ELİF ÇETİNER/SERVET KARADUMAN / MA / İSTANBUL
İktisatçı Prof. Dr. İzzettin Önder, ekonomik krizin yapısal olduğunun altını çizerek, “Sermaye ile politikacı karşılıklı oyun oynuyor, arada halk eziliyor” dedi.
Prof. İzzettin Önder, Türkiye’de yaşanan ekonomik krizi ve hükümetin ekonomi politikalarını değerlendirdi. Dövizdeki dalgalanmanın ve çok sayıda firmanın konkordato ilan etmesinin ekonomik krizin en net göstergesi olduğunun altını çizen Prof. Önder, “Ekonomik kriz ülkede kronik bir hastalık gibi seyrediyor. Türkiye ekonomisi krizden malul olmuş sakatlı bir ekonomidir. Yapılan tedaviler ise hep geçici oluyor” dedi.
Hükümet IMF’e gitmeye korkuyor
Türkiye’nin yıl sonunda borç vadelerinin dolduğunu ve bu nedenle para bulması gerektiğini hatırlatan Prof. Önder, “Borçlarımız bitti, özel borçlarımız arttı. Dolayısıyla hükümet IMF’ye gitmeye şu anda korkuyor” diye konuştu.
McKinsey meselesinin kapalı bir kutu olduğunu ifade eden Önder, bunun örneğinin, 1881-1939 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun dış borçlarını denetleyen kurum olan Düyun-i Umumiye’de yaşandığını belirterek, şöyle devam etti: “Borçlar yüzde 16’lardaydı. Duyun-i Umumiye ile bu yüzde 5’lere indi. Bizim için bir güvence geldi. Bizim borçlar ödenecek dendi. Böyle bir şey düşünmüş olabilirler. Ama sonuçta önümüzde yerel seçimler var.”
Parayı bulmaları lazım
Borçların ödenmesi noktasında bulunacak para meselesinde iktidarın şeffaf olması gerektiğini vurgulayan Önder, “Bu çok önemli. Bir yerden bir şekilde bu para bulunacak. İç kaynaklardan bu parayı bulmanın tek yolu var. Halka zam yaparak o para bulunmaz. Ama bunun bir yolu şudur. Ben bu olacaktır demiyorum. Çünkü bunu yapmak çok zordur. Bunu 1995’lerde TÜSİAD önerdi ama yapılmadı. Bir seferliğine büyük zenginlerden binde 1-2-3 oranında bir servet vergisi almak. Ama tabi bunu firmalar karşılayacaktır. Bu durumda da iktidar gider. O yüzden bunu yapamazlar. Daha büyük bir ihtimal dışardan bulunmaya çalışılacak. İki şekilde yapılabilir bu borçların büyük kısmı aşağı yukarı özel sektörün borçları. Özel sektör kimlerse alacakları biraz faiz yükselterek konsolidasyon yapacaklardı. Konsolidasyon demek bu borcun uzun vadesini uzatmak demektir. Ona gidebilirler. Bu faiz kime yansıyacak? Yılbaşından sonra enflasyonla bize yansıyacak tabi” dedi.
Prof. Önder, ne olup bittiğini halkın bilmesi gerektiğini kaydederek, şeffaflığa dikkat çekti.
Türkiye’deki sorun yapısal
Bütçe kötüyken zamların kaçınılmaz olduğuna değinen Prof. Önder, “Daha baştan başlarsak bu kriz yapısal bir krizdir ve kritik bir durumdadır. Bu sorunları uzun vadeli bir programla planlı ama diğerlerinde farklı olarak yıllık programlara indirgeyerek yapmalı. Bu 5 sene sürebilir. Türkiye’nin başka bir yolu yok. Orta vadeli bir program ekonominin piyasa teslim edilmesi demektir. Bence yanlışlık burada oldu. Bu politik oportünitedir. Çünkü hükümet Türkiye’nin temel sorununun yapısal olduğunu bir türlü kabul etmiyor. Krizi kabul etmek ise bunun alt kademesidir. Zaten kriz bunların sonrasında gelişen bir şeydir” dedi.
Önder, artan fiyatlar karşısında yüzde 10 indirim yapılmasının bir anlamı olmadığını belirterek, “Sermaye ile politikacı karşılıklı oyun oynuyor. Ve arada halk eziliyor. Bu çok açıktır. Hatta politikacı ikinci durumdadır. Önce bir kamçı gösterir. Önce sermayedarlara gülerler onların istediğini yaparlar. Çünkü iktidarda kalmak isterler” diye konuştu.
oportünitedir. Çünkü hükümet Türkiye’nin temel sorununun yapısal olduğunu bir türlü kabul etmiyor. Krizi kabul etmek ise bunun alt kademesidir. Zaten kriz bunların sonrasında gelişen bir şeydir” dedi.
Önder, artan fiyatlar karşısında yüzde 10 indirim yapılmasının bir anlamı olmadığını belirterek, “Sermaye ile politikacı karşılıklı oyun oynuyor. Ve arada halk eziliyor. Bu çok açıktır. Hatta politikacı ikinci durumdadır. Önce bir kamçı gösterir. Önce sermayedarlara gülerler onların istediğini yaparlar. Çünkü iktidarda kalmak isterler” diye konuştu.