Burada üzerinde kısaca durmak istediğim mesele ise Gorbaçov’un dünyanın bugün ki haline ilişkin ileri sürdüğü fikirlerden çok; yazının Gorbaçov ve benzerleri açısından yaşanan bir hayal kırıklığını temsil etmesi. Yani umut bağlanan küreselleşmiş dünyanın bugününün geçmişten çok daha iyi olmadığı gerçeği. 

Gorbaçov’un neoliberalizme dönük beklentilerini artık cahilliğine/saflığına/kötü niyetine mi bağlarsınız onu bilemem ama sonuçta “yıkılmışlığı” açık. Bu birazda kapitalizmin doğasına has olan rekabet ve savaş girdabını fazlasıyla öteleyen bir yaklaşımın şu ya da bu düzeyde bir "umut" olarak birileri için bir ara varolduğunu da resmediyor.

Gorbaçov yaşanan olumsuzluklardan önemli ölçüde batılı politikacıları sorumlu tutuyor. “Batı'nın Rusya'yı izole etme girişimlerinden vazgeçmesi zamanı” diyerekse son yıllarda adeta yeniden hortlayan “soğuk savaş”ın varlığına işaret ediyor. Geçekten bir tür yeni soğuk savaşın ortasında mıyız? Buna geçtiğimiz yüzyıldaki kadar kapsamlı olmasa da evet demek mümkün. “Arap Baharı” diye nitelenen sürecin paralelinde şekillenen Ukrayna krizi ve Suriye savaşı ile doruğa çıkan bir kapışma ve kamplaşma halinden bahsedilebilir. 


‘Yeni soğuk savaş’

Son 5-6 yıllık süreç (özel olarak Ortadoğu’da) silahlanmanın da ayyuka çıktığı dönem oldu. NATO bütçesi Ukrayna kriziyle birlikte ilgili ülkeler bazında yüzde on artırıldı. Son dönemse özellikle NATO’nun Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerine (Almanya’yı da dahil ederek) asker sevkiyatını artırdığını gözlemleniyor. Bu duruma ek olarak Romanya’da geçtiğimiz hafta içinde Aegis hava savunma sistemi adı altında Rusya’yı vurabilecek kapasitede bir füze üssünü açması oldu. Bunun devamı olarak 2018 yılında bu kez Polonya’da yeni bir üssün aktif hale getirilmesi planlanıyor. Hedefi açıkça ifade edilmeyen bu yeni hamlelere Rusya karşı çıkıyor. Romanya'daki sistemin 1987'de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'nın ihlali olduğunu savunuyor. Buna karşılık Rusya da Polonya ve güney sınırlarında askeri varlığını artırmaya başladı. Onar bin kişilik üç yeni askeri birliğin Rostov, Smolenks ve Voronej yakınları konumlandırılması gündemde.

Son dönem ayrıca karşılıklı olarak askeri tatbikatlarda da artış gözlemleniyor. Kafkasya bölgesi revaçta. Azerbaycan ve Nahçıvan’daki tatbikatlardan sonra geçtiğimiz hafta içinde ABD, İngiltere ve Gürcistan kuvvetleri Gürcistan’da bir tatbikata imza attı. Rusya ise Ermenistan’da askeri tatbikat düzenledi. Ayrıca basına seçkin Çeçen birliklerini eğitmek amacıyla Rusya’nın kuzeyinde bir askeri tatbikata imza attıkları yansıdı.

Suriye’de son dönem El Nusra’yı kanatları altına almayan çalışan Batı’nın hamleleri de hesaba katıldığında, gelişmelerin bir uzlaşmadan çok çatışma ve gerilimi çeşitli biçimlerde tırmandırma siyasetinin, başat öge olacağı bir sürecin şimdiden bizi beklediğini söylemek yanıltıcı olmaz. Benzer bir durumun son dönem Ermenistan ve Azerbaycan(2) arasında çeşitli temaslar olsa da Dağlık Karabağ sorununa da yansıması kaçınılmaz.


‘Soğuk savaş’ bu kez Eurovision şarkı yarışmasında

Bizim memlekette olay birinci olan Ukraynalı şarkıcının etnik kökeni üzerinden tartışıldı. Oylamalarsa "yeni soğuk savaş"ın burada da sahne aldığını gösterdi. Kimin kime 12 puan verdiği Rusya yandaşlığı ve karşıtlığı çerçevesinde belirlendi desek yeridir. Arada Türkçe sözlerin de geçtiği şarkı Tatar halkının 1944’te yaşadığı sürgünü protesto, dahası Ukrayna’nın bugünü ve Rusya’yı kızdıracak şarkı olarak sunuldu. 


Tatarlar neden sürüldü?

Kimsenin uğradığı zulmü mazur göstermek için söylemiyorum elbette ama Tatarların neden sürüldüğü, Türkiye’nin ve Batılı ülkelerin o aralar ne yaptığı ise anlatımların içerisinde yer almadı. Kısaca ben anlatayım. Başta Vatikan, Fransız ve İngiliz yönetimleri olmak üzere Alman-İtalyan-Portekiz ve İspanya  faşizmlerine ses çıkarmayarak, uzlaştılar. Ülkeleri işgal edilmeye başlandığında da uzlaşmayı seçtiler. Bu ülkelerde direnenler de oldu elbette. Direnenler genellikle komünistlerdi. Ve Sovyet halklarıydı. Fakat Naziler özellikle Ukrayna’da işbirlikçilerini yaratmayı da becerdiler. İsmet İnönü yönetimi ise Nazilerin kazanmasını umutla bekledi. 

Faşizmle işbirliği nedeniyle dahi olsa bir halkın toplu olarak cezalandırılması elbette kabul edilemez. Faşizmi yaratan geçmişiyle hesaplaşmayan Batı’nın politik oyunları da kabul edilemez. 70 yıl sonra Tatar halkının uğradığı zulme tabii ağlamak, ödül vermek kolay. Yıllar sonra, Türkiye’de hüküm süren neo-liberal diktatörlüğü desteklediklerini unutarak; Kürt halkının bugün yaşadığı soykırıma yakılan ağıtlara ve filmlere de ödül verirlerse şaşırmayın.


(1)- Yazının özeti bu bağlantıdan okunabilir: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/160428_gorbacov_analiz 

(2)- Ermeni milliyetçi çevrelerinde sorunu tarif ederken bunu Karabağ ve Azerbaycan arasında bir mesele olarak tanımlanması gerektiğine dair bir ısrar göze çarpıyor. Bunun sadece politik bir söylem olarak kaldığı sürece anlaşılabilir. Fakat gerek sorunun şekillenme süreci; gerekse şimdiki halde Ermenistan’ın sorunun boylu boyunca içinde olduğu altı çizilmesi gereken bir gerçek. Bu ısrarda eğer “politik naif niyetler” değil de gerçeğin kendisi olduğu düşünülüyorsa, bu bize milliyetçilik denilen şeyin bir kez daha büyük bir yalandan ibaret olduğunu gösterir. 



Aykan SEVER