
Selefi ideolojiye sahip IŞİD Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını içine alan bölgede şeriata dayalı bir devlet kurmak istiyor. 2004'te Irak'ta kurulan ve şu anda liderliğini Ebubekir El Bağdadi'nin yaptığı IŞİD, Suriye ve Irak'taki en güçlü silahlı gruplar arasında yer alıyor. Kuruluş amacından sapan bu kanlı örgütün temel faaliyeti Kürt halkına karşı savaşmak oldu. Arkasındaki temel güçlere bakıldığında IŞİD, Ortadoğu'da tüm Kürt düşmanlarının adeta ortak örgütü haline geldi. Rojava'da katliamlarla tanıdığımız IŞİD, Musul'u ele geçirmesiyle daha da tartışılır hale geldi. IŞİD, 10 Haziran'da Irak'ın 2. büyük; 2 milyon 205 bin nüfuslu Musul şehrini ele geçirdi. Önemli bir ticaret ve tarihi şehir olan Musul, dini ve azınlıklar bakımından tam bir halklar mozaiği konumundaydı. Kürtler, Araplar ve Türkmenlerin yaşadığı bu kent ne yazık ki, halkların birbirine kırdırma politikalarıyla yürütülen mezhep savaşları sonucu adeta bir cehenneme dönüşmüş durumda. Musul halkının ezici çoğunluğu Sünni Arap olduğundan tarihte hep Baas yanlısı olmuşlardır. IŞİD ise kendini Baas'ın bir parçası, devamı olarak görüyor. Maliki mezhepçiliğine karşı bir çok aşiret de IŞİD'e destek veriyor. IŞİD, ardından bu kentin içinde olduğu Ninova bölgesi ile Selahaddin, Diyala ve Kerkük'ün çevresinde geniş bir alanı çatışmasız bir şekilde hakimiyetlerine aldı.
IŞİD çeteleri bir yandan yoğun bir şekilde toplu infazlar ve işkencelerle insanlığa karşı suçlar işlerken, diğer yandan bu ilerleyiş Bağdat'a 60 kilometre kala yavaşladı. Kürdistan bölgesi sınırlarında da çatışmalar giderek artıyor.
140. madde Kerkük
IŞİD'in Irak Ordusu ve Peşmergelerle arasındaki çatışmalar her geçen gün biraz daha büyürken, Kerkük'ün durumu da son olaylarla birlikte daha da fazla gündeme gelmeye başladı.
Kerkük halkının yüzde 70'i Kürt olmasına rağmen hep tartışmalı bölgeler statüsünde bırakılarak merkezi hükümete bağlandı. 1960'lardan itibaren Kürtlerin etkinliğini kırmak için Baas rejimi tarafından Araplar bölgeye yerleştirilerek Kürt kenti olmaktan çıkarılmak istendi. Irak petrolünün yüzde 40'ının çıkarıldığı Kerkük, hep emperyalistlerin iştahını kabartmıştır. 2003'lerden sonra Saddam rejimi yıkılmasına rağmen 10 yıldır devam eden ve 140. Madde olarak formüle edilen Kerkük'ün referandumla kaderinin belirlenmesi bir türlü belirlenmek istenmedi. Ancak en son Mayıs ayında Irak'ta yapılan seçimlerde Kerkük yönetimi, YNK listesi üzerine Kürtlere geçti. Şu anda askeri olarak da Kürtlerin hakim olduğu Kerkük, son yaşanan IŞİD saldırılarında da kaçan azınlıkların tek güvenli şehri konumuna geldi. Irak merkezine bağlı askerlerin bıraktığı mevzileri şimdi Kürt Peşmergesi doldurmuş durumda. Bağdat ve Hewlêr Hükümetleri, peşmerge güçlerinin kontrol altına aldığı alanlarda kalması konusunda anlaştı. Irak Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada kontrol edilen topraklardan çekilmeyeceğini bildirmişti. YPG ve PKK yaptığı çağrı ve açıklamalarla Güney Kürdistan'da ki Kürtleri her koşulda savunmaya hazır olduklarını ilan etti. Siyasal olarak bir türlü bir araya gelemeyen Kürt Ulusal Kongresi'nin zemini her zamankinden daha ihtiyaç duyulur hale gelmiştir.
Tartışmalı bölgeler ve IŞİD'in Kürt düşmanlığı
Musul'un ilk düşürüldüğü gün KDP televizyon Rudaw'a bir IŞİD yetkilisi telefonla mülakat vermişti. Sözcü, Irak Merkezi Hükümeti'ne karşı saldırılarına devam edeceğini belirtirken. Kürtlere karşı savaşmayacağını iddia ediyordu. Ancak saldırısı öncesinde zaten Rojava'ya karşı en büyük katliamı yapan IŞİD çeteleriydi. Onlar değil miydi ki, Kürt kadınlarına karşı fetva çıkartıp cariye olarak kullanacaklarını söyleyen? Irak'ta Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ve tartışmalı bölge olarak tabir edilen Sadiye, Celewla, Qeneqin, Duzxormatu Kerkük'te, Musul sadırısından önce de söz konusu bu çete grubu tarafından özellikle Kürt halkı ve YNK bürolarına karşı defalarca sadırı geliştirilmiş onlarca insan yaşamını yitirmişti. IŞİD Sözcüsü, gerçekten de ne demek istedi? Hangi Kürt'e karşı savaşmayacaktı? Zaten akabinde Güney Kürdistan Yönetimi Başkanı aynı zamanda KDP lideri Mesut Barzani, IŞİD'a karşı savaşmayacağını, sadece Kürdistan'ı koruyacaklarını söyleyerek Musul'dan peşmergesini çekip ordaki Kürtleri özellikle Êzîdîleri saldırıyla karşı karşıya bırakmışlardı. Musul saldırısında yüzlerce Kürt Ezidi katliamdan geçirildi.
Son yaşananlar, Ortadoğu'da yaşanan krizlerin bir devamı Irak'ta boy gösterdi. Şu kesin anlaşılıyor ki, ABD'nin Irak müdahalesiyle birlikte yaşanan sorunlar bir türlü çözülemiyor. Bir bakıma sorunların bu düzeye gelmesinde Amerika ve ittifakları sorumludur. Amerika Irak'a müdahale etti. Ancak halkların çıkarına göre bir projeleri olmadı, sistem de oluşturamadı. Aksine sorunları daha da derinleştirdi. Bu nedenle daha radikal ve siyasi islam görünümlü paramiliter güçler oluşmaya başladı. Daha önceleri çok denenmiş bu tür gruplar, hiç bir zaman çözüm gücü olmadı.
2003 yılından Baas rejiminin yıkılmasından sonra günümüze kadar gerçek anlamda ırak halkının çıkarlarını düşünen olmadı. Dışarıdan zora dayalı bir müdahale sonucu bir sistem inşaa edildi. Baasiler halklara dayatığı Sünni Arap şovenizmi yerine şimdi de Kürt ve Sünnilere karşı Şiilerin merkeze alındığı farklı inanç ve kültürlere, hak ve özgürlüklere yaşama hakı tanınmadığı bir sistem oluşturuldu. Ki, bu da yeni çatışma ve çelişkilere davetiye çıkarıyordu. Yani özünde çok şey değişmedi. Sadece roller değişti. Var olan dini ve etnik farklılıklar emperyalist güçler tarafından yeniden dizayn edilerek adeta bir kart gibi kullanıldı. Deyim yerindeyse rafa kaldırılan sorunlar daha da mayalandı.
SALİH FIRAT/SÜLEYMANİYE