Askeri darbeyle indirilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yerine, Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur getirildi. Mansur’un ilk açıklamalarında bu göreve nasıl getirildiğini unutarak devrimden sözetti, halkı selamladı ve diktatör olmayacağını söyledi. Öncelikle Türkiye’deki gibi darbecileri selamlama ya da “Mursi’yi yedirtmeyiz” ikilemine girmeden önce bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor.
Demokrasiyi ordu mu getirecek!
Batı temkinli bir dil kullansa da Mısır’daki bir darbedir, dünyanın farklı yerlerindeki darbeler gibi bu darbenin de mahkum edilmesi ve lanetlenmesi gerekiyor. Mursi veya benzerlerini belki günahımız kadar sevmeyiz ama darbeler de umut olarak görülmemeli. On yıllardır askeri darbeler, diktatörler Batı’nın da desteği ile Mısır halkını iliklerine kadar emdi. Yeni bir darbenin de sorunlara çözüm getireceği düşünülemez. Zaten Mansur’un ilk açıklamasında ordunun, polisin ve yargı bürokrasisinin Mursi ile hesaplaşan halkın direnişinin üzerine konduğu anlaşılıyor. Darbe Mursi’ye olduğu kadar, Mısır halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine de yöneliktir. Mısır halkı zaten bir süreden beri eylemleri ile Mursi’yi ablukaya almıştı, işlevsiz bırakmıştı. Ordu, böylesi bir darbe ile halkın demokrasi taleplerinin de önünü almış oldu.
Tabii ki Mübarek, Mursi ya da Mısır’ın daha eski diktatörlerinin getiremediği demokrasiyi, ordu getirmeyecek. Sorunlar daha da derinleşecek, halk sistemle hesaplaşmaya kalktığında diktatörün suç ortağı ordu, kaos döneminde ‘halkı, cumhuriyeti, demokrasiyi, istikrarı‘ koruyacak. Radikal demokrasiye, yani toplumun söz ve karar gücüne, kendini gerçek anlamda yönetebilme erdemine ulaşmayana kadar da bu kısır döngü devam edecek.
İç savaş olasılığı
Mursi, daha iktidarının birinci yılında seçimle geldiği cumhurbaşkanlığı görevinden alaşağı edildi. Böylece, Müslüman Kardeşler’in yıllarca ve büyük bir sabırla beklediği iktidar olanağı çok kötü bir darbe aldı. Mursi’nin bu kadar kısa bir zaman içinde kendisini olağanüstü yetkilerle donatması, Mübarek’in devrilmesinde ortaklık yaptıkları kesimlere iktidara geldikten sonra sırtını dönmesi, devlet kademelerine Müslüman Kardeşler’e ağırlık vermesi O’nun sonunun gelmesinde etkili oldu. Rengini belli etmeden, gizli gündemlerini zamanı geldikçe piyasaya sunan, iktidar yolunu ilmik ilmik ören farklı İslami güçlerin yaptığını Mursi’nin yapmaması, şeriat hayalini mevcut dengeleri gözetmeden hemen devreye koymaya çalışması O’nun sonunu getirdi. Firavun bereketli Nil toprakları, bu kez yeni bir firavuna müsade etmedi. Mur- si’nin gitmesiyle de ortalığın güllük gülistanlığa dönüştüğü söylenemez. Mursi ve Müslüman Kardeşlerin direnmesi durumunda iç savaş olasılığı da dahil ülkeyi büyük bir kaos bekliyor.
Mısır aynasında kendilerini gördüler
Dikkati çeken bir nokta da Türkiye’de gerek AKP ve gerekse de AKP karşıtı konumundaki ulusalcılar, Mısır’daki olayları kendi gerçekliklerine benzediği için bir hayli üzerine aldı. Kendilerine iktidar yolunu sadece ordunun açacağını düşünen ulusalcılar, Mısır’da halk ayaklanması ve ordunun muhtırasını oldukça sıcak karşıladı. Aydınlık gazetesi birinci sayfasında ‘Gazcı Kardeşler Zorda’ başlığı ile Erdoğan ve Mursi’nin sırt sırta verdiği bir karikatürü yayınladı. Mursi’nin resmi altında ‘Mursi’, Erdoğan’ın resmi altında ise ‘Tırsi’ yazılmıştı. Karikatür, bir gerçeklik kadar bu çevrelerin özlemlerini de iyi yansıtıyordu.
AKP’de Mısır tedirginliği
Diğer taraftan AKP de, Mısır’daki olaylara en büyük tepkiyi gösteren ülke konumunda. Bunun nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
1- AKP, Mursi’yi ve Müslüman Kardeşleri kendine çok yakın görüyor. Onun kaderinin ileride kendi kaderi olacağını görüyor. Gezi olayları ile birlikte gemisi ilk kez su almaya başlayan AKP, Mısır’daki darbe ve oluşan kaosun kendi karşıtlarına büyük bir moral verdiğini biliyor.
2- AKP, hesabını Suriye’de Esad rejiminin gitmesi üzerinde yapmışken, hiç beklemediği biçimde Mursi gitti. Mursi’nin gidişi, Suriye’de AKP’nin dayandığı ittifaklar açısından da önemli. Yine; AKP, Mursi’nin gitmemesi için uluslararası alanda diplomatik girişimlere yönelirken, Suriye politikası ortaklarından Katar ve Suudi Arabistan Mursi’nin gidişinden memnun.
Katar ve Suudi Arabistan, AKP ile bu konuda görüş ayrılığına düşmesi ileride başka sorunları da beraberinde getirebilir. Örneğin, her 3 ülkenin bir dönem büyük iştahla sarıldığı Şii ittifakına karşı Sünni ittifak önemli bir darbe daha alabilir.
3-AKP dış politikaya diğer TC hükümetlerinden çok daha önem veriyordu. Dış politikada yaptığı hamleleri iç politikada rakiplerine karşı hamleye dönüştürüyordu. Ancak, Suriye politikasından sonra Mısır’daki gidişat AKP için hiç de iç açıcı değil. Ayrıca, ABD müdahalesi sonrası Irak’taki rejim değişikliği ve son iki yıldan beri Suriye’deki kriz AKP’nin işini daha da zorlaştırıyor. Bu iki ülkede şu andaki yönetimlerin Türkiye ile büyük sorunları var. Mursi’nin gidişiyle birlikte Mısır’da AKP karşıtı bir yönetimin başa gelmesi AKP’nin Ortadoğu planlarını daha da zora koyabilir.
4-Mursi, milyonların alaşağı ettiği Mübarek’ten sonra cumhurbaşkanı oldu. Ancak devleti demokratikleştirmediği için de yine milyonların hedefi oldu. AKP de geçmiş süreçte askeri vesayetle savaşan, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi mücadele ediyor izlemi verdi. Liberallerin de desteği ile bu imajı içte ve dışta bir hayli başarılı bir şekilde kullandı. Ancak, özellikle Gezi Parkı direnişinden sonra, AKP’nin bu imajı hak etmediği içte ve dışta gelen tepkilerden görmek mümkün. Tam böyle bir sıkışma aşamasında Mursi’nin durumu AKP’yi bir hayli tedirgin ediyor. Gösteri ve ifade özgürlüğüne saldırıyı esas alan AKP, Mısır olaylarını bahane ederek, daha fazla saldırganlığı devreye koyabilir. Ancak, değerlendirme yaptığımız alan Ortadoğu… Bu coğrafyada çok sık bir şekilde süprizlere rastlamak mümkün. Mısır’da Mursi ve taraftaları bir mücadeleye de yönelebilir. Bir şekilde mücadelesini sürdürebilir.
Demokrasi sandıktan ibaret değil
Biraz da AKP’nin seçimler ve demokrasiye sürekli atıfta bulunarak Mursi’ye destek vermesi konusunu değerlendirmek gerekiyor. Olayın başından beri AKP, “Mursi seçimle geldi, darbe ile götürülemez” diyor. Doğru olan bu ifade belli eksiklikleri de bağrında taşıyor. Zaten bu eksikliklerin görülmemesi de Ortadoğu’daki kaosu derinleştiriyor. Öncelikle demokrasiyi sırf, 4 yılda bir yapılan seçimlere bağlamak ve demokrasiyi sadece bununla sınırlı değerlendirmek kadar uyduruk bir düşünce olamaz. Dünyada seçimle işbaşına gelip de, savaş, darbe, ayaklanma ve dış müdahalelerle alaşağı edilen faşist rejimler var. Yine, çok yüksek oy oranları ile kendisini topluma dikte ettirip iktidara gelen diktatörler var. Büyük oy oranları ile yönetime gelenler “İstediğim gibi toplumsal dokularla oynarım” mantığı ile haraket ederse, uyguladığı etkinin, tepkisini de karşısında görebilir. Demokrasiyi sadece belli aralıklarla seçime gitme olarak değerlendirmenin belki 50 veya 100 yıl önce bir ağırlığı olabilirdi. Ancak, herşeyin değişip, dönüştüğü, sorunların ve çelişkilerin derinleştiği günümüzde, demokrasiyi sadece bu yönüyle değerlendirmek ne kadar sağlıklı olabilir ki. Herşey değişiyorsa demokrasi anlayışı neden sabit kalsın ki. Gerek batı ülkelerinde ekonomik krizin yüküne karşı sokağa çıkan kitleler, gerekse de Ortadoğu’da hak arayışına çıkan halklar, 4 yılda bir sandık başına gitmekten çok daha farklı bir demokrasinin peşindedir. Toplumlar, ağırlaşan kadın sorunu, çevre sorunu, çözülemeyen etnisite, emek-sermaye çelişkisi, tüketim toplumunun yarattığı tahribatlar karşısında yeni bir demokrasi arayışında. Toplumların bu eğilimi, bilindiği ve sezildiği oranda herkes kendine çekidüzen verebilir.
SİDAR DERSİM
Analiz: Ordu devrime kondu