
Antep’in Karşıyaka’sı, varoşun çarşısı. Yoğunlukla Kürtlerin yaşadığı Hacıbaba’dan yoksullar, alışverişe buraya gelir. Karşıyaka’dan binlerce yıllık İpek Yolu’na çıkan kavşak ise “Yeşilova” adıyla anılır. Yeşilova’da bir duvar karşılar sizi. İnce, sarıya boyanmış bir duvar. Biraz detaylı incelerseniz, garipliğin hemen farkına varırsınız; zira duvarın ardında evler görünür. AKP’li Şehitkamil Belediyesi’nin marifetidir bu. Yoksulların derme-çatma evleri görünmesin diye... Kendi çapında bir ‘utanç duvarı’...
Eskiden TEKEL İçki Fabrikası’nın olduğu arazi üzerinde, şimdi devasa Zeugma Mozaik Müzesi var. Bir tepenin üzerindeki, yoksulluğuyla meşhur Çağlayan Mahallesi, müzenin üst yanındadır. Sokakları kesen yokuşu tırmanmaya başlarsanız, bir garipliği hemen fark edersiniz: Evlerin duvarları aynı renge boyanmıştır. Antep Büyükşehir Belediyesi’nin marifeti... Yoksulların kentin girişindeki evlerine makyaj... Bir sabah belediye işçileri, bütün evleri aynı renge boyadılar. Bir toplama kampı gibi tıpkı... Öyle ya, Zeugma Müzesi’ne gelen turistlerin, zenginlerin estetik duyguları, fukara briketlerinin görüntüsüyle zedelenmesin!
Görüntü belediyeciliği!
Antep’teki mevcut belediyeciliği bu iki örnek pekala özetler. Antep’teki belediyecilik, makyaj üzerine kuruludur. “Kentin imajı” her şeyden önemlidir. Parklar, turistik mekanlar, yollar ve diğerleri... Ancak görünür yerde iseler, ancak etkili bir reklam kampanyasının nesnesine dönüşme potansiyelleri varsa gündem olabilir.
Antep, pek çok özelliği iç içe taşıyan bir kent. Öncelikle bir Kürdistan şehri. Fakat Kürtler, kentte önemli bir nüfusa sahip olmalarına rağmen kültürel ve toplumsal hayatın belirleyen unsurlarından biri değil. Bugüne kadar toplumsal ve ekonomik hayattan kimlikleri dışlanmış, başkalaşmaya zorlanmış bir Kürtlük var Antep’te. Kürt Özgürlük Hareketi’nin şafağında Öcalan’ın tespit ettiği “düşürülmüşlük”, Antepli Kürtlerin kimliğiyle buluşamamış çoğunluğunun boynunda hala. Özünden kopan çürür; bunun da en net sağlaması Antep’tedir. Hatta denilebilir ki, Antep’te egemen kılınmak istenen toplumsal/kültürel yaşam, sistemin tahayyülündeki Kürdistan’ın prototipidir.
Kürttepe’den Türktepe’ye...
Antep’teki Kürtlerin maruz kaldıklarını en iyi karikatürize eden, Kürttepe’nin akıbetidir herhalde. Kürttepe, Antep’in üzerine kurulduğu tepelerden biridir. Adından da anlaşılacağı üzere, yoğunlukla Kürtler yaşar. Devlet ise adına katlanamaz, bir gecede “Türktepe” yapıverir orayı! Bugün dolmuşların üzerinde “Türktepe” yazıyor; resmi evraklarda da... Ama halk arasında Kürttepe hala.
Özgürlüğün filizlendiği topraklar...
Antep, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihinde de oldukça önemli bir yere sahip. Fırat kıyısındaki topraklara, hareketin filizlendiği topraklar demek bile mümkün! Hareketin partileşmesi öncesinde bütün öncü kadroları, Antep’te çalışmalara katılır ve toplantılar yapar. O dönem Antep köyleri, öbek öbek döner yüzünü, bu gençlere... Devletin harekete yönelik saldırılarının ilk adresi de Antep’tir. İlk büyük komplo, hareketin genel yönelimine ve Antep’teki çalışmalarına öncülük eden Haki Karer’in katledilmesidir. Antep Kürtleri onu halen acıyla anar; Antep’te katledilmesinden dolayı mahcubiyet duyarlar. Öcalan da bu komplo karşısındaki tutumlarını, “İliğimize kadar sarsıldık; parti olmaya karar verdik” cümlesiyle anlatır.
Antep, sonrasında da özgürlük mücadelesine yüzlerce evladını verdi. Özgürlük Hareketi’nin de her dönemde azami önem atfettiği, değer biçtiği bir kent oldu. Buna mukabil, devlet de önemle durdu, Antep’in üzerinde. Zira Antep, Kürdistan sermayesinin biriktiği kentti. Bu özelliğiyle emek-yoğun bir kente de dönüşüyor; değişik kentlerden göçen yüzbinlerce emekçiye memleket oluyordu. Ayrıca Suriye sınırında da olan kentin stratejik önemi, anlatmakla tüketilemezdi. Bu sebeple devlet, hem yoğun bir baskıyla hem de kültürel dejenerasyon operasyonuyla Antep’i kökünden koparmaya, kimliksizleştirmeye yöneldi. Emniyet Teşkilatı’nın en vahşi kadroları Antep’te görevlendirildi. Saldırı, 80 darbesi sonrasında özellikle Kürt yurtseverlerine yöneliyordu.
Antep’te baskı rejimi sona ermiş değil. Antepli Kürtler, halen soykırım operasyonlarına ve yoğun bir kimliksizleştirme faaliyetine muhatap oluyorlar. Fakat buna mukabil, bir öze dönüş hamlesinin heyecanı yayılıyor, Antepliler arasında. Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) seçim çalışmaları, geçmiş yıllara oranla müthiş bir artışla, her gün daha fazla insanı içine katarak gelişiyor. Antepliler, Urfalılara benzer bir “öze dönüş” coşkusuyla çalışmalara omuz veriyor. Bütün ilçelerden gelen haberler, Antep’te seçimlerin şimdiden kazanıldığının müjdesini veriyor!
‘Hakilere yakışır tablo...’
Antep’teki seçim çalışmalarına ilişkin, Araban-Antep BDP ile Dayanışma Gecesi’ne katılmak üzere Almanya’ya gelen Şehitkamil Belediyesi Eşbaşkan Adayı Kemal Şahin’le görüştük. Memleketindeki öze dönüşün coşkusu sesine, cümlelerine yansıyan Şahin, heyecanla giriyor söze: “Antep bugüne kadar özgürlük mücadelesinin birçok kadrosunu bağrına basmıştır. Hakilerin, Kemallerin, Mazlumların, Başkan’ın ve daha birçok öncü kadronun uğradığı, önem verdiği bir merkezdir. Fakat bugün buna yakışır bir tablo yok. Biz bu tabloyu yaratıyoruz, yaratacağız. Antep’in Rojava Devrimi’nin tuttuğu ışıkla dönüşeceğini, Rojava’yla bütünleşerek kendini yeniden kanıtlayacağını düşünüyoruz.”
‘Kürtler 2 sınıf muamele görüyor’
Şahin’in seçmen kitlelerine ilişkin verdiği bilgiler de ilgi çekici. Bu veriler, Antep’in bir göç kenti olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtlıyor. Şahin’den aldığımız verilere göre, Şehitkamil ilçesindeki 430 bin seçmenin 180 bine yakını Urfalı, 25 bini Arabanlı, 17 bini Besnili... Bu veriler bile tek başına, Şehitkamil’in göçler sonrası oluşan çarpık kentleşme problemini tahmin etmemiz için yeterli olur. Buna dair yaklaşımlarını sorduğumuz Şahin, şöyle yanıt veriyor: “Bugüne kadarki belediyeler, göçmenlerin sosyal ve kültürel sorunlarıyla kesinlikle ilgilenmedi. Göçmenleri kenar semtlere sıkıştırdı; kaderlerine terk etti. AKP de böyle. Kentte on yıllık belediyecilik geçmişleri var. Bu on yılda da özellikle Antep’te göç eden Kürtlerin ikinci sınıf muameleye maruz bırakıldığını gördük. Hiçbir önerileri dikkate alınmadı. Hiçbir sosyal proje geliştirilmedi. Halk adeta dilenci konumuna düşürülmeye, sadakalarla taraftar haline getirilmeye çalışıldı.”
‘Yerinde dönüşüm gerçekleştireceğiz’
Şahin, bu duruma karşı kendilerinin projelerini sorduğumuzda ise şöyle devam ediyor: “Antep’teki kentleşme, tamamen AKP yandaşlarına rant sağlama üzerine kuruludur. Biz bu projelere tümden karşıyız. AKP, TOKİ‘yle hayata geçirdiği projelerde yandaşlarına rant sağlamaktan başka bir şey yapmıyor. Önce yandaşlarına altmış bin liradan satıyor; sonra satın alan yandaş bir hafta içinde iki yüz bin liradan tekrar satıyor. Biz böyle toplu konut projeleri geliştirmeyeceğiz. Kentsel dönüşümün böyle olamayacağını düşünüyoruz. Herkesi bulunduğu yerde, mahallesinde destekleyerek, halkla el ele vererek mahalleleri dönüştüreceğiz. Yerinde dönüşüm gerçekleştireceğiz. Sosyal konut projelerini hayata geçireceğiz.”
Mültecilere insanlık dışı yaklaşım
Antep’te son yıllarda ortaya çıkan bir sorun da Suriyeli mültecilerin yoğun göçü. Sorun olan ülkelerindeki çatışmalardan kaçıp Antep’e sığınmış mülteciler değil elbette. Fakat devletin mülteci politikası, Suriyelilerin büyük bölümünü çok zor koşullarda yaşamak zorunda bırakırken, kentteki dengelerin de adeta alt-üst olmasına sebep oluyor. Kemal Şahin, kentin içine düşürüldüğü durumu şu sözlerle özetliyor: “AKP, göçmen Suriyelilerin insanca koşullarda yaşayacağı mekanlar yaratmadan, mültecileri Antep’in içine sürükledi. Adeta “Başınızın çaresine bakın” dedi. Ekonomik düzeyi yüksek Suriyelilere Antep’in bütün alanlarını açtı; ama yoksul mülteciler birçok sorunla karşılaşıyor. Suriyeli kadınlar fuhuşa dahi alet ediliyor. Çok acı durumlar yaşanıyor. Suriyeliler sokaklarda dilenmek zorunda bırakılıyor. Öte yandan AKP, Suriyelilerin bir kısmını seçmenleştirip, sadakalarla kendisine oy verdirmeye çalışıyor. Sadece bu insanlık dışı yaklaşımlar bile AKP’ye oy vermemek için yeterlidir.”
Fırat çocukları AKP’yi sersemletti
Kendilerinin yerel yönetim projesini “Demokratik Özerk anlayışa uygun bir model uygulayacağız” cümlesiyle açıklayan Şahin, kentte yaşayan Türkmenlerden de ciddi bir destek aldıklarını aktarıyor. Çalışmalarıyla Şehitkamil Belediyesi’ni kazanmanın en güçlü adayına dönüştüklerini vurgulayan Şahin, AKP’nin halini ise şu sözlerle özetliyor: “Biz Fırat çocuğuyuz. Çocukluğumuz Fırat’ta balık tutmakla geçti. Balık tutulduktan sonra sersemler. Şimdi de Fırat’ın çocukları, Antep’te AKP’yi o hale getirdi. AKP başarımız karşısında serseme döndü.” DEVAM EDECEK
OSMAN OÐUZ
Küçükdikili’den Seyhan’a yürüyüş başladı!
Seçim kampanyasını izlemek üzere geldiğim Mersin’deki işlerim akşam geç saatte bitince Adana’da kalacağımız eve gece yarısı ulaştım. Adana belediye eşbaşkan adaylarından bir kısmının kaldığı bu ev, bekar öğrenci evlerine benziyordu. Tek farkı, müthiş temiz ve düzenli.
Evde kalanlardan Adana Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Büyükşehir Belediye Eşbaşkan adayı Hüseyin Yıldız da uyumamıştı henüz. Niçin henüz yatmamış olduğunu bize de hemen heyecanlı heyecanlı anlattı: Meğer HDP afişlerini asan gençler, AKP’nin yere düşen bir afişini kenara çekerken, mobese kameralarından görünmüş ve hemen oraya doluşan polisler, gençleri gözaltına almaya kalkışmış. Bunun üzerine, HDP’nin belediye eşbaşkan adayları, avukatları da oraya yetişip, polisler ile aralarında itiş kakışa varan bir durum yaşanmış.
Beni yatağıma gönderiyorlar ve HDP’nin Seyhan Belediyesi Eşbaşkan adayı Ayhan Bilgen başta olmak üzere kimi eşbaşkan adayları, basın bildirileri, broşürler ve benzeri kimi metinlerin son halini vermek üzere, yan odaya geçip, çalışmaya devam ediyorlar. Sonra 07:00’deki kahvaltıya yetişmek üzere, evden çıktık. Her gün bir seçim bürosunda kahvaltı yapıyorlarmış. Sayısını sordum, 50 civarında diyorlar.
İki Seyhan var!
Seyhan İlçesi, Adana ilinin sakinlerinin yüzde 35’ine ve Adana şehrinin sakinlerinin yaklaşık yarısına ev sahipliği yapmakta. Türkiye’deki en kalabalık beşinci metropol ilçe statüsünde. Seyhan, Adana’nın ilk yerleşim alanı olmakla beraber, şu anda şehrin yönetim, iş ve kültür merkezi. Tarihi Tepebağ mahallesi ve Büyük Saat, Ulu Camii, Ramazaoğlu Konağı ve Sabancı Merkez Camii gibi önemli yapıları bünyesinde barındırmakta. Adana Kültür ve Sanat Merkezi, Sabancı Kültür Merkezi, Seyhan Kültür Merkezi ve Metropol Tiyatro Salonu yine aynı ilçede faaliyet gösteriyor. İlçe ismini doğu yakasını oluşturan Seyhan nehrinden almakta.
Çukurova Üniversitesi’nin eski profesörlerinden biri olan Azim Öztürk, 2004 yılından beridir Seyhan Belediye Başkanı. CHP’li Öztürk, şu anda ikinci döneminde hizmet vermekte. 29 Mart 2009’daki başkanlık seçimlerinde yüzde 26’lık oy oranına sahip Ahmet Özlü ve Turan Özer’in sadece biraz önünde yer aldı. İlçedeki kayıtlı seçmen sayısı 650 bini geçmekte. Seyhan, Adana şehir merkezinde ve ilde köyü olmayan tek ilçe. Başarısız olmasına rağmen yeniden aday yapılan CHP’li Öztürk’ün üç rakibi de iddialı.
12 Haziran 2011 günü yapılan genel seçimlerde, Seyhan’da, CHP 140 bin, AKP 130 bin, MHP 60 bin ve BDP (bağımsız aday olarak) 55 bin oy aldı. Murat Bozlak, böylece Adana’dan milletvekili seçilen 14 kişiden biri oldu. Böylesine teknik bilgilere sahip olduğumuz Seyhan’ın asıl yüzünü, buraya gelip görünce ve Ayhan Bilgen hatırlatınca fark ediyoruz. Aslında iki Seyhan var. Bir, ansiklopedik bilgilerde gösterilen muazzam gelişmiş bir metropol halindeki şehir. Bir de, bunun arkasında, pek görünmek istenmeyen yoksul ve bir nevi gecekondu mahalleleri.
Seçim bürosunda kahvaltı
İşte ve biraz da asıl Seyhan diyebileceğimiz, yoksul bir mahalledeki seçim büromuza ulaşıyoruz. Bürodaki masalar birleştirilmiş ve bir kahvaltı sofrası kurulmuş. Kahvaltının görünüşü fakir gibi ama olabilecek her şey de var. Yani gönlü zengin bu sofraya, hep birlikte oturuyoruz ve sohbet başlıyor. Seçim bürosunun kapsadığı bölgedeki sorunlar ve yapılabilecekler konuşuluyor. Bu yıl, seçim sandıklarına mukayet olmak üzere, avukatlardan oluşan büyük bir ekip oluşturulmuş. Bu arada, sandık müşahitlerine de büyük iş düşüyor.
Kahvaltı sonrası, önce BDP’nin Adana il binasına uğruyoruz. Orada, BDP İl Başkanı ile tanışıyorum. O da, akşam yaşananları anlatıyor bize. Yani AKP’liler ve polislerle nasıl tartıştıklarını. Sonra HDP’nin projelerini tanıtacağı, anlatacağı toplantının yapılacağı bir düğün salonuna geçiyoruz. Bir süre sonra, yerel basının temsilcileri ve projeleri ayrıntılı bir şekilde, halka ulaştıracak olan belediye eşbaşkan adaylarıyla, HDP ve BDP’nin yetkilileri salona geliyor. Toplantıya gelenler arasında, Adana milletvekilimiz Murat Bozlak da var. Hasta olmasına rağmen, buradaki seçim kampanyasına destek sunmak üzere, Adana’da bulunan Bozlak’a büyük bir sevgi ve saygı gösteriliyor.
HDP’de proje zenginliği
Slayt gösterisiyle zenginleştirilen projelerin anlatımını bitirebilmek için Ayhan Bilgen epeyce zorlanıyor. Gerçekten merkez medyanın, “hani sizin projeleriniz ne” diyerek, adeta terörize etmeye çalıştığı HDP’nin projeleri, aslında çok var ve gerçekten insan odaklı. Birilerine müthiş paralar kazandırmayı amaçlayan devasa AVM binaları ya da -esasen yasak olmasına rağmen- şehiriçinde benzin istasyonu açmayı kabul etmek falan değil. Yenilenebilir enerji konusunda da iddialılar mesela. Rüzgar ve güneş enerjisi konusunda projeleri var. Ancak asıl yüklenilen konu, sosyal yardım konuları. İnsanları rencide etmeden, onlara sağlık başta olmak üzere, yardım yapmak esas alınıyor. Rant değil, insan odaklı projelerin özeti, dört sayfayı geçiyor.
Gerek Mersin, gerekse de Adana’daki HDP projelerinde belirtilen konular, seçim mitinglerinde atılan sloganlar; başta CHP olmak üzere, tüm partiler tarafından taklit ediliyor. Ancak söylemde değişen bu yaklaşım, elbette pratiğe yansımıyor. Hiç birinde kadın belediye başkan adayı olmadığı gibi meclis üyesi listelerinde kadın ya hiç yok, ya da seçilemeyecek sıralara, laf olsun diye konulmuş. Oysa BDP ve HDP’de bu uygulama şöyle: Bir kadın aday, bir erkek aday şeklinde sıralanıyor. Yani bizim listelerde kadın kotası yüzde 50’dir ama kadınlar, listenin seçilemeyecek bir yerine konulması gibi bir ‘kurnazlık’ yok.
Proje tanıtımı bitince, eşbaşkan adaylarının her biri bir başka programa katılmak üzere bir yerlere gidiyorlar. Ben ise, bizi dün geceyarısı (sabaha karşı) Mersin’den buraya getiren, Seyhan Belediye Meclisi üyemizle, HDP il binasına geçiyoruz. İl binasına bir süre sonra Osmaniye’den misafirler geliyor. BDP il yöneticileri, Adana’nın durumunu soruyor, biz de onlara Osmaniye’yi. MHP’nin etkin olduğu Osmaniye’de de BDP, oylarını katlamayı hedefliyormuş. Her zamankinden büyük bir ilgi ve etkinlik var diyorlar. Elbette, bir çocuğu yakalamak için polisin seferber oluşunu da...
Adana’da ne olacak?
HDP il binasından topluca çıkıyoruz ve İnönü meydanında yapılacak bir basın toplantısına yetişmeye çalışıyoruz. Meydanda bulunanlar Ayhan Bilgen’e büyük bir sevgi ve saygı gösteriyorlar. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, aday yapılan her arkadaşımız değerlidir ama bu kişinin Ayhan Bilgen olması, Adana’nın Seyhan İlçesi halkı için bir ayrıcalık olsa gerek. Seyhan’da seçimin kazanılması halinde, Adana Büyükşehir’deki Aytaç Durak, Seyhan Belediyesi’nde Azim Öztürk gibi, adı yolsuzlukla anılan kişilerin ardından, Ayhan Bilgen ve Meliha Varışlı, çalmadan-çırpmadan nasıl belediye yönetileceğini halka göstereceklerdir.
Halkların Demokratik Partisi, Adana Büyükşehir Belediyesi ve Adana’nın dört ilçesinde seçime belediye eşbaşkan adaylarıyla katılıyor. Adana Büyükşehir adayları Hüseyin Yıldız ve Leyla Uyar. Seyhan’da Ayhan Bilgen ve Meliha Varışlı ile girerken; Ceyhan’da Songül Alver ile Mehmet Yardımcı, Çukurova’da Fatma Şahin ve Kamuran Çetinkaya aday oldular. Yüreğir İlçesinde ise eşbaşkan adayları Beyhan Güney ve Şahap Bolkan oldu.
Aklımda Adana’daki seçimlerin muhtemel sonuçları var. Adana’da bir zamanlar, Leyla Güven’in başkanlık ettiği Küçükdikili Belediye deneyimini Seyhan’a taşıyarak, taçlandırmak gerekir. Seyhan Belediyesi’ni kazanabilir miyiz? Son seçimin rakamlarına bakarsak, kolay bir iş olmadığı belli. Ancak her şey, önce istemekle başlar. Dahası bizim kimi partililerin alamayabileceğimiz yönündeki görüşlerine karşı, rakiplerimiz buna inanıyor! Neden olmasın?
HÜSEYİN AYKOL