- Eylül Nazlıer, unutulmaya yüz tutmuş Kırmancki, Kurmanci ve Ermenice klamları yeniden seslendirerek eski melodileri ve hikayelerini bugüne taşıyor. “Annemin Türkçe kelimesi yok, çünkü bu Zazaca bir şarkı. Bunlar benim şarkılarım, kaç nesil önce yazıldı” dedi.
Eylül Nazlıer, 9 yaşından beri müzik eğitimi alan 21 yaşında genç bir kadın müzisyen olarak unutulmaya yüz tutmuş ya da popüler kültür içinde yer edinmemiş Kırmancki, Kurmanci ve Ermenice şarkıları yeniden yorumlayarak, hikayeleriyle birlikte korunmasını sağlıyor.
Müziğe ilk Aram Tigran Kent Konservatuarı’nda ailesinin yönlendirmesiyle başladığını belirten Eylül Nazlıer, başlarda istemeyerek gittiği merkezi zamanla benimsediğini belirterek, “Bir yıl sonra konservatuar kayyım tarafından kapatıldı. Ardından MA Music Center adında özel bir kurum açıldı. Orada müzik eğitimime devam ettim ve artık daha hevesliydim. Çünkü biz orada demokratik bir ortamda eğitim görüyorduk ve gittiğim okuldan çok farklıydı. MA Müzik’i gönüllü öğretmenler büyük bir istikrarla kurdu. Ve orada biz çocuklara ders vermeye devam ettiler. Sonra bizler büyüdük ve onlara yetiştik. Şu an her birimiz sahne arkası ya da sahne önünde birer müzisyen olarak hayatımıza devam ediyoruz” diye konuştu.
‘Ana dile saldırı var’
Jinha’dan Memihan Hilbin Zeydan’a konuşan Eylül Nazlıer, ana dili olan Dimilkî üzerindeki asimilasyon politikalarının yıllardır sürdüğünü ve çocukluğunda daha çok Türkçe diline maruz kaldığına dikkat çekiyor: “Birçok Kürt gencimiz, yaşlılarımız dahi artık Türkçe konuşuyorlar. Bir Dimilkî ve bir Kurmancî konuşan iki kişi yan yana geldiklerinde birbirleriyle Kurmancî ya da Dimilkî konuşacaklarına Türkçe konuşuyorlar. Türkçe bir halkın dili, bütün dillere sonsuz saygım var. Ama ortada apaçık bir saldırı varsa, orada bir korunma mekanizması geliştirmeliyiz.”
Doğup büyüdüğü köyde kendi kültürüne ait şarkılar ile büyüdüğünü belirten Eylül Nazlıer, “Bir hikaye gibi bakmıyorduk bu şarkılara, o anda onu yaşıyormuşuz hissiyatı veriyordu. Günümüzde gençlerin görülmeme kaygısı var. Bu kaygı bazen kültürden kopuşa götürüyor onları” diyor.
‘Eski şarkıları yaşatmak için’
Kültürünü yaşamak, yaşatmak ve yansıtmak için ana dilde ve özellikle eski şarkıları yeniden seslendirdiğini ifade eden Eylül Nazlıer şöyle konuştu: “Biz bu topraklarda Ermenilerle, Süryanilerle birçok kültürle beraber yaşadık. Bizim melodi, duygu dediğimiz şey sadece Kürt’e, Türke, Ermeni'ye ait bir şey değil ki insana ait bir şey. O yüzden ben melodi benim, melodi senin, bu benim, bu senin çelişkisine asla girmek istemiyorum.
Sadece ortak bir coğrafyada beraber yaşadık ve elbette birbirimizden etkilendik. Yemeğinden tut, mırıldandığın şarkıya kadar birbirimizden etkilendik. Ama o işin içerisine biraz düzenbazlık giriyorsa, orada farklı bir konu varsa, ona karşı bir refleks göstermek en azından onu korumak adına bir eyleme geçmek gerek. Ama öbür türlü ben çok esneğim o konuda bir şarkının 10 tane melodisi farklı farklı dillerde söylenebilir ki söylenmeli. Benim için bir çeşit zenginliktir.”
‘Annemin Türkçe kelimesi yok’
Köyde birçok klam dinlediğini ve bunların hikayeleriyle büyüdüğünü ifade eden Eylül Nazlıer, “Hepsinin hikayesi de çok eskiye dayanıyor. Şarkıyı söylemeye başlamadan önce gidip soruyorum ‘bunun hikayesi ne, sözleri ne?’ diye. Anlatıyorlar. Benim annem Çewlig’in bir köyünde doğup, büyümüş. Türkçe bilmez, bana hikayelerini Türkçe anlatamıyor, ben de bazen Zazaca'da eksik kalıyorum. Ve annemin o hikayedeki meseleyi anlatmak için Türkçe kelimesi yok. Oysa annem bana Türkçe açıklamak zorunda değil. Çünkü bu Zazaca bir şarkı. Onu anlamamak benim eksikliğim” şeklinde konuştu.
‘Benim şarkılarım, bana ait şarkılar’
Nazlıer, ana dilinde müzik yaparken çok heyecanlandığını belirtti ve ekledi: “Çünkü benim şarkılarım, bana ait şarkılar, üstelik benim kaç nesil öncem yazdı bunları. Bilmiyorum belki aynı duyguyla söylüyoruz, belki çok farklı duygularla söylüyoruz ama dokunabiliyoruz ya birbirimize, ruhlarımız birleşebiliyor ya önemli olan bu. O noktada hem müzikal açıdan hem ruhani açıdan tatmin oluyorum ve eski şarkıları söylemeyi tabii ki daha çok seviyorum. Çünkü her insan kendi ana dilinde var oluyor.”
Bir insan ana dilinden neden utanır ki?
Eylül Nazlıer, “Annesinden süt emerken annesinin ona ninni söylediği dil. İnsanın kodları da bence artık ona göre yazılıyor. Sen onunla, o dille bağlantı kuruyorsun. Çünkü annen o dili konuşuyor. Bizim gördüğümüz iki dünya var şu anda. Bir dünya bizim nenelerimizin, dedelerimizin, annelerimizin köyde organik yaşam sürüp, günümüz teknolojisinden uzak duygularını yaşayıp aktarabildikleri bir dünya. Bir dünyada da doğan yeni nesil çocuklar, telefon, televizyon, kendi ana dilinden kopuk, kendi kültürünü benimsemeyen, çünkü bir noktada ötekileştirildiği için utanan bir kesim. O da diğer dünya. Ben doğan yeni nesil çocukların kendi dillerinden utanmasından utanıyorum. O kadar iyi sindirilmiş ki, yani kendi ana dilinden neden utanır bir insan?” diye konuştu. HABER MERKEZİ