AB’de egemen olan siyaset bugüne kadar karşılaştığı sorunları Birlik bütününde bir ortaklık, dayanışma oluşturacak tarzda çözemedi/çözmeyi tercih etmedi. AB’de 'sorun' diye ifade edilen terör tehdidi, göçmen akışı, işsizlik, sosyal adaletsizlik gibi meseleler karşısında yaratıcı çözümler üretemediği gibi yeni ırkçılıklar, İslamofobi, derinleşen sosyal krizler yaratmayı becerdi.

Örneğin yıllardır kronik bir biçimde seyreden ekonomik krize karşı çare olarak kemer sıkmacı neoliberal politikalara sarıldı. Bu zenginlerin varlıklarını katlarken, işsizlik, daha fazla yoksulluk ve çeşitli kesimler için toplumsal dışlanmışlık üretti. 

Ve en son Fransa’da olduğu gibi neredeyse Avrupa işçi sınıfının on yıllara dayalı mücadeleler sonucu elde ettiği çalışma haklarını bir gecede patronlar lehine berhava etmeyi tercih etti.

Öte yandan Suriye ve Irak meselelerinde ise pozitif bir rol oynamak yerine başta İngiltere ve Fransa olmak üzere ABD’nin saldırgan siyasetine angaje bir politika izledi. 

Bu durum bırakınız Ortadoğu’ya herhangi olumlu barışçıl bir katkıda bulunmayı, adeta savaşı AB topraklarına taşıdı.

Keza aynı tutum, Ukrayna’da devam etmekte olan gerilimli-çatışmalı süreçte de Rusya’ya karşı yeni bir soğuk savaş organize edilerek izlendi. Bu Pentagon ve silah endüstrisi merkezli ABD siyasetinin uzantısı olmanın ötesinde bir durumu simgelemiyordu. 

Aynı politikalar kaçınılmaz olarak AB sürmekte olan ekonomik krizi katlayarak büyüttü. Silahlanmaya ayırılan kaynakların acısı ilk elden çalışanların sırtından çıkarıldı. Nitekim bugün de bu yönelimde ısrar sürüyor. 

Şimdi ABD politikalarına boyun eğen benzer bir gelişme, halen görüşmeleri sürmekte olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) ile de daha yıkıcı bir biçimde Avrupa’nın gündemine girebilir. Avrupa’yı uzun yıllar onarılması mümkün olmayan bir ekonomik ekolojik krizin ortasına atabilir.

Bütün bu gelişmeler Avrupa Birliği'nin ulus devletleri ortadan kaldırarak ortak bir AB kimliği oluşturma (kağıt üzerinde dahi olsa böyle bir amaç vardı) hedefinden bir hayli uzağa taşıdı. Polonya örneğinde olduğu gibi yeni diktaların uç vermesine sebep oldu.

Peki AB’de egemen mevcut sağ politikalar bütün olumsuzluklarını Brexit nedeniyle bir anda terk edemeyeceğine göre kim AB'yi barbarlık yolundan çıkarıp sınırların kalktığı, ekonomik faydadan çok insanı ve doğayı esasa alan bir ortaklık yönelimine sokacak?

Elbette bütün zayıflığına rağmen sosyalizm perspektifini taşıyan sol. Sol maalesef her yerde olduğu gibi AB’de de geniş kitleleri etkilemekten uzak. Ama AB’nin parçalanmasının yegane önüne geçebilecek fikri güç de solda. Bu ise sosyalizm üzerine vaaz vererek değil, solun siyasal süreçlerde daha etkin ve örgütlü olmasıyla mümkün. 

Yoksa burjuvazinin canı gönülden terk etmenin yolunu aradığı burjuva demokrasilerinin yerlerini, duvarların çok daha yüksek olduğu, onlarca neo-liberal diktatörlüğe bırakması kaçınılmaz olur. 


AYKAN SEVER