Balçiçek İlter’in yazısını büyük bir dikkatle okudum.

Dürüst Türk aydını, Türk siyasetindeki büyük ahlaki çöküşten kurtuluşu, Kürdistan’ın sokaklarında arıyor. Bu sokaklardan siyasetin lağımları değil, kadın, erkek, genç, ihtiyar, tüm Kürdistan halklarının alın teri, kanı, acısı ve umudu akmış. Burada “tapeler”, “ses kayıtları”, “şantaj kasetleri” hakkında konuşulmuyor. Balçiçek İlter yazıyor:
“Bir kez daha Ulu Cami... Restorasyonu bitmiş Surp Giregos Kilisesi, Hasan Paşa Hanı derken, yine ve tekrar Diyarbakır turu... Bu kentin genlerinde hareket var. Bir tarafta kadınlar toplanmış, Ciğerhun Kültür Merkezi’nde projelerini anlatıyorlar... İçeri adım attığımda kalabalıklaşıyoruz, 
kadın her yerde kadın, sorunlar hep aynı... Çıkışta yüreğim aklım ‘Jin Amed’le(*) ve ceplerim hediyelerle dolu... Taşmış gönlüm coşkudan boynumda yöresel rengârenk şallar...”
Türk aydınlarının bir kısmı, bugünkü Türk siyaset lağımına gırtlaklarına kadar batmışken, gittikçe artan bir kısmı gözlerini Kürdistan’a çeviriyor. Onlar Ankara’nın içler acısı haliyle Amed’in umutlu halini karşılaştırıyorlar. Ankara’da “Mart kapıdan baktırıyor, kazma kürek yaktırıyor”. Tüm Kürdistan’da ise Newroz’a az kala, 8 Mart eşiğinde bir “kadın baharı” yaşanıyor.
Eşbaşkanların ve Belediye Meclislerinin yarısı kadın. Yani yerel yönetimlerin “tek milletli, tek devletli, tek dilli, tek dinli, tek mezhepli, tek bayraklı ve en çok da tek erkekli” “bölünmez bütünlüğü” Kürdistanlı kadınlar tarafından param parça ediliyor. 30 Mart gecesi, Kürdistan yerel yönetimlerinin yarısını kadınlar hem devletin, hem de erkeklerin elinden almış olacak.
Alıp da ne yapacak?
“Erkek” Başbakanlar, Bakanlar gibi aile yakınlarının cebine atmayacak. Devletten ve erkeklerden aldığı yetkiyi, kadınların Meclislerine, dolayısı ile halka devredecek. Halk ne derse, yerel yönetimler o denileni hayata geçirmek için çalışacak...
“Erkek sözü” diye vaktiyle bir laf vardı. Verilen sözün yerine getirileceğine dair bir güveni ifade ederdi. Havada uçuşan kasetler, şantajlar, rezillikler bu sözü çoktan çöp sepetine attı. Daha geçtiğimiz yıllar içinde CHP’nin “erkek Genel Başkanı”nın “kaseti” dillere düştü. Bunu Ordunun “erkek oğlu erkek” paşalarının “kasetleri”, “tapeleri”, “görüntüleri” izledi. Şimdi “baba-oğul” kasetlerinden geçilmiyor.
“Siyasetin erkek sözü”ne artık kimse güvenmiyor.
Şimdi “kadın sözü” zamanı.
Fırat’ın Batısında “erkek erkeğin kurdu”... Kurt sürüleri düşeni paralamak için ağızlarından salyalar akıtarak bekliyor. Her yeri iktidar kavgasının irin, kan, idrar kokuları kaplamış. Gazete okuyanın, TV izleyenin, İnternet’e girenlerin midesi bulanıyor.
Böyle olunca Balçiçek İlter ve onun gibi içi dışına çıkan “Memleketin yoğun, basık, nefes aldırmayan havasından kaçmak için iyi fırsattı Diyarbakır...” diye konuşuyor. “İyi de geldi ne yalan söyleyeyim, havasıyla, suyuyla, insanıyla, toprağıyla...” diye yazıyor.
Bu yerel seçimlerde Kürdistan tüm Türkiye’ye, tüm Ortadoğu ve Kafkasya’ya, Avrupa’ya ve Amerika’ya “kadın sözü” verecek. Yerellerde “hükümete” geçecek olan kadınlar bu topraklarda “demokratik özerklik”, “demokratik uluslaşma”, “komünal eşitlenme”, “cinsiyet özgürlükçü, ekolojik toplumsallaşma” süreçlerini inşa etmek için, “kadın sözü” veriyor.
Kürdistan’da “kadın sözü”, “erkek sözünün” de güvencesi oluyor. Kadını ve erkeği ile, Kürdü, Arabı, Süryanisi, Asurisi, Ezidisi, Ermenisi ve Türkü ile tüm Kürdistan yalandan, ahlaki çöküşten, yolsuzluktan, kasetten, şantajdan bunalan insanların çok renkli sığınağına dönüyor.