Anneler Günü ve ana-kadın kültürü
Forum Haberleri —

YILMAZ BARAN
Toplumsallığın en kutsal varlığı, maddi ve manevi kültürün doğuran gücü ve sembolü Anadır. Üretimin ve bereketin timsali, sevginin ve barışın simgesidir. Dünyasal varoluşların rahmi ve düzlemi olan toprakla eş tutularak, Toprak-Ana olarak tanımlanır.
Aryen dillerindeki “star” kelimesi hem kutsallığı hem büyüklüğü hem de “stare”-koruyuculuğu ifade eder. Bir zamanlar güneş, ay, yıldız vb. gök cisimleriyle sembolize edilen Ana-kadının bu kutsallığı günümüzde birer isim olarak kullanılmaktadır. Aldatıcı yanı da olsa, erkeğin kadına Güneşim, Ayım, Yıldızım vb. gibi iltifat içeren benzetmelerle hitap etmesi, tarihsel geleneğe uzanan betimleme sözleridir. Toplumsallıkta başat olan Ana-kadın, insanlığı var eden ve beşiğini sallayan gerçek kahramanlardır.
Her yılın ikinci haftasının ilk pazar günü Anneler Günü olarak belirlenmiş. Kimi ülkelerde farklı zamanlarda kutlanılsa da emek sembolleri olan annelerin bu onurlu ve özel günlerini sevgi yüklü saygılarımla kutlarken her günlerinin gönüllerine ve istemlerine göre olmasını dilerim.
Mitoslara, destanlara, efsanelere, romanlara ve hikayelere konu olan Annelerin kutsallıkları ve onurlu duruşlarını bir güne sığdırmak ve o günü özel bir gün olarak ilan etmek, insan aklıyla onun toplumsallığı ve tarih bilinciyle alay etmedir. Elbette simgesel bir günün olması yadırganamaz. Ancak bütün bir ömrü ve yılı bir güne sığdırmak, abesle iştigal olur. Toplumsal bilinçle hareket edildiğinde özel bir günün olması gerekli görülür.
Zaten Kürdistanî analar; yaşam duruşları, onurlu direnişleri, mücadele tarzlarıyla kutlanan anneler gününü tüm yıla ve bütün ömre yaymışlardır. Üstelik Kapitalist modernitenin popüler kültür bağlamında tüketim toplumu oluşturmanın amacı ekseninde araç haline getirmek istediği bu günü, Kürdistan anaları farklı ve değişik anlam içeren bir evreye dönüştürdüler. Ana-kadın özüyle buluşturma, kültürüyle kucaklaşma, kendi bilinci ve ruhuyla hareket edip, toplumsal değerleri ve gelenekleri koruma ve yaşatmanın mücadelesiyle bütünleştirdiler.
Özellikle 2018 yılında, “İmralı tecridini kırmak ve Önderliği özgürleştirmek” amaçlı başlayan Zindan Direnişini sahiplenip, mücadelesini yürüttüler ve 2019 yılında başarıya taşımanın direniş-bileşkesi oldular. Önder Apo bu sahiplenme direnişini kutlarken onları “Beyaz Tülbentliler Hareketi” olarak tanımladı. Bu eksende kapitalist modernitenin yozlaştırarak yüklediği tanımı parçalayarak, toplumsal özüne ve tarihsel geleneğine uygun hale gelebilmesi için pratik yapıp, gerçekleştirirken, toplumsal meşruluk kazandırdılar.
Arjantin’den Afganistan’a, Sırbistan’dan Hindistan’a, İspanya’dan Filistin’e kadar tüm anaların yürek bileşkesi oldular. Onların direniş geleneğinden beslenirken toplumsal-tarihle buluşarak anaların mücadelesini öze kavuşturdular.
Önderlik paradigması çizgisinde canlarını, yüreklerini ve güçlerini birleştirip, direnişler sergileyerek, ana-kadın küllerinden bir kültürün yaratıcısı oldular. Geçmişten günümüze yaratılan değerlere ve geleneklere sahip çıkarak, onları koruyup kollayarak, gelişen geleneğe başlangıç yapıp, betleri devirerek yolların önündeki engelleri yıktılar. Ve bu günü “değerleri sahiplenme ve direnme günü” olarak insanlığa sundular.
Bedenlerinden var olduğumuz analarımız, yürek atışlarımızı canlandırıp, damarlarımızdaki kanı alevlendirip, hücrelerimize enerji dalgaları saldılar. İlk bilincimizin oluşmasını sağladılar. Doğru ve yanlışı, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini ayrıştırmamızın ilk nüvelerini bize öğreten oldular. Sözün kısası ilk öğretenimiz, ilk hocamız, ilk kıblemiz ve ilk belleğimiz oldular. Dayanağımız, sığınağımız, koruyucu gücümüz oldular. Saymakla bitirilemeyecek olan değerlerimizin ilk bileşkesi oldular. Kutsalımız olmaları onların yürekleri ve emekleri sonucudur. Kimse onlara kutsallığı bahşetmedi. Onlar yaratıcı, üretken, paylaşıcı, sevgi yüklü ve barışçıl olduklarından kendilerini kutsal kıldılar. Kutsallıkları toplumsaldır, kültüreldir, gelenekseldir. Özellikle de varoluşsaldır…
Bu dönemlerde dünyayı yönetmek isteyen sermaye ve iktidar bileşkesinin geliştirmeye çalıştığı YDD eksenli III. Dünya vekalet savaşı, KORONAVİRÜS gibi salgın hastalıklarla mücadelede yine başat olan Analardır. Küreselcilerin oluşturmak istedikleri “Dijital Dünya”, “Dijital Devlet” vb. yapılanmalara karşı duracak olan Analardır. Çünkü onlar gelecek nesillere ilk bilinci verenlerdir. Toplumsal ve ahlaki ilkeleri benimsetmede, ilk zihniyetin oluşumunu sağlamada ne kadar kararlı ve ısrarlı olurlarsa, o derece de küreselleşme geriler ve sonuç alması engellenmiş olur. Gelecek yine anaların omuzlarındadır.
Anaların acılarına ve yürek atışlarına ortak olabilmek sanıldığı kadar kolay değildir. Son günlerde Erdoğan-AKP faşizminin ne insanlık tarihi ne de devletler tarihi boyunca bilinmeyen, duyulmayan ve gerçekleşmeyen ancak iğrençlik ve soysuzlukla yüklü olarak gerilla mezarlarına saldırması, yıkması nasıl bir psikolojinin sonucudur? Yine bir anneye evladının cenazesi-kemikleri postayla, koli olarak gönderiliyor.
Bu emirleri verenler ve uygulayıcıları nasıl tanımlanabilir? Ancak bunlara toplumsallıktan ve insanlıktan zerre kadar nasibini almamış olan yaratıklar denilebilir. Kurtlar, köpekler ve kimi yırtıcı hayvanlar bile ancak aç ve çaresiz kalınca mezarlara saldırırlar. Yaşama tutunmanın yolunu böyle bulurlar. Açlıklarını böylece giderirler. Fakat tanımı dahi bilinmeyen bu yaratıklar hangi ruh haliyle hangi nedenle böylesi iğrenç bir olayı gerçekleştirmekten çekinmezler? Agade’nin, Ninova’nın laneti halen canlıdır… Unutulamaz…
Annelerin yürekleri ve ruhları diridir, güçlüdür. Böylesi acılara katlanabilmek basit değildir. Ancak ana yüreği, ana ciğeri, ana sevgisi böylesi olaylara dayanabilir. Üstesinden bilenerek gelebilir. Bütün bu felaketli günler direnişle aşılacaktır.
Tarih özgürlük ve demokrasi mücadelesini yazarken Anaları başköşeye alacaktır. Onların ödedikleri bedeller unutulmayacaktır. Hiç kimse onların kutsallığına helal getiremez, ortadan kaldıramaz. Çünkü onlar varoluşlarıyla kutsaldır…







