Bu “uzlaşmaya” dönük geri adım, Hükümetin “kriz korkusunu” yansıtıyor. Seçimlerin eşiğinde hızla krize sürüklenen AKP’de içten içe bir panik yaşanıyor.
Bunu nereden çıkarıyorsun, derseniz, ben size Hükümet’in yarı resmi organı Star’ın “korkusuz” yazarı Ahmet Kekeç’in dünkü yazısını okumayı tavsiye edebilirim. Bu yazıda “korku” cismani bir kılığa bürünmüş.
Yazı özetle ANAP’ın “bitiş” sürecini anlatıyor. Buna göre, parti içinde liberalleri temsil eden Hüsnü Doğan ile Yusuf Bozkurt Özal, Turgut Özal’ın parti başkanlığından çekilip, Çankaya’ya çıkmasından sonra içten içe “muhafazakarlara” karşı harekete geçmişler. (Kekeç gelecek sene Erdoğan’ın da benzer bir yol izleyeceğini hatırlatmak ister gibi konuyu ele alıyor.) Semra Özal’ın İstanbul İl Başkanı olmak istemesi üzerine, bu liberal ikili “kamuoyu önünde kirli çamaşırları yıkamaya” kalkışıyor. Bunun üzerine Turgut Özal karşı atağa kalkıyor. Hüsnü Doğan bakanlıktan alınıyor. Semra Özal İstanbul İl Başkanı oluyor. Ve muhafazakarlara karşı olan Mesut Yılmaz ANAP’ın başına geçiyor. Derken Genelkurmay Başkanı Torumtay istifa ediyor ve Özal da “şaibeli” bir şekilde ölüyor. Bunun arkasından faili meçhuller, siyasi cinayetler ve Türkiye’yi çökerten ekonomik kriz geliyor.
Kekeç bu süreci mealen böyle özetledikten sonra, Türkiye’nin “on yıllık bir karanlık döneme girdiğini” vurguluyor ve yazısını şöyle bitiriyor:
“Cemaat hükümet kavgası da aklın mantığın, iz’anın, insafın, empatinin bir kenara bırakıldığı bir savaşa dönüştü. İnşallah korktuğumuz başımıza gelmez…”
Çok açık…
AKP’nin yayın organında, bu gazetenin en “pervasız”, en “sivri dilli”, en “mütecaviz” yazarı işte böyle bir yazıyla AKP çevrelerini saran “kriz” ve “yıkım” korkusunu yansıtıyor. Ve eğer bu gazetenin “en vurdumduymaz” yazarı bile böyle bir “alarm” veriyorsa, bilin ki “korkunun” boyutu sanılandan da büyük ve derindir.
Denebilir ki, “dershane konusunda hükümet geri adım attı, o halde korkulacak bir şey kalmadı, uzlaşma sağlandı…”
AKP çevreleri mezarlıktan geçerken korkuyla ıslık çalan adam gibiler.
Sorunun dershane olmadığını, sorunun “Başbakan Erdoğan’ı bitirme planı olduğunu” söyleyenler de aynı çevreler değil mi? O halde “dershane” konusunda “geri adım” atarak Hükümet-/Cemaat kavgasını sona erdirmek nasıl mümkün olacak? Cemaat ve elbette ABD ile müttefiki küresel güçler, AKP’yi, içindeki “milli görüşçü çekirdeği” tasfiye ederek dönüştürme kararından “dershaneleri iki yıl boyunca kapatmama” rüşvetiyle vazgeçer mi?
Yeni Şafak’ta Cem Küçük üst üste yazdığı yazılarda, devletin polis ve yargı kurumlarındaki cemaatçi unsurları seçimlerden sonra “tasfiye” etmesi gerektiğinden ve özellikle “çözüm sürecini” baltalayan bürokratların “yargılanacağından” söz etmesi kavganın süreceğini gösteriyor.
Ortadoğu’da çelişkili ve çok karmaşık bir dönemden geçiliyor. Düşünün Mursi rejimi, muhalefete karşı kanlı katliamlar yaptığı için değil, “bazı hatalar yaptığı için” devrildi ve bu “bazı hataları yaptığı için”, başta ABD olmak üzere, Türkiye dışında tüm dünya tarafından devrilmesine itiraz bile edilmedi.
O nedenle, şimdi Mısır’da Suriye’de “hatalar” yapan, İsrail’le cephe cepheye gelen, giderek “milli görüşçü” özelliklerini koyulaştıran AKP yönetimi için de, artık hiçbir garantili durum yoktur. O yüzden “korku” büyüktür.
Ama bana sorarsanız “korkunun ecele faydası var” derim. Korku insanı bazan doğru yola yönlendirebilir. Bu doğru yol, demokrasidir, çözüm sürecinde Kürt halkını oyalamaktan ve Rojava devrimini bastırmaktan vazgeçme yoludur.
ANAP’ın inhitat deneyimi ve ‘korkunun ecele faydası’
Sanırım AKP başına örülmekte olan çorabın kerih kokusuyla “cesaret uykusundan” uyanmaya başladı. İlk iş “dershane”de “iki yıllık” bir geri adım attı.