İnsandaki yıkıcı ve ölümcül edimin kişinin, yanıltıcı bir iktidardan pay alma uğruna kendi kendisine ihanet etmesinden kaynaklandığını söyleyen psikanalist A.Gruen’e katılmamak elde değil gibi. Şundan ötürü, bizler cani ordusunun neferi olmuş, bilincine tükürülmüş benliği elinden alınıp paramparça edilmiş birilerine hep en geniş fotoğrafı çizerek bakmaya çalışıyoruz. Misal Nazi vahşetinin, onca Yahudi’yi diri diri yakmasını yani Hitler’in onlara yönelme sebeplerinden biri olarak “enflasyon”u gösterir Canetti… “Hitler’in, Almanya’daki enflasyon sırasında bu süreç için bulduğu nesne Yahudilerdi” der… Gruen’in tanımı da bu manada değerli. Kötülüğün kaynağı olarak gösterilen iktidar, salt kötülük üretmez. Ona bulaşan herkesi insanlıktan çıkarır. Şuan insanlıktan çıkanlara bakın, en büyük insani değerler için savaştığını söyleyen soysuz, değersiz, kan emici katil sürüsünden başka nedirler?
Sadece kandırılmış, beyni uyuşturucu ile allak bullak edilmiş biri yok karşımızda. Bir işleyişinin, bir temelin çıktısı olarak görmek gerek. Üretilen kötülüğün Gruen’in bahsettiği çerçevede gayet sirayet ettiğini de söylemek mümkün. Hatta bunu konuşmamız lazım. Dediğim gibi en geniş çerçeveden uzanınca olaya, kolaya kaçmış yorumlar gırla türüyor. Bu kolaya kaçışın tırnak içinde haklı sebepleri var…
Biraz açmaya çalışayım!
Son yıllarda beni en ürküten şey genel normallik hali. Her şey her durumda çok normal. Bu gerçekten beni korkutuyor. Uç noktası yok artık çoğu şeyin! Üzüntü ve sevinci nasıl yaşadığımızı bilmiyorum. Benim birbirine karışmış durumda. Şengal ve Maxmur ile başlanan süreçte çok daha iyi gözlemleme şansım oldu. On binlerce insan dağa sığınmış, kadınlar kaçırılmış, tecavüz edilip sokaklarsa satılığa çıkarılmış ama Amed’de, Van’da, Colemerg’te gündelik hayatın akışı aynı, geceleri düğünler devam ediyor, sosyal etkinliklerde hiçbir geri kalma yok. Kobanê’de Suruç’un içinde en zor günlerde bilardo ve okeyinden eksik olmayan binlerce normal insan gördüm. Sokaklara çıplak ayakları ile doluşmuş yersiz-yurtsuzlaştırılmış binlerce çocuğun oturduğu kaldırımın önünden kornalara basarak düğün konvoyları geçiyordu. Çok zoruma gitti. Küçük bir beklenti içinde oluyor insan, olma hakkı da olsun derim. Gerçekliğini sorgulamaya başlıyorsun. Bu hale geldik mi yoksa bu halde miydik? Çaresizlikten mi yapıyoruz yoksa aşırı bir normalizasyonun getirdiği doğallaşmanın sonucundan mı oluyor bunlar?
Gruen’den mini bir cevap aktarabilirim… “Gerçek dünyada insani değerlerin yitimine katlanamayanlar ‘deli’ kabul edilirken insani köklerinden kopmuş olanlar ‘normal’ olarak onay bulur. Ancak bir insanın ‘gerçekle ilişkisi’ ruhsal hastalığını ya da sağlıklığını saptamak için tek ölçüt değildir, aksine çaresizlik gibi insani duyguların, empati gibi insani algılamaların ve çoşku gibi yaşama insani katılışların ne ölçüde mümkün olduğunu veya ayıklanmış olduğunu sormak gerekir” diyor.
Toparlarsam,
Var olan eldeki somut verilerin/ durumun zıddına oturttuğumuz ve arkasında durduğumuz gerçek değerin/ verinin anlamını, yüceliğini de yine karşı tarafa getirdiğimiz yorum üzerinden daha net ortaya çıkarabiliriz. “Yanıltıcı bir iktidardan pay alma uğruna kendi kendisine ihanet eden” bir sürü var ortada! Bir korkunç dünya insanı var ortada. Bunu biraz açtığımızda kendine ihanet eden insana dahi yardımcı olmaya çalışan, onun yere bıraktığı erdemi arkadan kaldıran, iktidardan kaçan, onunla kendi içinde başlayarak mücadele eden dünyanın en güzel savaşçılarının yarattığı anlam ve hakikatı daha iyi yorumlayabiliriz. Her şeyin normalleştirildiği şu zamanda bu hakikatı yorumlamaktan da aciz kalacağımız korkusu sarıyor beni.