir. Bu seçimlerin kaderini belirleyecek dinamiklerden ikisinin “gizli vicdanlara bağlı gizli oylar” ve HDP’ye “rağmen” sahada çalışan “rağmen kavminin oyları” olduğunu sıkça yazmam ise dert beyanı değil somut bir öneridir. Bu eşiklerden biri, imzalarıyla desteklerini beyan eden bini aşkın yazarın-aydının bu çıkışının, kitlesel bir salon toplantısıyla taçlandırılarak Türkiye ve dünya halklarına ilan etmesidir.
Seçim pratiğinin, her şeyi partiden beklemeyen, “yerinden”, “ademi merkeziyetçi” bir anlayışla sürmesi HDP’nin bu yeni aşamada kolaylaştırıcı olmayacağı anlamına gelmez. Sürece ivme kazandıracak, siyasi-kültürel ve moral bir “eşik” olacak bu toplantının gerçekleşmesi ve değişik dillerde bir bildiriyle ilan edilmesi için HDP’nin bu dinamiklerle temas ederek rol üstlenmesi şart.
Kilit ve anahtar sözcükleriyle başlamıştık. Bu sözcüklere sığınarak bitirelim: Kilit bir kapalılık düşüncesini içerir anahtar ise açma teorisi ve pratiğidir... Şöyle de söylenebilir, nesneler kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir... Anahtar ve kilit temsil edilmek için HDP’nin kapısını tıklıyor.