Almanya Federal İçişleri Bakanı Dr. Hans-Peter Friedrich, geçtiğimiz günlerde istifasını sunan Federal Almanya Anayasayı Koruma Örgütü Başkanı Heinz Fromm’u da yanına alarak Berlin’de basın mensuplarının karşısına çıktı ve 2011 Güvenlik Raporu açıkladı.
Haber, Yeni Özgür Politika’da çıkmıştı. Ancak, raporun değişik boyutlarını ele almak ve değerlendirmek gerekiyor.
Almanya Anayasa Koruma Örgütü, her yıl Temmuz ayında raporunu açıklıyor. İstihbarat birimleri topladıkları bilgileri tahlil ediyor, kendisine göre önlemleri sıralıyor. Raporun temel mantığı, Anayasa’ya aykırı görülen faaliyetlerin tespit edilmesi ve bunlara karşı mücadeledir. Tabii ki bu rapor, genelde sistem, özelde de hükümet açısında paha biçilmez bir öneme sahip.
Zira, yasal olarak kapatılması, mümkün olmayan parti, dernek ya da sivil toplum kuruluşu kestirme yoldan kriminalize edilebiliyor. İstihbarat gözüyle, muhalif görülen kesimlerin böylesi raporlara sokulması, bu kesimleri kamuoyuna suçluymuş gibi sunulması ‘demokratik bir ülkenin’ önemli bir handikapı olsa gerekir. Rapor, Eyalet ve Federal Anayasayı Koruma Örgütleri ile askeri istihbaratın verileri ışığında hazırlanıyor. Rapor siyasi motifli etkinliklerin yanı sıra genel kriminalistik ve ekonomik alandaki casusluk çalışmaları hakkındaki istihbaratı da kapsıyor.

Rakamların dili
Almanya’da Neo Nazilerin hücreleri, 2000-2006 yılları arasında 8’i Türkiyeli, biri Yunan toplam 9 kişinin hayatını kaybettiği cinayet serisinin Neo-Nazilerin eseri olduğunun ortaya çıkmasına rağmen, raporda aşırı sağın masum gösterilmesi dikkat çekiyor.
Verilere göre, 2011 yılında Almanya’da siyasi amaçlı toplam 30 bin 216 suç işlenmiş. Bu rakam 2010’da 27 bin 180’dir. Bu veri, bir yıl sonra siyasi suç oranının yükseldiğini gösteriyor.
2011’de sağcıların işlediği suçların sayısı 16 bin 873, bir önceki yıla göre yüzde 1.5’lik artış var.
2011 verilerinde sol eğilimli suçların toplamı ise 8687 olarak verilmiş. 2010’da bu rakam 6898’dir. Artış oranı yüzde 21 civarında.
İşte bu son rakamdan yola çıkan istihbarat örgütleri, sağcıların solculardan daha az suç işlediğini öne sürüyor. Rakamların dili önemli ancak bu tek başına bir anlam ifade etmiyor. Almanya’da sağ ve sol arasındaki bu kıyaslamaya hükümet yetkileri bayılıyor olabilir ama, bu kıyaslama demokratik kamuoyu tarafından eleştirilebiliyor. Zira, aşırı sağcıların yabancı düşmanlığı, cinayetlere ve ev yaklamalara kadar giderken, NATO gibi kurumların bir yerde düzenlediği büyük bir toplantıyı protesto etmeye çalışan sol kesimin demokratik eylemleri de -polisin provokatif tutumu ile- çoğu zaman suç kapsamında görülebiliyor.
Yine 30 bin 216 rakamı içinde ‘yabancı kurum ve kişilerin’ işlediği suç oranı 10 bin 10, adli vakalar ise 917’dir.
Rapor, sol ve sağ kesimde üye sayısında bir önceki yıla göre bir düşüşün olduğunu gösteriyor. Aşır sağ içinde yer alan kişilerin sayısı 2011’de 22 bin 400 iken, 2010’da bu rakam 25 bindir. Sol da ise 2010’da 32 bin 200, 2011’de ise 31 bin 800’dür. 


İslami örgütler
Raporda Almanya’daki İslami örgütlemeler de ülke güvenliği için tehlikeli görülüyor. Hizbut Tahrir, Hizbullah, HAMAS, Müslüman Kardeşler, Selefiler ve Milli Görüş gibi örgütlemeler bu katagoride örgütler olarak gösteriliyor.
Ayrıca yabancı sol kesimlerde üye sayısının arttığı, yabancı sağcı örgütlemelerdeki üye sayısının aynı kaldığı bilgisi yer alıyor.
Raporda casusluğa ayrılan bölüm de var. Almanya’da Rusya, Çin ve bazı Ortadoğu ülkelerinin casusluk faaliyetinde bulunduğu bilgisi de var.

800 bin Kürt var
Raporda Kürt kurumları bu yıl da -ufak tefek farklılıklar olsa da- kriminalize ediliyor. Örneğin, Hamburg’ta Cansu Özdemir’in Sol Parti listesinden milletvekili olması rapora konu olmuş. Rapor, “Yeni Özgür Politika muhabiri Cansu Özdemir’in Sol Parti listesinden kazanmasını” incelemeye değer görmüş. KONGRA GEL, YEK-KOM, Yeni Özgür Politika, Roj TV, ANF gibi kurumlara geniş yer ayrılmış, Koma Ciwan’ın örgüte kadro çıkardığı iddiasına yer verilmiş. PKK’nin, uyuşturucu ticaretine direkt olarak bulaşmadığı yönündeki açıklamaları ise Türkiye’nin bu yönlü yalan propagandasına önemli bir darbe niteliğinde… Bu konu, ileride daha da tartışılacak gibi...
Ancak, ilk defa bu Temmuz raporlarında Almanya’da 800 bin Kürt’ün yaşadığı belirtiliyor. Yine raporun geneline bakıldığında, Türkiye ve Kürdistan’daki gelişme ve Kürtlerin elde edeceği kazanımlarının Almanya’daki Kürtlere de yansıyacağı görülüyor.
Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin Türkiye’deki gelişmelere paralel olarak Almanya’da lobi faliyetlerini yoğunlaştıracağı, bu konuda daha aktif bir pozisyon içene gireceğine vurgu yapılıyor.
YEK-KOM, Almanya’da Kürt halkının ayrı bir halk olarak haklarını talep eden bir Kimlik Kampanyası yürütüyor. Haklı ve son derece meşru hakların kriminalize edilmesi ihtimalinin de gözönünde tutulması gerekiyor.
Kürt kurumlarının, her Temmuz ayında çıkarılan böylesi raporlara demokratik yollardan daha güçlü ve sistematik itirazı da son derece hayati bir önem taşıyor.


MAHMUT SEVEN