- Trabzon’dan zorunlu göçle Gürcistan’a yerleşen Ermeni bir ailenin çocuğu olan müzisyen Jananeh yakında Ermenistan’da sahne alacak. Jananeh için bu konserin özel bir anlamı var: “Ailemin geçmişine uzanan kişisel ve kültürel bir dönüşün de kapısını aralıyor.” Kürtçenin kalbinde büyük yer tuttuğunu söyleyen Jananeh, müziği “ruhların konuşma biçimi” olarak görüyor.
BARIŞ BALSEÇER
Üç yaşında annesinin elinden tutup müzik okuluna giden küçük bir kız… Piyano tuşlarında ilk notalarını çalan, koro provalarında sesini keşfeden bir çocuk. Jananeh’in müzikle ilişkisi o yaşta başladı. “Müzik hem hayatımda hem de kalbimde çok büyük bir yer kaplıyordu” diyor. Sonra üniversite yılları. Filoloji Bölümü’nde dört yıl boyunca Cermen dilleri ve tarihi üzerine eğitim aldı, sekiz yılı aşkın süredir de İngilizce öğretmenliği yapıyor. Müziği profesyonel olarak sürdürme kararı ise üniversitenin ilk yılında şekillendi. O anı şöyle anlatıyor:
“Üniversitedeki ilk yılımda, kültürel çalışmalar dersinde bir anda kafamın içinde sözler ve müzik duymaya başladım. Hangi yolu seçmem gerektiğini o anda anladım. O sırada üniversiteyi bırakmadım ama aynı zamanda müzik eğitimine başladım ve zamanla kendimi tamamen müziğe adadım. Bu an, kendim ve bilinçaltımın gizli manzaraları hakkında daha fazla şey keşfetmemi sağladı.”
60'tan fazla şarkı
Bugün 60’tan fazla şarkısı bulunan, “Smoking Jazz” ve “Killah” single’larını yayımlamış, “Vanilla Perfume” ile yeni bir döneme adım atmaya hazırlanan bir sanatçı. Ama Jananeh’in hikayesi yalnızca bir kariyer öyküsü değil. Trabzon’dan zorunlu göçle Gürcistan’a yerleşen Ermeni bir ailenin çocuğu. Aile ağacını beşinci kuşağa kadar takip edebildiğini ve bildiği kadarıyla tamamının Ermeni olduğunu söylüyor. Ailenin geçmişindeki yer değiştirmeler, göçler, kendi yaşamında da sürüyor. Yakında Ermenistan’da sahne alacak olması, bu yüzden onun için sıradan bir turne değil:
“Bu yalnızca yeni bir sahne deneyimi değil ailemin geçmişine uzanan kişisel ve kültürel bir dönüşün de kapısını aralıyor.”
İlk Kürtçe şarkı: Min Digo Melê
Bu dönüşün en çarpıcı yansımalarından biri, Kürtçe “Min Digo Melê” yorumu oldu. Şarkıyı ilk kez dinlediğinde sözlerinin anlamını bilmiyordu ama ezgiden derinden etkilenmişti:
“Duyduğum ilk Kürtçe şarkıydı. Çok tanıdık bir acı hissi taşıyordu ve anında öğrenmeye, daha sonra da kaydetmeye karar verdim.”
Piyano, duduk ve kendi sesiyle yorumladığı bu versiyonu yayımlamadan önce uzun süre tereddüt yaşadı. Kültürel sahiplenme endişesi ağır basıyordu:
“Piyano, duduk ve sesim yeterliydi. Ama kültürel sahiplenme konusunda endişeliydim. Ezginin melodik çizgisinde yaptığım değişikliklerle bu versiyonu yayımlamaktan korktum. Ama sonra düşündüm: Bu versiyon zaten ortada, benim yaptığım sadece onu canlı enstrümanlarla canlı olarak söylemek. Bunu kabullenmem ve karar vermem oldukça uzun zaman aldı.”
Geleneksel ruhuna sadık kalmak ile kendi müzikal kimliğini ortaya koymak arasındaki dengeyi “tamamen içsel bir duygu” olarak tanımlıyor: “Ezgiyi kalbim yönlendiriyor.” Özgün melodiyi tamamen değiştirmenin bir anlamı olmadığını vurguluyor.
Jananeh, “Özgün melodiyi tamamen değiştirmenin bir anlamı yok. Baştan beri bambaşka bir şey yapmak istediysem neden var olan bir melodiyi seçeyim ki? Özgün melodiyi korumak, tarihin ve bir daha asla tekrarlanamayacak bir ruhun parçasını korumak anlamına geliyor” diyor.
Benzer bir yaklaşımı dokuz ay önce yayımladığı Ermeni geleneksel ezgisi “Vortex Gtnem Qez”de de sürdürmüş, canlı yaylılar ve duduk eşliğinde sinematik-orkestral bir düzenleme yapmıştı. “Min Digo Melê”de ise daha yavaş ve dramatik bir yorum tercih etti.
Kürt müziğini keşfetmeye başladıkça
Kürtçenin hayatında ve müziğinde artık büyük bir yeri var. Bu süreci şöyle anlatıyor: “Yakın zamana kadar Kürt kültürü hakkında çok fazla şey bilmiyordum. Türkçe geleneksel ezgi ‘Mecnunum Leylamı Gördüm’ü söylediğim bir video büyük ilgi gördüğünde, yorumlarda birçok kişi bana Kürt olup olmadığımı ya da Kürtçe de şarkı söyleyip söylemediğimi sordu. Ben de araştırmaya başladım ve Kürt müziğini keşfetmeye başladıkça gerçekten çok etkilendim. Kürtçenin dilbilimsel ve fonetik özelliklerine bayılıyorum. Kürtçede bana tarihi hatırlatan bir şey var. Sanki çok uzun zamandır bildiğim bir şeymiş gibi geliyor; kalbimde büyük bir yer tutuyor.”
Çok dilli bir evde büyüyen ve ilk dili Ermenice olan Jananeh, Ermenice ile Kürtçe arasında fonetik, dilbilgisel ve sözcüksel benzerlikler bulunduğunu söylüyor. Bu yüzden Kürtçe ona tamamen yabancı gelmiyor. Bildiği kelimeleri de gülerek sıralıyor: “Her ne kadar anladığım tek kelimeler ‘min’, ‘gelek’, ‘xweş’, ‘baran’ ve ‘spas’ olsa da.”
Sanat sanattı, insan da insandı
Yakın zamana kadar kendi bestelerini yalnızca İngilizce yayımlıyordu. Aylar süren bir içsel çalışmanın ardından bu sınırları kaldırdı:
“Yakın zamana kadar kendi bestelerimi yalnızca İngilizce yayımlıyordum. Aylar süren bir içsel çalışmanın ardından bu değişti. Farklı kültürleri ne kadar sevdiğimi fark ettim. Ermenice, Türkçe, Hintçe, Rusça, İngilizce ve daha birçok türde müzik dinleyerek büyüdüm. Bu, benim kuşağım için son derece doğal bir şeydi. Bir noktada, hepimizin bildiği tarihsel koşullar ve kültürel gerilimler nedeniyle başka tarafa bakmaktan korkmaya başladım. Oysa ailemde hiçbir zaman böyle bir yaklaşım görmemiştim. Evimizde hiçbir kültüre ya da geleneksel sanata karşı tek bir nefret sözcüğü bile söylenmedi. Sanat sanattı, insan da insandı; koşullar ne olursa olsun. Şimdi kendime, kalbimin istediği her şeyi hiçbir sınırlama olmadan söyleme özgürlüğü tanıyorum. Yarın Japonca şarkı söylemek için büyük bir istekle uyanırsam, söyleyeceğim.”
Gelecekte kendi bestelerinde İngilizce sözlerin içine Ermenice, Kürtçe, Türkçe ve Farsça dizeler yerleştirmeyi de planlıyor.
İnsanlar nefretten yoruldu
Tarihsel yaraların hâlâ taze olduğu bu coğrafyada şunları söylüyor:
“Ermenilerin, Kürtlerin ve Rumların çok fazla tarihsel yarası var. Bu nedenle Türklerle ve Türk sanatıyla ilişki kurmak her zaman ince buz üzerinde yürümek gibi hissettirdi. Türkçe şarkı söylediğim videoların altında çok fazla öfke olmasını bekliyordum. Ama saf sanata duyduğum sevgi korkumdan daha güçlüydü ve bütün farkı yaratan da buydu. Fakat yorumları okurken iki gün boyunca sevgi ve takdir gözyaşları döktüm. Anladım ki insanlar nefretten yorulmuş.”
Jananeh’e göre müzik, ruhların konuşma biçimi: “Müzik, ruhların konuşma biçimidir. Ruhun bedeni uyandırmasının bir yoludur. Benim için müzik hiçbir zaman yalnızca eğlence olmadı, gerçekte kim olduğumu hatırlama yolculuğum oldu. Müziğimi ilk kez dinliyorsanız, hissedin. Ne hissediyorsanız onu hissedin. Kendinizin karşısında tamamen çıplak kalın ve bir kez olsun saklanmayın. Açıklamayın. Anlamaya çalışmayın. Hissedin.”