Ortadoğu haritasını açın. Suriye‘den başlayıp Irak’a geçin. Sünni ve Şii Arap bölgeleriyle Kürdistan’ın iki parçasının sınırlarını gözünüzde canlandırın. Ortaya çıkan tabloda IŞİD’in at koşturmasa da cip ve cemselerlerini rahatça sürdüğü alanları görürsünüz.

Yeni komşumuz, Kürdistan’ın sınırdaşı artık şeriatla yönetilen, yönetilecek, gözünü kırpmadan baş kesen, kestiği başla top oynayan, binlerce insanı aynı anda kurşuna dizen ve bunlarla övünç duyan bir cinayet ve vahşet şebekesi, Moğol istilacılarının yeni versiyonu IŞİD, Irak-Şam İslam Devleti.
Hedeftekiler ise kendi inançlarından olmayan, onlar gibi düşünmeyen, onlar gibi kalkıp oturmayan herkes. Aynı inançtan olsalar da hafifçe “yoldan” çıkanlar dahi nişangahta. Onlara göre Hiristiyanların, Êzidilerin, Alevilerle Şii Müslümanların canı cehenneme. Suriye ve Irak’taki rejimlere karşı mücadele etseler de ortak payda Arap olmaktan çok Sünni Müslüman olma. Arap olma ise tabii ki bir ayrıcalık.
Nasıl oluyor da 8-10 bin kişilik bir örgüt geçtiği köy, kasaba ve kentleri denetim altına alarak ilerleyebiliyor ve etrafında topladığı insan sayısını arttırabiliyor?
Toprak müsait olmasa, tarla birkaç kez sürülüp gübrelenmese, yer altında yeşerme ve boy vermeyi bekleyen tohumlar olmasa, 8-10 bin tohumla yüzbinlerce kilometrekarelik bir alan yeşerebilir mi?
Şayet tarla sürülüp gübrelenerek ekilmişse boy vermesi için biraz güneş, biraz da yağmur yeter de, artar bile. Irak’ın Sünni bölgelerinde son günlerde yaşanan tam da bu.
Onbir yıl önce, 2003 yılında Saddam göçüp gitti, ancak Baas partisi ile devlet aparatında yer alan milyonlarca Sünni Arap yer altına çekildi; uyuyan, gününü bekleyen hücrelere dönüştü. Bağdat’ın Şii ağırlıklı yeni efendileri Sünni bölgelerde yaşayanlara tam bir üvey evlat muamelesi yaptılar. 2003 yılına kadar bin yıl boyunca egemenlik sürdüren, bunun kaymağını yiyen Sünniler bunu hazmedemedi, içten içe Bağdat’taki Şii ağırlıklı yönetime karşı diş biledi, örgütlendi ve gününü bekleyen hücreler oluşturdu.
IŞİD’in kapıyı çalması ile bu uyuyan ve rejimden hoşnut olmayan hücreler harekete geçti ve işte bunlar sayesinde Musul tek kurşun atılmadan IŞİD’in egemenliğine teslim oldu. Musul gibi milyonluk bir kenti kontrol edebilmek için onbinlerce silahlı insana ihtiyaç duyulmasına rağmen, IŞİD gücüne güç katarak yoluna devam edebiliyorsa, işin içinde çok daha örgütlü, kenti ve Sünni bölgeleri iyi tanıyan başkaları var demek.
Peki AKP, “Yeni Türkiye” ve Şeriata gönül vermiş Sünni-Müslüman dünyası IŞİD’in bu atağından, başarısından rahatsızlar mı?
Şeriata gönül vermiş Sünni-İslam dünyası IŞİD’in bu başarısından oldukça memnun. “Bayrağı indireni, indireceksin. Bu çocuk da olsa orada haddini bildireceksin” diyenlerden Musul’daki TC Konsolusluğu’nun “işgaline” ilişkin tek bir laf işiteniniz var mı? Ya da konsolosluk görevlilerinin tüm uyarılara rağmen “bize birşey olmaz” demelerini neye yorumlamalıyız?
IŞİD başkalarının olduğu kadar TC’nin de gayri meşru çocuğudur. Gündüzleri olmasa da, karanlığın bağrına sığınarak o evlere uğradılar, oralarda edindikleri çocukların başlarını okşadılar, öpüp kokladılar, her türlü ihtiyaçlarını karşıladılar. Gündüzleri ise mazbut, evine ve eşine sadık insan rolü oynadılar.
Abdulkadir Selvi’nin övünerek bahsini ettiği 2000 TIR dolusu silah ve cephane kime gitti? Örtülü ödenekten kaç milyar dolar bu gayri meşru çocukların, “our boyların” evlerine aktı?
Rehin alındıkları iddia edilen konsolosluk görevlilerinin TC nezdinde hiçbir değeri, kıymeti harbiyesi yoktur. Öyle olsaydı, daha birkaç yıl önce PKK tarafından tutsak edilen, esir alınan sekiz askere ilişkin hükümet düzeyinde “keşke şehid olsalardı” yollu açıklamalar edilmezdi.
AKP konsolosluk “işgalinden” “mağduriyet” yaratıp bunu yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oya dönüştürmeyi amaçlıyor. Ve yarın “our boylarından” teslim alacakları konsolosluk görevlilerini ise bir zafer diye sunarak iki misli tahvil amaçlıyorlar.
Mezhepsel ayrılıklardan ötürü Şii Maliki ile kanlı bıçaklı olan TC ve AKP kurmayları IŞİD’in başarısından gayet memnunlar. Yanı başlarında oluşmaya başlayan Şeriata dayalı Sünni bir devlete 50 Türk’ü de, 500 Türk’ü de, Şii Türkmenlerin tümünü de kurban etmekten sakınmazlar.
Ankara’nın himayesi altına aldığı Tarık Haşimi sadece kendi adına IŞİD’in zaferini kutlamadı, aynı zamanda AKP’nin duygularına da tercümanlık etti. Sudan’lı El-Beşir canisini “Müslümanlardan terörist olmaz” diyerek bağrına basan, Hamas’a kol-kanat geren, Mursi’ye ağıtlar yakanlardan IŞİD’e memnuniyetsizlik göstermeleri beklenebilir mi? “Amaca ulaşmak için her yol ve araç mübah” diyen birini Şeyhülislamlık mertebesine taşıyan, “Minareler süngümüz, kubbeler miğfer, Camiler kışlamız, müminler asker” diyenlerin IŞİD’den memnuniyet duymaları normal değil mi? Mısır olmadı, bari Suriye ve Irak olsun diye düşünmezler mi?
Hergün kükreyen, ona buna laf yetiştirmeye çalışan, ağzını her açtığında sağa sola küfreden Erdoğan’dan IŞİD’e ilişkin olumsuz tek bir laf duydunuz mu? Alan da, satan da memnun. Ankara’nın sessizliği işte bundan.
Son söz: Taliban Afganistan’dan ne kadar çıkarılabildiyse, IŞİD de Irak ve Suriye’den o kadar çıkartılabilir. Demokratik bir Irak ve Suriye ise başka bir bahara.