- "Gezegen Sağlığı Diyeti; sebze, meyve gibi bitkisel tüketimin artırılmasını, hayvansal ürünlerin azaltılmasını ve gıda israfının yarıya indirilmesini öngörüyor. Bu dönüşümle 2050’ye kadar hayvancılık 90’lar seviyesine gerileyebilir; tarım arazileri %7, otlaklar %10 küçülerek son iki bin yılın en büyük daralmasını sağlayabilir.
BAHAR AVJÎN
Yeni bir bilimsel araştırma, küresel gıda sisteminde yapılacak kapsamlı değişikliklerin hem iklim krizinin etkilerini azaltabileceğini hem de halk sağlığını iyileştirebileceğini ortaya koydu. Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü (PIK) ile Basel Üniversitesi işbirliğiyle yürütüldü ve 15 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan araştırmaya göre, bitki ağırlıklı beslenmenin yaygınlaşması, gıda israfının azaltılması ve tarım politikalarının yeniden düzenlenmesi, 2050 yılına kadar tarımın çevresel etkisini önemli ölçüde düşürebilir.
Araştırmacılar, mevcut küresel gıda sisteminin ciddi çevresel ve sağlık sorunlarına yol açtığına dikkat çekiyor. Bugün dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte biri tarım ve gıda sektöründen kaynaklanırken, yaşanabilir kara alanlarının yaklaşık yarısı tarımsal faaliyetler için kullanılıyor. Bu alanların büyük bölümü ise hayvancılık ve hayvan yemi üretimine ayrılıyor. Öte yandan üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri tüketilmeden israf edilirken, sağlıksız beslenme nedeniyle her yıl yaklaşık 15 milyon kişinin erken yaşamını yitirdiği belirtiliyor.
“Gezegen Sağlığı Diyeti” geçilir mi?
Çalışmada çözüm olarak, EAT-Lancet Komisyonu'nun önerdiği "Gezegen Sağlığı Diyeti"ne geçilmesi öneriliyor. Bu model; sebze, meyve, baklagiller ve kuruyemişlerin tüketiminin artırılmasını, kırmızı et ve diğer hayvansal ürünlerin tüketiminin azaltılmasını ve gıda israfının yarıya indirilmesini öngörüyor.
Araştırmanın projeksiyonlarına göre, bu dönüşümün hayata geçirilmesi halinde 2050 yılına kadar sığır, koyun ve keçi gibi geviş getiren hayvanların sayısı 1990'lı yılların ortalarındaki seviyelere gerileyebilir. Tarım arazilerinin toplam büyüklüğünün yüzde 6 ila 7 oranında küçülmesi, otlakların ise yaklaşık yüzde 10 azalması bekleniyor. Araştırmacılar, bunun son iki bin yılın en büyük tarım alanı daralması olacağını ifade ediyor.
Boşalan arazilerin yeniden ormanlaşmaya bırakılması sayesinde biyolojik çeşitliliğin artabileceği, sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte bir oranında azalabileceği, ayrıca kimyasal gübre ve sulama ihtiyacının da önemli ölçüde düşeceği belirtiliyor.
Bununla birlikte araştırmacılar, dönüşümün ekonomik sonuçlarına da dikkat çekiyor. Özellikle hayvancılıkla geçimini sağlayan çiftçilerin bu süreçten olumsuz etkilenebileceği belirtilirken, hükümetlerin söz konusu üreticilere mali destek sağlaması, alternatif gelir kaynakları oluşturması ve adil bir geçiş sürecini planlaması gerektiği vurgulanıyor.
Araştırma, bireysel beslenme alışkanlıklarındaki değişimin tek başına yeterli olmayacağını; sürdürülebilir bir gıda sistemine geçiş için kamu politikalarının da eş zamanlı olarak dönüştürülmesi gerektiği sonucuna varıyor.