- Kürdistan’da düzenlenen film festivalleri giderek şehirli, eğitimli ve orta-üst gelirli bir izleyiciye göre şekilleniyor.
BARAN DESTAN
Kürdistan'ın dört parçasında her yıl film festivalleri yapılıyor. Amed'de bu yıl yeniden düzenlenen Amed Film Festivali bunların en bilinenlerinden biri. Bilet parası istenmiyor. Ama bu kalabalığın içinde olmayan büyük bir kesim var: kırsalda yaşayan kadınlar, kentin gecekondularında, yoksul mahallelerinde yaşayan kadınlar. Festival "herkese açık, ücretsiz" dese de bu kadınlar için kapı kapalı kalıyor. Demek ki asıl engel para değil, para hiç sorun olmasa bile kadını salona götürmeyen başka bir düzen var ortada. Bu tablo bugün aniden ortaya çıkmadı: 90'ların köy boşaltmaları, zorla göç ettirme, toprağından koparılıp şehir kenarına yığılan aileler, bugün "kırsal" ile "kentin yoksulu" dediğimiz iki kesimi aynı kökten çıkardı.
O zaman kırsaldaki ve kentin yoksul mahallesindeki kadın neden gelmiyor? Cevap açık: Engel parada değil, kadının zamanında, yolunda ve gece güvenliğinde. Köyde kadının günü tarlada, hayvanın yanında geçiyor; gecekonduda ev işi, çocuk bakımı, çoğu zaman kayıt dışı bir iş üstüne biniyor. Kadının "bugün müsaitim, gidebilirim" diyebileceği bir boşluk yok. Kreş yok, çocuğa bakacak biri yok. Festival akşam gösterim yapıyorsa gece tek başına yolda olmak ayrı bir güvenlik sorunu. Kadın, kapıya kadar gelse bile üst üste binen üç engelden geçmek zorunda: önce zaman, sonra çocuk, sonra yol. Kürdistan'ın kırsalında da, şehirlerin yoksul semtlerinde de ekonomi kadının zamanını ve hareketini aileye, çoğunlukla erkeğe bağlı tutacak şekilde işliyor. Zaman sorununun arkasında daha büyük bir sorun var: kadının şehre, geceye, kalabalığa tek başına gitmesinin hoş karşılanmaması.
Perdede kendini bulamayan kadın
Kadın bütün bu engelleri aşıp salona girse bile bir soru kalıyor: Filmde kendini görüyor mu? Kırsal kadının da, gecekonduda yaşayan kadının da günlük hayatı, çektiği emek pek anlatılmıyor. Kürt filmlerinde kadın karakterleri çoğu zaman erkek yönetmenler yazıyor; kadın ya acı çeken biri ya da geleneği taşıyan biri olarak gösteriliyor. Bu tesadüf değil, film yapım düzeninin bir sonucu: kim çekebiliyor, kimin projesi para buluyor, hangi yönetmen öne çıkıyor, bütün bunlar kırsalın ve yoksul mahallenin kadınını baştan dışarıda bırakıyor.
Başka dil
Üstüne bir de dil sorunu var: festival programları çoğunlukla Türkçe yürüyor. Kürtçeden başka dil bilmeyen, okula az gitmiş kırsal kadın için bu ayrı bir dışlanma katmanı. Kendi dilinde büyümüş bir kadın, kendi hikayesini bile başka bir dilden izlemek zorunda kalıyor. Sonunda bu kadın sinemayı "bana ait değil" diye görüyor. sinema da onun yokluğunda onu anlatmaya devam ediyor. Bu kadının evdeki tek perdesi televizyon oluyor. Salona gidemeyen kadın için görüntüyle kurduğu ilişki neredeyse tamamen televizyona sıkışıyor. Ama televizyon da aynı sorunu tekrarlıyor: dizi ve programlar kentli, orta sınıf bir hayatı anlatıyor, kırsalın ya da gecekondunun kadınını yine kenara itiyor. Yani kadın sinemadan da, evdeki ekrandan da kendi hikayesini görmüyor. Hangi perdeye baksa karşısına çıkan hep başkasının hayatı oluyor.
Orta üst gelirli izleyici için
Bu durum sadece Amed'e özgü değil. Amed Film Festivali bölgenin en köklü etkinliklerinden biri ama hep şehir merkezinde yapılıyor, bu da köydeki ve gecekondudaki kadını baştan dışarıda bırakıyor. Başûr'da Duhok Uluslararası Film tanınan bir etkinlik haline geldi ama bu tanınma köylere ve yoksul mahallelere aynı şekilde ulaşmıyor. Festival giderek şehirli, okumuş, orta-üst gelirli bir izleyiciye göre şekilleniyor.
Rojava'da her yıl Qamişlo'da düzenlenen Rojava Film Festivali'nde kadın özgürlüğü sözü merkezde yer alıyor ama savaşın bıraktığı yıkım ve altyapı sorunları bu sözü kırsaldaki kadın için gerçek bir imkana henüz dönüştürmüyor.
Rojhilat'ta durum daha zor: İran devletinin baskısı yüzünden diğer üç parçadaki gibi bağımsız bir Kürt film festivali kurulamıyor. Kadın için hem cinsiyetinden hem siyasi baskıdan kaynaklanan iki engel birden var. Dört parçada koşullar farklı olsa da sonuç benziyor: festival kültürü şehir merkezlerine, eğitimli kesime doğru büyüyor. Kırsalın ve gecekondunun yoksul kadınını içine alan bir yapı henüz kurulmuş değil.
Peki ne yapmak lazım?
Kürt kadın hareketi yıllardır kadının kamusal alandan, karar mekanizmalarından dışlanmasını tartışıyor; jineolojî çalışmaları ve kadın meclisleri bunu hem teorik hem örgütsel düzeyde ele alıyor. Ama bu tartışma çoğunlukla siyaset ve ekonomi etrafında şekilleniyor, kültürel katılım aynı yoğunlukta bir gündem değil. Kadını sandıkta, sağlık ocağında arayan bir örgütlenme, onu sinema salonunda henüz aramıyor.
Bu boşluğu fark eden yalnızca dışarıdan bakanlar değil. Temmuz 2026'da Amed'de düzenlenen Kürt Sineması Çalıştayı'nda sinemacılar da benzer bir tabloyu tartıştı; kurumsallaşma, eğitim, dağıtım başlıklarının yanında toplumsal cinsiyet eşitliği de gündeme geldi. Çalıştay sonunda katılımcılar, demokratik karar almayı esas alan bir örgütlenmede uzlaştı ve Kürt Sinemacılar İnisiyatifi kuruldu. Bu adım, üretim tarafında bir farkındalığın oluştuğunu gösteriyor ama asıl sınav, bu farkındalığın izleyici tarafına, kırsalın ve yoksul mahallenin kadınına ulaşıp ulaşmayacağında. Perdenin arkasını demokratikleştirmek başka, perdenin önünü kadına açmak başka bir mesele.
Bilet ücretsiz olsa bile koltuklar dolmuyorsa, sorun paradan çok daha derinde. Bu, kadının zamanını ve hareketini elinden alan bir düzenin, kadını denetleyen bir anlayışın ve kadını filmlerden de dışarıda bırakan bir üretim biçiminin birlikte yarattığı bir sonuç. Kırsalın da, gecekondunun da kadınının festivalden uzak kalması bir tercih değil üst üste binen engellerin sonucu. Bu tabloyu değiştirmek için kadının perdede kendi hikayesini görebildiği bir düzen gerekiyor. Bu kurulmadan festival afişleri köy yoluna kadar asılsa da -ister Amed'de olsun, ister Duhok'ta, ister Qamişlo'da, ister Mahabad'da- salonun kapısı kırsalın ve kentin yoksul kadınına kapalı kalmaya devam edecek