Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutan Mazlum Ebdî, kendilerinin de dahil olduğu ABD-Türkiye mutabakatına bağlı olduklarını, gerekli adımları attıklarını ama Erdoğan iktidarının işgalde ısrar ettiğini söyledi.
Diyalog ve çözümden yana olduklarını ama mutabakat dışında tek taviz vermeyeceklerini kaydeden Ebdî, Rusya ve İran’nın Türkiye’yi sınırda savaşa sürerek QSD’nin çekilmesiyle Dêrazor gibi alanlara rejimi sokmak istediğini söyledi.
Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın gerçekten de savaşmak istediğini, çünkü iktidarının devamlılığını savaşta gördüğünü, bunun için de Kuzey-Doğu Suriye’ye saldırmaya çalıştığını söyleyen QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, ”İktidarı sallantıda, partisi dağılıyor ve çareyi savaşta görüyor. Eğer yapabilirse yarın bize karşı da savaş başlatır. Biz bu tehditleri ciddiye alarak tedbirlerimizi alıyoruz. Erdoğan’ın çıkışları bu mutabakatın sağladığı sürece zarar veriyor. ABD’li dostlarımız da bu şekilde düşünüyor” dedi.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ile varılan mutabakat sonrası da Kuzey-Doğu Suriye’yi tehdit etmeye devam etti. Erdoğan, Ankara’da yapılan Türkiye-İran-Rusya üçlü zirvesi sonrasında ise ABD ile iki hafta içinde istedikleri sonucu alamazlarsa tek başlarına işgal girişiminde bulunacakları söyledi. QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, Erdoğan’ın tehditleri, QSD’nin mutabakata bağlılığı, rejim ve müttefiklerinin pozisyonu ile ilgili ANF’den Amed Dicle’ye konuştu.
8 aydan sonra mutabakat
Türkiye’nin saldırı ve tehditleri artınca savaşsız çözümden yana oldukları için ABD’nin arabuluculuğunda Türkiye ile diyalogu zorladıklarını ve 8 aydır devam eden diyalogla son mutabakata varıldığını hatırlatan QSD Genel Komutanı Ebdî, ”ABD’liler onlarla ve sonra bizimle görüşüyor. Görüşlerimizi de onlara iletiyorlar. Bu süreçten sonra üç temel maddeden oluşan bir mutabakat yapıldı. Bu mutabakat, ABD ile Türkiye arasında ve bizim de onayımızla yapıldı ve şu anda üç aşamalı sürecin pratik adımları atılıyor” dedi.
Mutabakattan sonra dili değişti
Havadan ve karadan ABD’nin katılımıyla devriye gezildiğini, QSD’nin de gerekli adımları attığını ifade eden QSD Genel Komutanı, ”Bizim tarafımızdan bir sıkıntı yok. ABD’liler de bu sürecin beklenenden hızlı ilerlediğini açıkladı. Bu mutabakat tam olarak hayata geçerse herkesin yararına olur ve tüm tarafların kaygılarını giderir. İlginç olan şudur; mutabakat yapıldıktan sonra Erdoğan’ın dili değişti. Sanki bir mutabakata varılmamış gibi konuşuyor. Son olarak ABD ile anlaşamazsa iki haftada saldıracağını deklare etti. Bizim bildiğimize göre zaten anlaşma sağlandı ve hayata geçti” şeklinde konuştu.
Erdoğan zor durumda
Erdoğan’ın neden böyle yaptığını anlamaya çalıştıklarını söyleyen Ebdî, şöyle devam etti: ”Erdoğan zor bir pozisyonda. Bölgede sürdürdüğü siyaset çıkmazda. ABD ve Rusya’ya verdiği sözler var ama bu durum artık sürdürülemez noktaya geldi. Sözlerini yerine getiremiyor. Erdoğan gerçekten de savaşmak istiyor, çünkü iktidarını savaşta görüyor. Kuzey ve Güney Kürdistan’da sürdürdüğü savaş yetmiyor ve Rojava’ya da saldırmak istiyor. İktidarı sallantıda, partisi dağılıyor ve çareyi savaşta görüyor. Eğer yapabilirse yarın bize karşı da savaş başlatır. Bu tehditleri ciddiye alarak tedbirlerimizi elden bırakmıyoruz. Erdoğan’ın bu çıkışları, varılan mutabakat sürecine zarar veriyor. ABD’li dostlarımız da bu şekilde düşünüyor.”
Tehditlerle adım atmayız
Tehdit ve dayatmalarla adım atmayacaklarını tüm taraflara söylediklerini vurgulayan Ebdî, şunların altını çizdi: ”Anlaşma varsa onların da adım atması ve dillerini değiştirmesi gerekir. Biz şeffaf hareket ediyor. Türkiye ile dolaylı olarak vardığımız anlaşma ortada. Mutabakat üç adımdan oluşuyor, ötesi yok. Şudur;
- 5 km derinliğinde, bazı yerlerde 9 ve 14 km’de güçlerimizi, ağır silah, tank ve toplarımızı geri çektik.
- Orada sınır güvenliği bölge halkından oluşan yerel güçler tarafından sağlanacak.
- Yine ortak devriye atılacak.
Ankara güven versin
Bunun dışında atacağımız adım yok. Bu adımları iyi niyet işareti olarak attık. Artık adım atması gereken Ankara’dır. Kuzey-Doğu Suriye halklarına güven vermeleri gerekiyor.
Söyledikleri mantık dışı
Erdoğan’ın açıklamalarının akıl ve mantık dışı olmanın yanı sıra çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Komutan Ebdî, Suriye’yi parçalamak ve demografik yapıyı değiştirmek istediğini saklamadığını söyledi. Suriye’den göç edenlerin dönmesini istediklerini, zaten kendi bölgelerinden gidenlere kapılarının açık olduğunu kaydeden Ebdî, şunları dile getirdi: ”Kim, nereden göç etmişse oraya dönmeli. Bunun için de ateşkes sağlanması ve barış olması gerekir ki geri dönsünler. Erdoğan’ın söylediği bu değil. Kendisi Türkiye’ye giden 3 milyon mülteciyi, -ki bunların ancak yüzde 10’u Kuzey-Doğu Suriye’den gitmiş- bizim bölgemize yerleştirmek istiyor. Buradaki halkın topraklarını gasp ederek, onlara ev yapmak ve toprak vermek istiyor. Buradaki toprakların sahipleri var, neresi kime aittir bellidir ama Erdoğan, burayı da Efrîn gibi işgal edip başkalarına vermek istiyor. Bunu asla kabul edemeyiz. Bizim bölgemizden giden ve suça; DAİŞ ve Nusra’ya bulaşmamış bölge insanları geri dönebilir. Suça bulaşanlar da yargılanacak. Biz bunun dışında başka birşey kabul etmeyiz.”
Rusya ve İran da kışkırtıyor
Astana çerçevesinde Türkiye ile Rusya ve İran arasında bazı anlaşmalara dikkat çeken Mazlum Ebdî, Erdoğan’ın Rusya, İran ve rejimi memnun etmek istediğini söyledi. Erdoğan’ın son tehditlerinin, Rusya ve İran baskısı altında yapıldığını savunan QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, şöyle konuştu: ”Bu güçler, sınırımızda gerilim olmasını istiyorlar. Onlar, bir yandan Suriye rejim güçlerinin buraya yerleşmesini istiyor. Bir de sınırda çatışma çıkararak güçlerimizin Reqa ve Dêrazor’dan çekilmesini sağlayıp bu sırada rejimle bu bölgelere girmek istiyorlar. Türkiye ile bu çerçevede anlaşma var. Rusya ve Şam ile görüşmelerimiz sürüyor. Suriye rejiminin son düşmanca çıkışına cevap verdik. Tehdit dilinin Suriyeye faydası yok. Şam ile diyalog içinde sorunları çözmek istiyoruz. Rusya’nın da bu konuda kolaylaştırıcı olması gerek, beklentimiz bu şekildedir.”
HABER MERKEZİ
ABD: Devam ediyoruz
AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehditlerine rağmen ABD, mutabakatla Türkiye’nin saldırı ihtimalinin düştüğünü, QSD ile birlikte çalışmanın ve silah desteğinin süreceğini açıkladı.
ABD Savunma Bakanlığı DAİŞ ile Mücadele İçin Çalışma Grubu Direktörü Chris Maier, düzenlediği basın konferansında Türkiye ile ortak devriyelerin başlatıldığını ve amaçlarının olası bir saldırıyı engellemek olduğunu belirtti. Maier, ”Suriye’ye bir Türk saldırısı hipotezinin daha düşük bir ihtimal olduğuna kanaat getirdik” diye konuştu.
DAİŞ’le mücadele kapsamında QSD’ye silah desteği sunmaya devam edeceklerini kaydeden Maier, buna ilişkin bilgilerin Türkiye ile de paylaşıldığını söyledi. Chris Maier, ”Kullanılmaya hazır silahlar ve araçları QSD’ye sağlamaya devam ediyoruz. Gönderdiğimiz destekle ilgili şeffafız. Her ay Türkiye’ye, bu silah ve araçların listesini içeren bir rapor gönderiyoruz” dedi.
QSD bünyesindeki YPG güçlerinin sınır hattından tümüyle çekilmesinin güvenlik açığına yol açacağını vurgulayan Maier, böylesi bir riski azaltmak için Türkiye ile de görüşmelerinin gerektiğini söyledi. Maier, ”Bizim şu anda yapma konusunda kararlı olduğumuz şey YPG’nin oradan çıkarılması ve bunun nihayetinde bir güvenlik boşluğuna yol açmamasını sağlamaktır. Dolayısıyla orada YPG’li olmayan diğer güçler var. Bunlar kalıcı güvenlik mekanizmasının parçası olacaklar. Bu da nihayetinde orada daha fazla askeri güç gerektirebilir ki bunu Türkiye ve diğerleri ile çözmemiz gerekecek” şeklinde konuştu.
Maier, sınır hattı için Türkiye ile oluşturdukları güvenlik mekanizmasının aynı zamanda QSD’nin güvenliğini sağlamak için olduğunu belirtti. Maier, QSD’nin bazı siperlerini yıkmasının ardından ABD’nin, Türkiye’ye karşı herhangi bir güvence verip vermediğine ilişkin bir soru üzerine de şu değerlendirmede bulundu: ”Güvenlik mekanizmasının temel amacı, hem Türkiye ile müşterek bir çalışma vasıtasıyla onların güvenlik kaygılarını çözmek hem de QSD’nin güvenliğini sağlamaktır. Bizim onlarla (QSD) ilişkimizin geçmişi de orada amacımızın DAİŞ ile mücadele olduğunu onlara yeni riskler getirmek olmadığını gösteriyor. Bununla şunu kastediyorum; siperlerin kaldırılması, Suriye’nin kuzeydoğusundaki halkın daha az güvende olduğu anlamına gelmemeli. Çünkü Türkiye ile çalışırken, Türkiye’nin Suriye’ye girme fikrinin önemli ölçüde gerilediği konusunda ikna olduk.”
Mutabakatın bir sonraki adımının ne olacağına ilişkin bir soruyu ise Maier, “Şu anda bu sürecin ilk günlerinde sayılırız. Ağustos sonundan bu yana uygulanmaya başladı. Burada kullanacağım ifade yaptığımız faaliyetleri daha da yoğunlaştırmak olacak. Bu alanda zaten 5 hava keşif uçuşu, müşterek devriyeler, siperlerin yıkılması gibi birçok askeri faaliyet gerçekleştirdik. Bu zaman alacak bir süreç, dolayısıyla aşağı yukarı aynı şeyleri göreceksiniz” diye yanıtladı.
Maier’in bu açıklamaları AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çarşamba günü yaptığı ”iki hafta içinde bir sonuç çıkmazsa kendi harekât planlarımızı devreye sokacağız” açıklamasının hemen ardından geldi.
Erdoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük bir işgal saldırısını gelecek hafta New York’ta düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları vesilesiyle ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmede gündeme getirmesi bekleniyor.