Göçmen gözaltı merkezlerini daha verimli kullanalım diyen bir siyasetçi solcu olabilir mi?

  • Muhafazakarların kemer sıkma mirası, protesto yasakları ve Gazze politikası nedeniyle ilerici seçmende hayal kırıklığı uyandıran Starmer, İşçi Partisi’ne itibar kaybettirdi. Burnham gerçek bir alternatif sunmadıkça bu küskün seçmenin geri dönmesi zor görünüyor.
  • Geçmişteki fikir ayrılıklarına rağmen göçmenlerin sosyal haklara erişimini savunan Burnham, gözaltı merkezlerinin ise "daha verimli" yönetilmesi gerektiğini belirtti. Buna karşılık hak örgütleri, bu merkezlerin hem insani açıdan hem de bütçesel olarak büyük bir yük olduğunu vurguluyor.
  • Burnham'ın Gazze dışındaki bir diğer tartışmalı dış politika adımı Irak Savaşı'dır. İşgali destekleyip iki soruşturmaya da karşı oy kullanan Burnham, 2015'teki eleştirilere karşılık, egemen bir ülkeyi işgal etmenin "kolay bir cevabı olmadığını" savunmuştu.

 

Harriet Williamson* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

"Kuzeyin Kralı" lakabıyla tanınan Andy Burnham, Britanya'nın bir sonraki başbakanı olabilir. [Bu makalenin yayımlanmasının ardından Burnham, Makerfield ara seçimini kazanarak parlamentoya döndü. Keir Starmer ise 22 Haziran'da hem İşçi Partisi liderliğinden hem de başbakanlıktan istifa etti. Burnham bugün liderlik yarışının en güçlü adaylarından biri olarak görülüyor. Ancak bu yazı kaleme alındığında henüz ne parti lideri ne de başbakandı.]

Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın parlamentoya dönüşü için Makerfield'da bir ara seçim düzenlendi. Amaç, Burnham'ın yeniden Avam Kamarası'na girerek giderek daha fazla tepki çeken Keir Starmer'a karşı İşçi Partisi liderliği için yarışmasının önünü açmaktı.

[Makalenin yayımlandığı günlerde] kamuoyu yoklamaları Burnham'ın seçimi kazanacağını gösteriyordu. Opinium'un anketine göre Burnham yüzde 46 oyla öndeyken Reform UK adayı yüzde 41'de kalıyordu. Convergence'ın araştırması ise Burnham'ın rakibi Robert Kenyon'ın 12 puan önünde olduğunu ortaya koyuyordu.

Parti liderliği için üçüncü yarışı

Makerfield zaferi, Burnham'a kariyerindeki üçüncü İşçi Partisi liderlik yarışına güçlü bir giriş yapma fırsatı sunacaktı. Anketler doğru çıkarsa, daha önce iki kez başaramadığı parti liderliğini bu kez kazanabilirdi.

Ancak asıl mesele şu: Burnham gerçekten İşçi Partisi'nin içine düştüğü çıkmazdan çıkış yolu olabilir mi? Sol için güvenilir bir müttefik mi, yoksa Downing Street'e yerleşir yerleşmez Reform UK'nin söylemlerine yanaşacak bir başka merkez siyasetçi mi?

Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerinde bakanlık yapan, daha sonra hem Ed Miliband'ın hem de Jeremy Corbyn'in gölge kabinelerinde görev alan Burnham'ın geçmişinde, sol seçmenlerin sahiplenebileceği icraatlar da yok değil.

Burnham, 2009'da Gordon Brown hükümetinde kültür bakanıyken Hillsborough faciasının [15 Nisan 1989'da İngiltere'nin Sheffield kentindeki Hillsborough Stadyumu'nda Liverpool taraftarlarının maç sırasında aşırı kalabalık bir tribünde sıkışması sonucu yaşanan izdiham] yıldönümünde protestolarla karşılaştı. Bu olayın ardından hükümeti facia hakkında ikinci bir soruşturma açmaya ikna eden isimlerden biri oldu. 2016'da ise faciada hayatını kaybeden 96 kişinin hukuka aykırı biçimde öldürüldüğüne hükmeden kararın ardından Güney Yorkshire Polisini "çürümüş bir kurum" olarak nitelendirmesi ve yıllarca süren örtbası sert sözlerle hedef alması nedeniyle Avam Kamarası'nda alkışlarla karşılandı.

Kuzey İngiltere’nin sesi mi?

Aynı yıl, Jeremy Corbyn'in gölge içişleri bakanı olarak hükümetin Prevent programının [Britanya hükümetinin radikalleşmeyi önleme amacıyla yürüttüğü ancak özellikle Müslüman toplulukları hedef alan bir gözetim politikası olduğu gerekçesiyle eleştirilen terörle mücadele programı] kaldırılması çağrısında bulundu. Burnham, uzun süredir özellikle Müslüman toplulukları hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilen bu programı "toksik" olarak tanımlıyor; radikalleşme belirtilerini ihbar etme yükümlülüğünü ise "Kuzey İrlanda'daki gözaltı uygulamalarının günümüzdeki karşılığı" olarak değerlendiriyordu.

Burnham, Westminster'daki siyasi kayırmacılığa karşı kuzey İngiltere'nin sesi olarak öne çıkarak özellikle Londra dışındaki seçmenler arasında güçlü bir destek kazandı. İlk kez 2017'de Greater Manchester Belediye Başkanı seçildi; ardından yapılan iki seçimi de yüzde 60'ın üzerinde oy alarak rahat biçimde kazandı.

Burnham'ın belediye başkanı olarak öne çıkan icraatları arasında otobüs ücretlerine getirilen 2 sterlinlik üst sınır ve otobüs, tramvay ile bisiklet ulaşımını tek çatı altında birleştiren, kamu denetimindeki Bee Network bulunuyor. İşçi Partisi liderliğine seçilmesi halinde bu modeli ülke geneline yayabileceğini söylüyor.

Pandemi döneminde Boris Johnson hükümetini kuzey İngiltere'yi yalnız bırakmakla suçlayan Burnham, bölgeye ek kaynak aktarılması için yürüttüğü mücadeleyle dikkat çekti. Bu süreç ona, Game of Thrones dizisine gönderme yapan "Kuzeyin Kralı" lakabını kazandırdı. Ancak belediye başkanlığı seçimlerindeki en iddialı vaatlerinden biri olan "sokakta yaşamayı 2020 yılına kadar sona erdirme" hedefinde aynı başarıyı gösteremedi.

İngiltere Parlamentosu'nun paylaştığı fotoğrafta, Makerfield Milletvekili seçilen Andy Burnham 22 Mayıs 2026'da Avam Kamarası'nda yemin ediyor./foto:AFP

Kemer sıkma politikalarını sürdürür mü?

Burnham'ın en yakın siyasi müttefiklerinden biri Enerji Bakanı Ed Miliband. Starmer ekibinin en soldaki isimlerinden biri olarak görülen Miliband'ın ekonomi politikalarında Burnham'a danışmanlık yaptığı, hatta olası bir Burnham liderliğinde maliye bakanlığı için hazırlandığı konuşuluyor.

Bununla birlikte iki isim iklim politikalarında aynı noktada durmuyor. Burnham son dönemde Kuzey Denizi'nde yeni petrol ve gaz arama faaliyetlerine daha sıcak bakmaya başladı; bu konuda artık "açık fikirli" olduğunu söylüyor.

Liderlik kampanyasını başlattığından beri Burnham, "40 yıllık damlama ekonomisini" [zenginlere ve şirketlere sağlanan ekonomik avantajların zamanla topluma yayılarak herkesin refahını artıracağını savunan, ancak eleştirmenlerce eşitsizliği derinleştirdiği söylenen ekonomik yaklaşım] hedef alıyor; özelleştirmelere, kemer sıkma politikalarına ve kuralsızlaştırmaya son verme vaadinde bulunuyor.

Burnham'ın ekibinin hafta sonu gazetecilere verdiği bilgilere göre, liderlik programının merkezinde su ve enerji hizmetlerinin yeniden kamulaştırılması yer alıyor. Burnham'a yakın bir isim, "Andy insanların hayatın temel ihtiyaçları üzerinde yeniden söz sahibi olması gerektiğini söylediğinde bunu ciddiye almalıyız. Bu konuda son derece kararlı" dedi.

Ancak Burnham'ın İşçi Partisi'nin mevcut mali programına bağlı kalacağını söylemesi, Starmer döneminde görülen kemer sıkma siyasetinin farklı biçimlerde sürmesi ve benzer geri adımların tekrarlanması riskini de beraberinde getiriyor.

Göçmen gözaltı merkezlerinde “verimlilik” tartışması

Öte yandan Makerfield ara seçimi öncesinde Burnham'ın söylemlerinde belirgin bir sağa kayış dikkat çekti. Özellikle İçişleri Bakanı Shabana Mahmood'un, kalıcı mülteci statüsünü kaldırmayı da içeren sert göç politikalarına destek vereceğinin anlaşılması bunun en açık örneklerinden biri oldu.

Bu açıklamalar, bağımsız milletvekili Diane Abbott'un sert tepkisine yol açtı. Abbott, X hesabından yaptığı paylaşımda, "Yeni patronla tanışın; eskisinin aynısı" ifadelerini kullandı.

Burnham'ın bu yönelimi, kısmen Reform UK'nin kendisini "Açık sınırcı Andy" diye hedef almasına verdiği bir yanıt olarak da okunabilir. Nitekim Burnham, daha önce savunduğu bazı göç politikalarından geri adım attı.

Bunlardan biri, Britanya'ya gelen göçmenlerin kalıcı oturum hakkı kazanana kadar sosyal yardımlara ve sosyal konutlara erişimini engelleyen "no recourse to public funds" (kamu kaynaklarına erişim hakkı yok) uygulamasının kaldırılması yönündeki çağrısıydı. Evsizliğin önemli nedenlerinden biri olarak gösterilen bu kısıtlamaya yönelik eleştirilerinden artık uzaklaşmış görünüyor.

Geçen hafta Burnham, Britanya'nın göçmen gözaltı merkezlerini "daha verimli kullanması gerektiğini" söyledi. İnsan hakları örgütleri ise uzun süredir bu merkezlerin hem ağır insani sonuçları olduğunu hem de kamuya ciddi maliyetler çıkardığını belirtiyor.

Yakın çevresindekiler kaygı yaratıyor

Burnham'ın yakın çevresindeki bazı isimler de sol seçmenler arasında kaygı yaratıyor. Bunların başında, Burnham'ın aday olabilmesi için Makerfield milletvekilliğinden istifa eden Josh Simons geliyor. Simons, gazetecileri izlemek ve hedef göstermek amacıyla bir ABD şirketine ödeme yaptığı ortaya çıkan sağ eğilimli düşünce kuruluşu Labour Together'ın yöneticiliğini yapmıştı. Şimdi ise Burnham'ın politika ekibinde çalıştığı ve olası bir hükümette kabine görevine getirilebileceği konuşuluyor.

Hafta sonu basına yansıyan haberlere göre Burnham'ın kıdemli danışmanları, Britanya ceza adalet sistemini yapay zekâ destekli kapsamlı bir gözetim mekanizmasına dönüştürme fikrini savunan Shabana Mahmood'un maliye bakanlığı için değerlendirilmesi yönünde de girişimlerde bulundu.

Makerfield kampanyası sırasında Burnham, siyasetin "daha az bölünmeye ve daha az hizipçiliğe" ihtiyacı olduğunu söyledi. Faiza Shaheen ve Jamie Driscoll gibi bazı sol isimlerin İşçi Partisi'nden ihraç edilmemesi gerektiğini savundu. Ancak aynı yaklaşımı Jeremy Corbyn için göstermedi.

Dış politikadaki tartışmalı fikirler

Burnham'ın dış politika konusundaki sicili ise daha tartışmalı bir tablo ortaya koyuyor.

Burnham, Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan ve İskoç İşçi Partisi lideri Anas Sarwar ile birlikte, Ekim 2023'te Gazze'de ateşkes çağrısı yaparak Westminster'daki parti yönetiminin çizgisinden ayrılan isimlerden biri oldu.

Ancak bu ayın başında İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını "soykırım" olarak nitelendirmeyi reddetti. Oysa dünyanın önde gelen akademik kuruluşlarından International Association of Genocide Scholars (Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği) bu saldırıları soykırım olarak tanımlamıştı.

Burnham, Guardian'a verdiği demeçte, "Yaşanan yıkımın boyutu ve orantısızlığı konusunda kaygılarım var. Ancak kapsamlı bir soruşturma ve hesap verebilirlik sürecine ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum" dedi.

Ancak böyle bir soruşturmanın, Britanya hükümetinin İsrail'in Gazze'deki saldırılarındaki rolünü de kapsayıp kapsamayacağı belirsizliğini koruyor. Jeremy Corbyn geçen ay Burnham'a bir mektup göndererek, başbakan olması halinde Britanya'nın İsrail'in Gazze operasyonlarındaki rolünü araştıracak bağımsız bir kamu soruşturması başlatıp başlatmayacağını, İsrail'le askeri işbirliğini sona erdirip erdirmeyeceğini ve yaptırım uygulayıp uygulamayacağını sordu. Burnham ise şimdiye kadar bu sorulara yanıt vermedi.

Burnham, 2012 yılında Labour Friends of Palestine ile birlikte işgal altındaki Batı Şeria'yı ziyaret etmiş olsa da 2015'ten beri Labour Friends of Israel üyesi. Aynı yıl yürüttüğü liderlik kampanyasında ilk resmi devlet ziyaretini İsrail'e yapmak istediğini söylemiş, küresel Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketini ise "kindar" olarak nitelendirmişti.

Burnham'ın dış politika geçmişindeki bir diğer tartışmalı başlık ise Irak Savaşı. Burnham, işgali destekleyen İşçi Partili milletvekilleri arasında yer aldı ve daha sonra savaşın soruşturulması yönündeki iki girişime de karşı oy kullandı. Bu tutumu 2015'te yeniden gündeme geldiğinde, Britanya'nın egemen bir ülkeyi hukuka aykırı biçimde işgal edip etmemesi konusunda "kolay bir cevap olmadığını" söyledi.

Starmer'ın, Muhafazakarların 14 yıllık kemer sıkma döneminin ardından vaat ettiği değişimi hayata geçirememesi, ifade ve protesto özgürlüğüne yönelik sert uygulamalar ile Gazze'deki savaş konusunda aldığı tutum, birçok ilerici seçmen açısından İşçi Partisi'ni itibar kaybına uğrattı.

Eğer Burnham kendisini Starmer'dan gerçekten farklı bir alternatif olarak ortaya koyamazsa, bu seçmenlerin İşçi Partisi'ne geri dönmesi de pek olası görünmüyor.

* Harriet Williamson, Birleşik Krallık merkezli bağımsız bir medya kuruluşu olan Novara Media bünyesinde muhabir ve editör.

Kaynak: Novara Media

Kaynak link: https://novaramedia.com/2026/06/16/how-leftwing-is-andy-burnham/