Emekçi soldaki antiemperyalist mücadele anlayışı, solun yakın tarihsel gelişmesi içinde etkilendiği kemalist ulusalcılığın izini taşır.
Emekçi sol, pek çok dönem bu etkiyi yadsıdı, ondan koptu ama yeniden bu etki dirildi. Sanıldığının aksine bunun nedeni kemalist etkinin, sökülüp atılamaması değildir. Esasen ideolojik mücadelenin radikalliği de bu etkiyi bir daha geri gelmemek üzere söküp atmaya yetmez.
Koşullar yeterince devrimci olmadığı dönemlerde veya emekçi sınıfların hareketiyle kaynaşılamadığı, dahası Türk şovenizmi geniş kitleleri boğduğu zamanlarda, kapitalist emperyalizme karşı mücadele, daha üst sınıfların ve güçlerin değişik gruplarına ve hareketine bel bağlama zaafı gelişir.
Kaba kemalist etki ancak bu temel üzerinden yeniden hortluyor. Yine aynı temel üzerinde hortlayan yanlış ve ulusalcı bir diğer görüş de şudur: Yeni sömürge ülke devrimlerinde, sömürge ulus ve ülkelerdekine benzer biçimde işgalci emperyalizme karşı mücadele merkezi görevdir, devrimin diğer görevleri buna tabidir.
Türkiye ve Kürdistan’da birleşik devrimin antifaşist ve antiemperyalist görevleri, kopmaz bağlarla birbirine bağlı olarak ele alınmalıdır. Ama açık ki, bütün yeni sömürge ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de faşizme karşı mücadele devrimin merkezi görevidir ve antiemperyalist görevler bu mücadeleye tabidir.
Türkiye’de faşizm olmasaydı da, yine egemen sınıf iktidarına karşı ve onu yıkmak için mücadele devrimin merkezi görevi olarak ele alınması ve antiemperyalist mücadelenin ona tabi kılınması gerekirdi.
Çünkü kapitalist emperyalist dünya sistemi, emperyalist devletlerin egemenliğinde ama yeni sömürge devletlere de dayanarak ayakta duruyor. Yeni sömürge ülkelerde, emperyalizm yerel egemen burjuvazilerle mali-iktisadi işbirliği içinde ve onların toplumsal egemenliğine dayanarak buralarda sömürü yapabiliyor. Dahası askeri-siyasi bakımdan onların devleti eliyle sömürüsünün devamını sağlayabiliyor.
Bu nedenle yeni sömürge ülkelerin devrimi doğal olarak yerel egemenlerin devletine öncelikle yönelmeli, devrimin antiemperyalist görevlerini bu göreve bağlı ve onunla içiçe ve içinde ele almalıdır.
Bu yaklaşım, ABD’yle çelişkisi olan İran molla iktidarına, El Beşir diktatörlüğüne karşı mücadelede de geçerlidir.
Uzun yıllar Yurtsever Cephe kurmayı öne alan ve antifaşist görevleri ve iktidara karşı mücadeleyi buna tabi kılan TKP, bu görüşünü sürdürdüğü sürece ulusalcılık batağından çıkamazdı. Çalışması kaçınılmaz olarak ulusalcı faşistlerin barajını güçlendirirdi, öyle de oldu.
Bu anlayışını reddeden kopuş yaşamadığı sürece, ardılı KP aynı batakta yüzmeye devam ediyor. Bu partinin liderlerinden A.Güler, TKP kongresinin Kürt mücadelesiyle açılan mesafeyi daraltma kararından sonra, ANF’yle yaptığı röportajda “Kürtler eğer bağımsızlığı program edinirlerse bundan yalnızca emperyalizm kazanacaktır” nasyonalist görüşünü tekrar vurgulamıştı:
“Ortadoğu’nun bugününde herhangi bir halkın kendi kaderini tayin hakkını, komşu kardeş halklarla iradi bir birliktelik yönünde değil de, bağımsızlık yönünde kullanması durumunda yalnızca bundan kazanacak olan emperyalizm olacaktır.” (18.06.12, soL HP)
Aynı röportajında demokratik özerklik programınına ilişkin de, Kürdistan’da tekellerin sömürüsünü kolaylaştırabileceği tereddütünü dile getirmişti.
TKP’nin Türk ulusalcısı çizgisini sürdüren KP ise Cerablus işgalinin durdurulması talebini dile getirgiği “Yeter artık! Suriye’yi daha fazla kurcalamayın!” başlıklı açıklamasında, diktatör Erdoğan ve işgalci devletin asıl amacı olan Rojava demokratik federasyonu engelleme ve yıkmayı gizlemeye özen gösterdi. İşgale işgal demekten kaçınarak “operasyon” demekle yetindi. Hatta, yönetimin Türk burjuva devletini silahlı İslami çetelerin elinde oyuncak haline getirdiği ulusalcı yakınmasını sarfetmekten geri duramadı.(bknz. soLHP, 24.08.16)
Sonuç olarak, umut kırılmasını ve Kürt düşmanı şovenist atmosferden etkilenmeyi sürdürenler, KP örneğinde olduğu gibi, antifaşist mücadelenin gereklerini bir yana atarak emperyalizme karşı mücadeleyi başköşeye koyan formülde ısrar eder. Böylece egemen sınıf devletinin çıkarlarıyla uzlaşır ya da işbirliğine girişirler.