‘11-12 Nisan 2015 tarihinde Ağrı İli Diyadin İlçesi Yukarıtütek Köyü bölgesinde Bölücü Terör Örgütü mensupları tarafından organize edilen ve ‘Bahar Şenliği’ olarak isimlendirilen etkinlikte Bölücü Terör Örgütü’nün propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımıza seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskıuygulanacağı yönünde bilginin alınması üzerine, Kamu Düzeninin bölgede sağlanması için Ağrı Valiliğinin talimatı ile Ağrı İl Jandarma Komutanlığınca 15 Timden oluşan Güvenlik Gücü 10-11 Nisan gecesi bölgeye sevk edilmiştir.”
Bu açıklama Türk Genel Kurmay Başkanlığı tarafından yapılmıştır.
Dün ise DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksel, olayın gerçek yüzünü açıkladı. Buna göre ordu, gerilla bölgesine sızmış ve 15 askeri de tıpkı “Silvan’da” olduğu gibi, “yem” olarak gerilla üslenme bölgesine “indirmiş“. Orada yaralanan 8 askeri ordu bekletmiş, onları ölümden, sivil halk kurtarmış. Eski HDP İlçe Başkanı Cezmi Budak bu esnada şehit düşmüş ve MEYADER temsilcisi Cenap İlboğa ağır yaralanmış. Bu arada provokasyon da böylece önlenmiş.
Evet. Ağrılı sivil halkın “ölüm pahasına” aldığı inisiyatif olmasaydı, şimdi Türkiye “15 askerin tabutlarının başında” yükselen “kahrolsun HDP” sesleriyle yankılanacaktı.
Sonuç nedir?
Birincisi, Genel Kurmay “ateşkese son vermiştir.”
İkincisi “şenliği” örgütleyen yasal HDP-DBP’ye “terör örgütü” suçlamasında bulunmuştur.
Üçüncüsü, böylece “çözüm sürecini” de gayrı meşru ilan etmiştir.
Dördüncüsü, HDP adaylarına 7 Haziran’da “oy verme” çağrısını ve bu çağrının yapılacağı her türlü seçim faaliyetini “vatandaşa baskı”olarak suçlayp silahla bastırma niyetini açıkça ortaya koymuştur.
Şu “tehlikeli” ifadeye bakınız: Şenlikte “Bölücü Terör Örgütü’nün propagandasının yapılacağı, vatandaşlarımıza seçimde destekledikleri adaylara oy vermeleri konusunda baskı uygulanacağı” yolunda “bilgi” almışlarmış.
Yani “vatandaş” kendi partileri olan HDP ve DBP aracılığı ile şenlik düzenleyecek”, aynı “vatandaş“kendi partileri eliyle düzenlediği bu “şenliğe kendi ayaklarıyla gidecek” ve şenlikte bu şenliği düzenleyenlere ve bu şenliğe kendi ayaklarıyla gelenlere “HDP adaylarına oy verin” diye baskı yapılacak…
Bu ifadeler, Türk ordusunun”HDP adaylarına oy istenmesini” silahlı olarak ve kan dökerek önleme kararında olduğunu gün gibi, güneş gibi, inkar edilemeyecek şekilde kanıtlamış bulunuyor.
Cengiz Çandar, bu konuda önemli bir yazı yazdı. Demokratik kamuoyunu, HDP’ye karşı Ankara tuzakları konusunda uyardı. Ağrı saldırısını ikinci bir Silvan provokasyonu olarak niteledi.
Türk devlet başkanı Erdoğan’ın Askeri Akademi’de paşaların huzuruna çıkıp “aldatıldım” dedikten sonra, “Kürt sorunu yoktur”, “Dolmabahçe ortak toplantısı yanlıştır”, “on maddelik deklerasyon kabul edilemez” diyerek “çözüm süreci” masasını tekmelemesinin böyle bir “provokasyonun” habercisi olduğu belliydi.
AKP Demirtaş’ın da dediği gibi “hükümetten düşmenin eşiğinde ve HDP de barajı aşmanın eşiğinde”. İşte bu”kritik eşikte” AKP ve Erdoğan grubu, “düşmemek” ve HDP’yi “baraj altında bırakmak” için, “her yola” başvuracaktır.
Ve ilk adım olarak, aday listelerinin açıklanmasından üç-dört gün sonra Ağrı’da kanlı provokasyon sahnelenmiştir.
Şimdi “dişleri sıkmanın” zamanıdır. Önümüzde tuzaklarla dolu bir 55 gün var. Bu 55 gün boyunca “avuçlar dolusu tuz yesek de su içmemeliyiz”. Var sayın ki Kerbeladayız. Bu 55 gün boyunca, Ağrı’da olduğu gibi “kan tükürsek de ‘kızılcık şerbeti’ içtik” demeliyiz.
Bu seçim tarihe geçecek. Çünkü bu seçimde demokrasinin “sinir sistemi” sınava çekilecek. AKP’nin “provokasyon” silahına karşı koyabilecek bir “irade”ye sahip olup olmadığımız ortaya çıkacak.
Ve herkes şunu kafacığının bir kenarına koysun: Bu işlerin bir de 8 Haziran’ı var…
Ve o gün Türkiye’nin bütün Kutoları, HDP’nin rütbesiz “generalleriymiş” havasına girip bütün sokakları dolduracak. Onlar “tahta tüfekleriyle” “pat” deyince, “muktedirler” korkuyla yerlerinden sıçrayacak…Düşecek…
Gün ola, harman ola…