Şimdiye kadar tek bir solcu ya da sosyalistin HDP’de “İslamcı söylemden” şikayet ettiğini duymadım. Tam tersine, HDP’de yer alan geleneksel solcu, kendini bu parti içindeki “çok dinli, mezhepli, çok sesli” yapı içinde eğitmeyi başardı.

1960’lı, 70’li yıllarda köylerden Alevi dedelerini kovan solcu, HDP içinde dedelerle birlikte zalime karşı omuz omuza mücadeleyi öğrendi. 1969 Kanlı Pazar’ında MTTB’li “milliyetçi-mukaddesatçı” “imamların” saldırısına uğrayan 68’li sosyalist HDP’de Mellelerden İslam gerçeğini dinledi.

HDP’nin saflarında “sol, sosyalist, seküler söylem”den şikayet eden “muhafazakar” HDP’li bu gerçeği görmüyor mu?

Ben şahsen Alevi dedelerinden de, Sünni Mellelerden de çok şey öğrendim.

Kendi “söylemimden” örnek verebilirim. Yazılarımda, komünist terminolojinin yanı sıra, İslam’ın mukaddes kitabından sayısız ayetlerle görüşlerimi açıklamışımdır.

Bu bir “taktik” mesele değildir. Hz. Muhammed’in hadislerinden alıntı yapmak, Kur’an’dan ayetler aktarmak, vaktiyle bizim solcu dünyamızda “oportünist” bir yaklaşım olarak görülmüştür.

Oysa Kur’an, sadece bir “inanç” konusu değildir.

Türk ve Kürt toplumlarının en yaygın, en güçlü kültürel zenginliğidir. Kendi toplumumuzun kültürel zenginliğine dayanmadan yapılan siyasi mücadele hiç kuşkusuz “eksik” kalmaya mahkumdur. Şu aptalca bir görüştür: Kur’an sadece Müslüman’ın “kitabıdır.” Hayır, Kur’an ve İslama ait olan bütün insani ve toplumsal değerler, bu toplumda yaşayan herkesindir. Yani “yağma yok.”

Hak, hukuk, adalet, eşitlik, ahlak, dürüstlük gibi kavramlar bütün dinlerde içkindir. “Batıcı solcu” bu değerleri Avrupa Hıristiyan kültüründen kopya etti. Bu değerleri İslam’da aramadı.

Sosyalistler, Müslüman toplumunda “İslamı inkar” ederek hiç kuşkusuz bir adım bile atamazlar. Onların elinde olmayan kaynaklar, Kürdistan Medreselerinde vardır. Ben üniversitede Felsefe Tarihi okudum. Bizim Felsefe Tarihi kitaplarımızda yüzlerce sayfa Yunan ve Hıristiyan felsefesine ayrılmışken, İslam felsefesiyle ilgili bölüm, emin olun birkaç paragraftan ibaretti. Batıcı eğitim aydınların kendi Müslüman toplumlarını anlamasına engel olmuştur. Pek çok nedenin yanında, Türk sosyalizminin toplumun derinliklerine nüfuz edemeyişinde toplumsal kültürün en önemli bileşeni olan İslamiyeti kavramayış büyük rol oynamıştır.

Kürdistan’da ise “solun” yani sermayeye, sömürüye, haksızlık ve adaletsizliğe karşı çıkan toplumsal hareketin derin köklere sahip oluşu, Kürdistan solunun kendi Kültürel kaynaklarından haberdar oluşuyla ilgilidir. Örneğin Hatip Dicle’nin İslami kültüre vukufiyeti bugünkü Kürt siyasi hareketinin nasıl halkçı bir karaktere büründüğünü anlamak için iyi bir örnektir. Milyonlarca inançlı Müslüman, Kürt siyasi hareketinin saflarında, halkın kültürel temeli olan İslamiyet’ten hareketle Kürdistan’a ve Türkiye’ye, hatta tüm Müslüman olan ve olmayan Ortadoğu halklarına özgü bir “programı” benimsemiştir.

Bu program Apocu programdır ve İslam toplumunun bağrından çıkan sosyalist bir programdır. İslamla sosyalizmin kültürel bağlarını başarıyla kurmuştur. Bunu başardığı için “dinleri inkar” yerine, bütün dinler ve mezhepler, bütün diller ve etnisiteler arasında muazzam bir “toplumsal, kültürel sentez” yaratmış, evrensel bir karakter kazanmış ve dini farklılıkların bir arada yaşayabileceği, “aşağıdan yukarıya” gelişen biricik demokratik “sekülerliğin” inşasına imkan hazırlamıştır.

Ne demişler, her kuşun eti yenmez. Kemalizmin “kıyısında” inşa edilmiş Türk sosyalizminin “söylemiyle ve sekülerliği” ile kavga etmek kolaydır. Ama Kürdistan’ın İslami gerçekliğinden neşet etmiş Apocu “sosyalist söylemle, demokratik özgürlükçü laiklikle, dinler ve mezhepler arası evrensel barışçı” programla “kavga” etmeye kalkışacak olan kişi, yeniden Medrese eğitiminden geçmek zorundadır. Ona şu öğretilecektir: “İster inan, ister inanma, Kur’an diğer kitaplar gibi herkesin, hepimizin ortak kültürel hazinesidir. Kimisi bu “hazineyi” zenginler arasında üleştirir, ona sağcı-muhafazakar diyoruz, kimisi de bu “zenginliği” fakirlerle paylaşır, ona da “solcu” diyoruz.

Vesselam…