Telaviv’de, Alman kökenli bir Yahudi, dünyanın neden rahat etmediğini açıklıyordu.

Ve Kudüs’te o manzaraya şahit olduğumuzdan, bu adamın bazı konularda haklı olduğunu da idrak etmiştim.
Rössler soyadını taşıyan bilirkişi, Kürdistan davasında daha çok kan döküleceğini izah etmişti.
Bunu Türkiye’nin ve Kürdistan’ın inadına bağlıyordu.
Sonradan tercümesini yapıyorum.
Türkiye, Kürdistan sömürgesini kaybetmemek için, “İslam”, “Kürt”, “Hizbullah”, gerekirse, “Kürt yurtseveri” olabilir.
Ama Kürdistan’ı Kürtler’e kaptırmaz.
Kürdistan’lılar, Türkiye hangi kılığa girerse girsin, Kürdistan’ı işgalden koparıp almasını bilirler.
Ama yine de düşündüm.
Belki horonlardan dünya bir başka görünür diye.
Soruna bir İsrail’li olarak bakmışsa, belki de bir bildiği var demiştim.
Öyle ya, İsrail’lilere, dünyada neler olacağını bilen, tehditkar sihirbaz rolü verilmiş.
Ya da İsrail Yahidileri, İsrail’i kuruncaya kadar, ne kadar kan döküldüğünü bilenler olarak, hem Kürdistan’ın ve hem de Filistin devletlerinin kurulması yolunda ne kadar kan döküleceğini öngörüyorlardı.
Ama tam olarak şunu söylemişti.
Kürdistan’da daha çok kan dökülecek.
Otuz yıl önce Osnabrück Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan bir doçent de belirtmişti.
Kürdistan’ın kurulması için, Kürtler kendilerine yönelecek ve çok kan dökülecek.
İsrail’li Alman kökenliyi anlamıştım.
Kudüs’de tarih Davut, İbrahim, ve Muhammed’in aynı tapınağın bodrum katında aynı köşede ibadet ettikleri üzerine kurulmuş.
Ve böylece, İslam, Hıristiyanlık ve Museviliğin sarsılacağı bir savaş odağı oluşturulmuş.
Aidiyet bu üç metrekarelik yere hapsedilmiş.
Dünya dönüp dolaşıp bu üç metrekare için savaşıyor.
Kudüs’ta yaşayanlar, tüm dünyayı temsilen, hergün savaşıyorlar.
Çüzüm yok.
Çünkü çözüm için, sorunun çözülmesi gerek.
Ve çünkü, sorun çözüm.
Bu paradoksdan çıkıp Diyarbekir’e geliyorum.
Diyarbekir’e çözüm geliyordu.
Kurtlar’ın çözüm getireceğine hiç inanmamıştım.
Getirmeyecekler de.
Umut verecekler; Kürtler’i hala kabileler ve inlerde yaşayan zavalılar gibi görüyorlar.
İbrahim Peygamber Urfa’ya gelmiş’e sığınıyorlar.
Saidi Nursi’yi siper ediyorlar.
Gerekirse, Ahmed Arif’i kendilerine bayrak edecekler.
Ama Diyarbekir’de bomba patlatmaktan da vazgeçmeyecekler.
Bunu, Diyarbekir’in kendilerinde kurtulduğunu hissettiklerine hep yapacaklar.
Kaybedenlerin refleksi.
Bu hafta, Lice’de kan döküldükten sonra, Diyarbekir’de yine bombalar patladı.
Lice ve Cizre, Çiller döneminin sarsılmaz Kürdistan kalleriydi.
Onlar Diyarbekir’i sarsılması mümkün olmayan Kürdistan’ın şifresi kıldılar.
Bundandır; Erdoğan yönetiminin çaresizliği.
Çünkü birçoklarının “çareyi umduğu” yabancılardan gelmeyecek “çözüm”.
Çözüm Diyarbekir’de.
Ankara’sız Diyarbekir.
Bunu Ankara’dakiler de görüyorlar.
Çıldırmaları da bundan.