
Irak ve Şam İslam Devleti adını taşıyan yapı, Musul’u işgal ettikten sonra gündeme gelmesine rağmen, bu olgu yeni ortaya çıkmış değildir. Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra Ebu Musab al-Zarkawi tarafından El Kaide’nin Irak yapılanması olarak temelleri atılan IŞİD, büyük ölçüde Amerika’nın Irak’ı işgali sonrası Sünni Arapları sisteme entegre edememesinin acı bir meyvesidir. Irak İslam Devleti olarak kurulan bu organizasyon, günümüzde kendisini, Irak ve Şam İslam Devleti olarak yapılandırmıştır. Ebubekir Bağdadi liderliğinde Irak ve Suriye’de etkili en önemli aktörlerden biri haline gelmiştir. Örgütün birincil hedef alanı Irak ve Suriye’dir. Ancak, Suriye’de doğrudan rejimi tehdit etmezken, Irak’ta iktidara talip olmuştur.
Bu bağlamda Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinden sonra ortaya çıkan en önemli gelişme, hiç şüphesiz Musul’un IŞİD tarafından işgal edilmesi olayıdır. İŞİD, Irak’ı işgal operasyonunun adını ‘Kapıları Açma’ olarak isimlendirmektedir. IŞİD, Musul’un kendisine Irak ve Suriye’nin, ilerleyen aşamalarda ise bütün Ortadoğu’nun anahtarını açacağını hesaplamaktadır.
Klasik bir terör örgütü değil
IŞİD denilen yapıyı klasik bir mafya, çete veya örgüt olarak algılamak, anlamak ve yorumlamak, önümüzde duran bu gücün niteliğini anlamaya yetmemektedir. IŞİD, klasik bir terör örgütü değildir. Karşı karşıya olduğumuz şey, kendisini asimetrik olarak yapılandıran bir terör devletidir. IŞİD gibi yapıları artık terör örgütü olarak değil, asimetrik terör devletleri kavramıyla nitelemek lazımdır. El-Kaide’nin Batı hedeflerine saldırmayı esas alan klasik eylem geleneğinin aksine IŞİD, Ortadoğu’da devlet olarak hükmedebileceği bir egemenlik coğrafyası oluşturma çabasındadır. IŞİD, Ortadoğu’da gelip geçici olmayı değil, kalıcı olmayı ve kurumsallaşmayı hedeflemektedir.
IŞİD denilen asimetrik terör devleti yapılanması, selefist bir ideolojiye sahip bulunmaktadır. IŞİD’in selefizmi, geleneksel anlamda dini saf anlamda yaşama çaba ve arayışı anlamında değildir. IŞİD selefizmi, bir iktidar ideolojisi olarak devlet ve silahı kullanmak suretiyle bütün İslam dünyasına tahakküm etmeyi amaçlamaktadır. IŞİDİZM ve selefizm, yayılmacılığı esas almaktadır. Irak’ta başlayan IŞİD, Suriye’ye, Filistin’e, Ürdün’e ve Türkiye’ye doğru yayılma peşindedir. Başka bir ifade ile IŞİD, ilk önce asimetrik bir devlet yapılanmasına, daha sonra asimetrik İmparatorluğunu Ortadoğu’da gerçekleştirmeyi kendisine stratejik hedef ve ideal olarak benimsemiştir.
IŞİD gibi selefist bir yapıyı İslamcılık akımı içerisinde değerlendirmek sağlıklı değildir. IŞİD, İslamcı akımın dışında ve karşısında var olan bir oluşumdur. Bu oluşum, İslamcı bir oluşum olarak değil, anti-İslamcı olarak değerlendirilmelidir. IŞİD, Ortadoğu’da kendisi dışındaki bütün İslamcı güçleri yok etmeyi veya etkisizleştirmeyi istemektedir.
Irak’ın Anbar vilayetinde ve Suriye’nin Rakka kentinde kontrolü ele geçiren IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, karşımızda olan yapının gücü konusunda yeni soruların gündeme gelmesini sağlamıştır. Bağdat yönetimine karşı bu yapı, nasıl uzun süre nasıl direnebilmekte ve başarı sağlayabilmektedir? Irak ordusu, IŞİD karşısında nasıl çaresiz kalabilmektedir? IŞİD’in arkasındaki bölgesel ve uluslararası güçler kimlerdir? Bu sorulara farklı cevaplar verilebilir, ancak cevapların farklılığına rağmen ortada herkesin uzlaşabileceği bir realite vardır: IŞİD, Irak ve Suriye’de geniş bir coğrafyayı kontrol eden bir güç olarak asimetrik bir devlet şeklinde Ortadoğu’da bir aktör olma yolundadır.
Küresel terörün markası
Musul’un işgalinden sonra el-Kaide küresel terör markası olma niteliğini kaybetmiş, yeni terör markasının adı IŞİD olmuştur. Musul’un işgali, IŞİD’in iki otoriteye karşı zaferini temsil etmektedir. Musul’u işgal etmek suretiyle IŞİD, Bağdat’taki Şii Maliki yönetimini bozguna uğratmıştır. Maliki liderliğindeki Bağdat yönetimi, başarısız bir devlet olma örneği olmanın ötesinde, artık Irak denilen yapının varlığını yokluk düzeyinde tartışılır hale getirmeyi başarmıştır.
Musul’un IŞİD tarafından işgalinden sonra günün merkezi sorusu şudur: Irak diye bir şeyden söz etmek artık mümkün müdür? Musul’u işgal etmekle IŞİD, El Kaide’nin otoritesine karşı da köklü bir zafer kazanmıştır. El-Kaide’nin terörist ligde artık tek lider olmadığı, liderliğini IŞİD’le paylaşmak durumunda kaldığı görülmektedir. El-Kaide ile bağlarını çok öncede kesen IŞİD, şimdi El Kaide’nin karşısına yeni bir güç olarak çıkmaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen IŞID’in Irak ve Suriye’nin dışında operasyona yönelmemesi de dikkat çekicidir. Bu kapsamda El Kaide’den farklı olarak belli bir bölgede rejim oluşturma hedeflerine Ortadoğu, ilerleyen zamanda IŞİD ve El Kaide arasında yeni bir güç mücadelesinin arenası olacaktır.
IŞİD’e direnen tek güç Kürtler
Ortadoğu, bölgesel ve küresel güçlerin iktidar kurmak için mücadele ettikleri bir çatışma alanıdır. Bölgesel ve küresel güçler, genelde Ortadoğu’da kendileri adına vekaleten savaşacak yapıları kurarlar, desteklerler. IŞİD, Suudi Arabistan, Katar, İngiltere gibi büyük güçler adına vekaleten savaşmaya başlamış, şimdi ise daha ziyade yerel Sünni gruplar ve Suudi bağlantısıyla dikkat çekmektedir. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta oluşturduğu hegemonyaya karşı Ortadoğu’da direnebilen tek gücün Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Suriye’de Rojava etkin güç olan PYD-YPG güçleri olduğu görülmektedir. Bu durum İŞİD’e karşı Kürtlerin aktif olarak mücadele edebilme kapasitesi ve iradesine sahip olduğunu da göstermektedir. Bilindiği üzere savaşmadan çekilen Irak ordusunun ağırlığını Şii güçler oluşturmaktaydı.
Kürtlerle işbirliği yapılmalıdır
IŞİD gibi Ortadoğu ve dünya barışını tehdit eden yapılara karşı Kürdistan Bölgesel yönetimi ve Rojava’yla yeni, derinlikli, stratejik ve sistematik işbirliği geliştirme yollarını ve politikalarını bölge devletleriyle uluslararası güçler bulmak zorundadırlar. Musul’un düştüğünü gören bütün Ortadoğu, kaygıyla barbarları beklemeye başlamıştır. IŞİD asimetrik terör devletine karşı Kürtlerin öncülüğünde bir direniş cephesi oluşturulmadığı takdirde Musul gibi bütün Ortadoğu’nun bu barbarlar tarafından işgal edilme ihtimali, giderek ciddi bir tehlikeye dönüşmektedir. Ortadoğu’nun en büyük problemi olan Kürt sorununun IŞİD tehlikesi bağlamında yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Hem Türkiye hem de Avrupa’nın Kürtlerle stratejik ve derinlikli bir işbirliğine yönelmesi kaçınılmazdır. Aksi durumda IŞID terör örgütlenmesi yalnızca Irak ve Suriye’ye değil İslam’ın da büyük bir tehdit olarak dünya kamuoyu tarafından algılanmasına yol açacaktır.
Prof. Dr. BİLAL SAMBUR / Uluslararası Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi (IMPR) Danışmanı