‘Angela Davis’e 1 milyon gül’e bugünden bakmak

Dosya Haberleri —

26 Ekim 2020 Pazartesi - 23:00

  • ABD’deki siyahların ırkçılık karşıtı mücadelesinin sembol ismi Angela Davis, 70’li yılların başındaki tutsaklığı sırasında Doğu Almanya’da düzenlenen “Angela Davis’e 1 Milyon Gül” kampanyasıyla ikona dönüşmüş, ülkeden siyah aktiviste yüz binlerce kartpostal gönderilmişti. Dresden’de açılan sergi, bu dinamiği anlamak için hikâyeyi önce başa sarıyor, ardından ise ona bugünden derinlikli bir bakış atıyor.

OSMAN OĞUZ

Doğu Berlin’in Schönefeld semtindeki havaalanında, 1972 yılının Eylül ayında, sosyalist Almanya Demokratik Cumhuriyetinin (DDR) iç istihbarat servisi Stasi’nin beklediğinin yirmi katı insan buluşmuştu: 50 bin kişi, DDR sınırları içinde adeta bir popstar muamelesi gören Angela Davis’i selamlamak için meydanı doldurmuştu. Davis, Magdeburg şehri tarafından “onur yurttaşı” ilan edilecek; Leipzig Üniversitesi ise ABD’li aktiviste “onur doktorası” takdim edecekti. Davis’in Leipzig’teki konuşmasını dinlemek üzere toplanan insanların sayısı ise dudak uçuklatıcıydı: 200 bin kişi meydanı hıncahınç doldurmuştu ve dünyanın öbür tarafından gelen Davis’i coşku içinde dinliyordu.
Peki iş buralara nasıl geldi? Okyanuslar ötesinden gelen bu genç kadın, Doğu Almanya’nın ikonuna nasıl dönüştü? Dresden’in meşhur Albertinum Müzesinde açılan “Angela Davis’e 1 Milyon Gül” başlıklı sergi, bu soruları yanıtlamak için hikâyeyi önce başa sarıyor, ardından ise ona bugünden derinlikli bir bakış atıyor.

Junge Welt gazetesinin 1971’de “Angela Davis’e 1 Milyon Gül” kampanyası kapsamında dağıttığı kartpostal şablonu.

Angela Davis kimdir?
Angela Davis, 26 Ocak 1944’te ABD’nin Alabama Eyaletine bağlı Birmingham şehrinde doğdu. Angela’nın ilk gençlik yıllarını kapsayan 60’lı yıllarda ABD’de siyahlara yönelik ırkçılık doruğa ulaşmıştı ve beyaz ırkçılar, “Ku Klux Klan” gibi örgütler aracılığıyla bombalı saldırılar düzenliyordu. Öte yandan ama siyahlar da direniş cephesi örgütlüyor, öfkelerini giderek daha yoğun biçimde politikleştiriyor ve silahlı mücadele dahil farklı biçimlerde ırkçılığa kafa tutmaya başlıyordu. Keza ABD’deki siyah politik bilincinde silinmeyecek izler bırakacak olan Kara Panter Partisi ve Siyah Özgürlük Orduları da bu dönemde kurulacaktı.
Angela, bu dönemi bir siyah genç kadın olarak yaşadı. Özgünlüğü, sosyal bilimler ve edebiyattaki müthiş yeteneğiydi. Henüz 15 yaşındayken bu yeteneği, “American Friends Service Committee” tarafından verilen bir bursla ödüllendirildi; Angela, bu sayede New York’taki bir özel okula yazılma şansı elde etti. Marksizmle ilk karşılaşması da burada olacaktı. 1961’e kadar Brandeis Üniversitesinde okuyan Angela, 1962’de bir yıllığına Paris’teki Sorbonne Üniversitesine devam etti.

Performance with Inside/Outside, Senga Nengudi, 1977.

 

Frankfurt Okuluyla karşılaşma
Brandeis Üniversitesi, Angela’nın hayatına büyük etkilerde bulunan bir karşılaşmanın da mekânına dönüşecekti. Frankfurt Okulunun Hitler faşizmi ardından sürgüne çıkan üyelerinden Herbert Marcuse, burada ders veriyordu. Marcuse’nin aracılığıyla 1965’te sosyoloji ve felsefe okumak üzere Almanya’nın Frankfurt kentine gitti; burada Frankfurt Okulunun ve modern Marksizmin en önemli isimlerinden olan Theodor Adorno ve Max Horkheimer da dahil olmak üzere birçok önemli bilim insanından dersler aldı. 
Angela’nın doğup büyüdüğü Birmingham, 60’lı yıllarda Ku Klux Klan’ın siyahlara yönelik saldırılarının da en yoğun olduğu bölgeydi. 1963 yılında, Angela henüz 19 yaşındayken beyaz ırkçılar, 4 siyah genç kadını katletti. Angela, katledilenleri tanıyordu; bu saldırı, onun politik bilinci ve eylemi açısından bir milada dönüşecekti. Marksizm, hem ırkçılığa hem de sömürüye karşı bulduğu yanıttı; yaşadığı veya okuduğu her yerde Marksist hareketlere dahil olmaya başladı. Frankfurt’taki yıllarında da Alman Sosyalist Öğrenciler Federasyonunun (SDS) üyesi oldu ve özellikle Vietnam Savaşına karşı gelişen eylemlerde yer aldı.

Angela Davis’in bütün dünyada ikona dönüşen fotoğrafı: 1969 yılında Kaliforniya’daki bir eylemde.

 

Siyah yurttaş hakları aktivizmi
Frankfurt’tan döndükten sonra Davis, 1967 yılının yazında, ABD’deki siyah yurttaş hakları hareketinin en önemli öznelerinden biri olan “Student Nonviolent Coordinating Committee”nin (Şiddetsiz Eylem Örgütleme Öğrenci Komitesi, SNCC) ve ayrıca kısa süreliğine Kara Panter Partisinin üyesi oldu. 1968’de ise ABD Komünist Partisinin afro amerikan üyelerinden oluşan Che Lumumba Kulübüne dahil oldu.
Davis’in bu dönemdeki angajmanının en önemli ağırlık noktası, tutsak haklarıydı. Özellikle siyah tutsakların cezaevlerinde yaşadıkları ve idam cezasına karşı yürütülen mücadelede Angela Davis, önemli isimlerden birine dönüşmüştü. 

En çok aranan 10 kişiden biri
Angela Davis’in dünyaca üne sahip olmasına ve DDR’de bir “popstar”a dönüşmesine neden olan olay da bu yıllara denk gelecekti: 18 yaşından bu yana ABD cezaevlerinde yatan ve tutsaklığı sırasında Kara Panter Partisine üye olan George Jackson’a Davis, tutsaklık koşullarına dair bir kitap yazmayı önerdi. (Jackson’ın bu kitabı daha sonra “Soledad Brother” adıyla yayınlanacaktı.) Bu yıllarda kardeşi, bir mahkeme sırasında George Jackson’ı silahlı bir eylemle kurtarmaya çalıştı; başarısız olan eylemde polisle çıkan çatışmada dört kişi yaşamını yitirdi. Soruşturmada Angela Davis, bu eylem için silahı temin etmekle suçlandı; keza silah, Davis adına satın alınmıştı. Davis, aranıyordu; FBI onu “ABD’nin En Çok Aranan 10 Suçlusu” listesine koymuştu; “terörizme destek” suçlamasından idamı isteniyordu. Davis, birkaç aylık yeraltı hayatının ardından 13 Ekim 1970’te FBI tarafından New York’ta bulundu ve tutuklandı. Bu dava, ABD’deki siyahlara yönelik ırkçılığa ve siyahların mücadelesine dair hızla bir sembole dönüşecek, sınırları aşan bir dayanışma kampanyasının fitilini ateşleyecekti. Bu kampanyanın en ilgi çekici ayaklarından birinin adresi ise Doğu Almanya’ydı.