‘Cizre’den de patlama ve silah sesleri geliyordu. Ne olup bittiğini görmek için kapının önüne çıkıp baktık. Birden bize de ateş edilmeye başlandı. Avluya kaçtık. Cemile önümde düştü, ben de üzerimize yağan kurşunlardan korunmak için Cemile’nin üzerine kapattım kendimi. Kalktığımda Cemile’nin yaralandığını gördüm. Bağırdım yardım istedim ama Cemile kollarımda can verdi…O gece kızımın cesedini koynuma alarak uyudum. Sabah saçlarına ve ellerine kına yaktım. Sonra onu yıkayıp kefenledik. Cesedi bozulmasın diye, kayınbiraderimin evindeki derin dondurucuyu getirip kızımı içine koyduk. Üç gün boyunca kızımın cesedini buzlukta beklettik...” diye devam ediyordu Emine Çağırga.
Emine Çağırga Cizreli bir anne. Devletin katliamcılığı ve annelere yaklaşımının somut örneklerinden bir tanesi. Bunun gibi binlerce hikaye var Kürdistan coğrafyasında. Tüm bu acıların sorumlusu ise bugün HDP Amed il binası önündeki ‘anne feryadı’ ile yatıp kalkan katiller güruhunun ta kendisidir. Kanla yazılmış bir tarihin temsilcisidir Erdoğan iktidarı ve onun yandaş medyası. ‘Anneler ağlamasın’ politikasından anneler ve doğurduklarına hayatı zindan eden, çocuklarını ve anneleri katleden, sürgün eden, işkence eden bu zihniyettir. 23 Mayıs 2014’te Erdoğan, Berkin Elvan için “Daha dün yine olaylar oldu. Neymiş Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz? Ölmüştür geçmiştir” diyordu. Aynı Erdoğan, 14 mart 2014’te de Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ı yuhalatmıştı.
Taybet İnan’ı bilirsiniz belki yada duymuşsunuzdur. Eğer duymamışsanız şimdi iyice okuyun. Bakın sömürü ve sömürgeciliğin el atıp oyuncak yapamayacağı hiç bir şeyin olmayacağını bu gerçek olayda bulabilirsiniz. Cenazesi 7 gün boyunca sokakta kalmıştı Taybet annenin. O da bir anneydi. Hemde 11 çocuk annesi. Çocukları annelerinin cenazesini sokak hayvanlarından korumak için nöbet tutmak zorunda kalmışlardı. İnan’ın eşi bir kaç kez cenazeyi sokaktan almaya yeltenince kurşunların hedefi haline geldi. O günleri bir de Taybet ananın oğlundan biraz okuyalım. “Sokağın ortasında kanlar içinde yatan annemizi görmek ve yedi gün boyunca cesedini izlemek zorunda bırakıldık. Bir evlada dünyada verilebilecek en büyük ceza bu olmalı. Her saniyesi bizim için ölümdü. Kahrolduk. Aklımızı oynatacaktık. Hepimizin psikolojisi bozuldu. Söyler misiniz, bu vahşet hangi insanlığa, hangi dine, hangi kitaba sığar? Hayatımız boyunca bunu nasıl unuturuz?” 19 Aralık 2015 tarihinde vurulan ve cansız bedeni bir hafta boyunca sokaktan alınamayan 11 çocuk annesi 55 yaşındaki Taybet İnan’ın oğlu Mehmet İnan’ın dilinden dökülmüştü bu sözler.
27 Mayıs 1995’ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek devlet tarafından gözaltında kaybettirilen yakınlarını ve siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlar da annedir. Bu anneleri bir ara kabul edip failleri bulmak için mücadele edeceğini söyleyen Erdoğan, tam da kendisine yakışanı yaptı ve faillerini buldu! Failler çocuklarını arayan o annelerdi. 20 yıldan fazla bir süre Galatasaray Meydanı’nda çocuklarını arayan annelere 700. Hafta ile birlikte yıllardır haykırdıkları meydan yasakladı ve anlaşılan o ki kayıpların failleri Galatasaray Meydanı’ydı. Hani annelerimiz diyor ya Erdoğan ve yandaşları. Öyle anlaşılıyor ki bu iktidar ve yandaşları için her anne anne değil. Çünkü aynı Erdoğan Mart 2006’da Amed’deki halk serhildanlarına sömürgeci devletin saldırıları sürerken “kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır” demişti.
Ne oldu da anneler birden bire bu sömürgeci iktidarın aklına geldi. O annelerin çocukları değil midir dağda yakalandıklarında uçurumlardan atılan, o annelerin çocukları değil midir infaz edilen, o annelerin çocukları değil midir bir dikili mezar taşlarına bile izin verilmeyen? Peki 12 yaşındaki Uğur Kaymaz için ne demeli. Mardin’de, babası Ahmet Kaymaz’la birlikte evlerinin önünde polisler tarafından açılan yaylım ateşiyle katledildi. 13 kurşun çıktı bedeninden. 3 Ekim 2015’te Hacı Lokman Birlik zırhlı aracın arkasından sürüklenirken, 28 Eylül 2009’ta Ceylan Önkol havan mermisiyle katledilirken, Şubat 2016’da Cizre’de genç, yaşlı, kadın, erkek ve çocuk denmeden bodrumda insanlar cayır cayır yakılıp, katledilirken kimsenin anneler diye bir derdi ve feryadı yoktu. Aynı iktidar değil miydi Efrîn’de katliam yapan, Kobanê ‘ha düştü, düşecek’ diyen “Bu millete namus sözümüzdür. Bilesiniz ki bu ülkede bir daha PKK’nin adını kimse ağzına almayacak” deyip bu annelerin evlatlarını katledeceklerini söyleyen. Söyledikleri her sözü yutmak zorunda kalan bu katiller, onlara boyun eğmeyen yiğit evlatların intikamını annelerinden almak istiyor.
Annelere verilecek en güzel hediye özgür yaşam koşullarıdır. Kürdistan’ın her karış toprağını toplu mezaralara çeviren bu sömürgeci göçlerin annelere verecek tek bir şeyleri var, o da acı, göz yaşı ve ölümdür. Başka vaat ettikleri hiç bir şey yoktur. Hiç bir annenin bu sömürü iktidarına kendisini yem etmemesi gerekiyor. İster gerilla ister başka anneler olsun eğer evlatlarını korumak ve sahiplenmek istiyorlarsa yapacakları tek şey bu katliamcı iktidara karşı direnmek ve evlatlarına daha fazla moral vererek bu faşizmi yıkmaktır. Che’nin dediği gibi ‘Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; ya ölmeli cellatlar ya da hiç doğmamalı çocuklar...’
Faşist, sömürgeci, katliamcı bu egemenlere karşı direnen her yiğit evlada selam olsun. Yaşamın kendisinin bir direniş olmasının gerekli olduğunu bize haykıran binlerce Kürdistan devrimcisi oldu. Bu yol da yürürken “Ben halkıma borçluyum; mezar taşıma, ‘Bu insan halkına borçludur’ diye yazın” diyen Hayrilerin, Mazlumların ve daha binlercesi annelere özgür yaşamı alan açmak için direndiler. Onlar ve ardıları hiç bir şekilde boyun eğmedi. Amaralının dediği gibi ‘Özlenen yaşam mucizelerle değil, devrimle olur.’ Devrime giden yolda herkesin başta da annelerin bu değirmene su taşımasıyla olur.