‘Arap Baharı’nı tetikleyen olay iki yıl önce Tunus’un Sidi Buzid kentinde başlamıştı. 17 Aralık 2010’da, genç bir seyyar satıcı olan Muhammed Buazizi, sebze arabasını elinden alan polislerden gördüğü eziyeti ve yoksulluğu kendisini yakarak protesto etmiş, bu trajik ölümün neden olduğu sokak gösterileri bir anda tüm ülkeyi sarmıştı. 26 yaşında yoksul bir genç olan Buazizi protestoların itici gücü oldu. Sidi Buzid’te gazetecilere konuşan halk, Buazizi’yi “devrimin çocuğu ve kahraman” olarak tanımlıyor ve “Hepimiz adalet, eşitlik ve özgürlük istiyoruz” diyor. Tunuslu gençlerden biri, “Ben Muammed Buazizi sayesinde serbetçe konuşabiliyor, ilerde bir iş sahibi olabileceğime inanıyorum, o bizim özgürlük için mücadele etmemiz gerektiğini gösterdi” diyor.


En Nahda tepki çekiyor

İşsizlikle boğuşan, baskı ve sömürü altında olan yoksul kesimin sembolü haline gelen Buazizi’nin hayatına son vererek gösterdiği bu tepki, Tunus’ta 24 yıllık Zeynel Abidin Bin Ali iktidarına karşı isyana dönüştü. Cumhurbaşkanı Bin Ali göstericileri reform sözüyle yatıştırmaya çalıştı ancak 14 Ocak 2011’de, 23 yıllık koltuğunu bırakarak Suudi Arabistan’a kaçmak zorunda kaldı. Ülkede geçen yıl Ekim ayında yapılan genel seçimlerden İslamcı En Nahda isimli parti en güçlü parti olarak çıktı. Tunus halkı bu seçimden beri büyük ölçüde kutuplaşmış durumda. Çünkü Tunus’un AKP’si olarak değerlendirilen En Nahda Partisi ile Selefi gruplar, İslam’a siyasette ve toplumsal yapıda daha fazla ağırlık verilmesinden yana. Birçok siyasi parti ve Sendikalar Birliği’nde yer alan laik güçler ise durumdan endişeli.

Tunus’ta gerginlik var

Ülkede bu yılın Kasım ayının sonundan beri yapılan gösterilerde şiddet olayları meydana geliyor. Tunus’un kuzeyindeki Silyana vilayetinde sendikacılarla polis arasında günlerce süren sokak çatışmalarda 300’den fazla kişi yaralandı. Tunus’un başka bölgelerinde de durumun gergin olduğu belirtiliyor. Muhammed Buazizi’nin bedenini ateşe verdiği Sidi Buzid kenti de halen sefalet içerisinde ve gergin bir ortam var.

Sidi Buzid’de dün de gösteri vardı

İsyanın başlangıcının ikinci yıldönümünde Devlet Başkanı Munsef Marzuki, ayaklanmanın beşiği olan Sidi Buzid’de halk tarafından tepkiyle karşılandı. Göstericilerin yürüyerek önünden geçtiği hükümet binası, Buazizi’nin kendisini yaktığı yerdi. Tunus medyasına göre bir eylemci, “Bundan bir yıl önce buraya geldiniz ve bir şeylerin altı ay içinde değişeceği sözünü verdiniz, ama hiçbir şey değişmedi” dedi. Bir başka eylemci ise “Sizi burada istemiyoruz” diye haykırdı. Marzuki’nin konuşması ardından Parlamento Başkanı Mustafa Bin Cafer konuşmaya başlamadan kitle taş atmaya başladı. Güvenlik güçleri, her iki yöneticiyi alandan çıkardı.

Durum daha da kötüleşti

Bin Ali’yi deviren ayaklanma sırasında Şevki isimli bir kardeşi öldürülen Hamid Nasri, “Menzel Buzenne (Sidi Buzid’in güneyinde) kenti devrime çok şey verdi ama yatırım ve kalkınma noktasında hiçbir şey almadı. Durum daha da kötüleşti, işsizlik arttı” diye tepki gösterdi. Tunus Sanayi Bakanlığı’na göre bu bölgede yatırımlar yüzde 36 oranında geriledi. Eleştirilerin hedefinde Ennahda hükümeti yer alıyor. İsyanın başlangıcının yıldönümünü kutlamak amacıyla halkın “kahraman” olarak nitelendirdiği ‘Buazizi’nin isminin verildiği festivalin organizatörlerinden 10’u iktidarın etkinlik organizasyonlarına el koyması tepkisiyle istifa etti.

Olağanüstü hal sürüyor

Ülkedeki ekonomik sorunların dışında, En Nahda iktidarı döneminde İslamcı grupların saldırıları da arttı. Bunların hedefinde ise özellikle kültürel etkinlikler dikkat çekiyor. Tunus ayrıca siyasi yeni Anayasa üzerine yaşanan anlaşmazlıktan dolayı bir çıkmaz içerisinde bulunuyor. Bin Ali’nin kaçışı sırasında uygulamaya konulan polise ve orduya arttırılmış yetkiler veren olağanüstü hal yasası halen yürürlükte.

Demokrasi arayışı sürüyor

Tunus’ta “Yasemin Devrimi” olarak adlandırılan ayaklanma domino etkisi yaratmış ve iktidarlarının sonsuza kadar süreceğine inanan diktatörler, birkaç haftalık ayaklanmalar sonucu devrilmişti. Tunus’un ardından sırasıyla Mısır, Yemen, Bahreyn, Libya ve Suriye’deki ayaklanmalar başgöstermişti. ‘Arap Baharı’ adı verilen ayaklanmalarda Mısır’da Hüsnü Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Libya’da Muhammer Kaddafi devrildi ancak bu ülkelerde de sorunlar hala devam ediyor. Aradan geçen iki yıla rağmen ne Tunus’ a ne Libya’ya ne de Mısır’a hala demokrasi ve istikrar gelmedi.

Yemen ve Bahreyn’de sorunlar bitmedi

33 yıllık koltuğunu bırakıp ülkesini terk eden Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih arkasında ciddi sorunları olan bir ülke bıraktı. Yemen’de gıda sıkıntısı çekiliyor, ayrıca su ve ülkenin tek önemli ihracat kalemi olan petrol de gün geçtikçe tükeniyor. Bu nedenle yoksul halkın tepkisi henüz dinmiş değil.
Suudi Arabistan ile İran’ın soğuk savaş yürüttüğü Bahreyn’de alevlenen Şii-Sünni ayrışması da Mart 2011’den beri daha da netleşti. İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House’a göre Bahreyn, ‘mezhep gerginliği’ni Körfez’deki komşularına da ihraç ediyor.

Mısır’da gelen gideni arattı


Mısır’da ise Mübarek sonrası seçimle iş başına gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi iktidarina karşı halk yeniden sokaklarda. Mübarek döneminde dahi orduya tutuklama yetkisi verilmezken Müslüman Kardeşlerin desteklediği Mursi bunu yapmaktan imtiha etmedi. Muhalefetin ‘Yeni Firavun’ olarak adlandırdığı Mursi, İslamı ve şeriat kurullarını yasamanın kaynağı haline getiren; kadınlar ve azınlıklar ile basının da özgürlüğünü kısıtlayan çokça madde barındıran, Türkiye’deki gibi Milli Güvenlik Kurulu’nun kurulmasını öngören yeni anayasayı da muhalefetin tepkisine rağmen iptal etmeyerek referanduma sundu. Hafta sonu sandığa giden ülkede gerginlik hala sürüyor. Önümüzdeki hafta referandumun ikinci turu yapılacak ülkede muhalefet ile iktidar arasındaki ayrışma, öyle kolay kolay çözülecek gibi görülmüyor. Anayasa referandumunun ilk turunda geniş çaplı usulsüzlükler yapıldığını belirten muhalefet partileri, bugün ülke genelinde protesto çağrısında bulundu.

Patriotlar gerginliği arttırıyor

Önümüzdeki aylarda NATO’nun Türkiye-Suriye sınırına Patriot füzelerini konumlandırması da bölgedeki gerginliği daha da artıracak gibi görünüyor. Zira hem İran hem Suriye hem de Rusya, Patriotların bölgede yeni bir savaşa neden olabileceğini savunuyor.

PYD: İran ile savaşa hazırlık

Geçtiğimiz günlerde ANF’ye konuşan Suriye’deki Kürtlerin temsilcisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim de NATO tarafından Türkiye’ye konuşlandırılacak Patriotların farklı bir amacı olduğunu söylemişti. Müslim’e göre; Patriotlar esasen İran ile olası bir savaşa hazırlık için sınırına yerleştiriliyor. Müslim, “Onlar başka bir savaşın hazırlığıdır. İran’a karşıdır. Suriye’nin kimyasal silahı Türkiye’ye dönük değil. Türkiye sınırında da değil. Patriot füzelerinin menzili 250 kilometredir. Sırf Şam’dan Halep’e kadar 300 kilometredir” dedi.

İran çok tepkili: Savaş çıkar

Patriotları ülkelerine karşı açık bir tehdit ve savaş ilanı olarak algılayan İranlı yetkililerin açıklamaları da oldukça sert. Pazar günü İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi, “Dünya savaşı için planlar yapıyorlar. Bu, insanlığın geleceği ve Avrupa’nın geleceği için çok tehlikeli” demişti. Bir gün sonra açıklama yapan İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi de Türkiye’ye gönderilecek Patriot füze sistemleri için “Beklenmedik sonuçlar doğurabilecek kışkırtıcı bir hareket” dedi.

Ahmedinejad daveti reddetti

İran Cumhurbaşkanı da Mahmud Ahmedinejad da Erdoğan’ın Konya’daki Şeb-i Arus törenine katılma davetini kabul etmedi. Ahmedinejad’ın Türkiye’ye gitmemesinin Patriotların kurulmasına gösterdiği tepkiden kaynaklandığı belirtiliyor.

Suriye’deki durumu Şara özetledi

‘Arap Baharı’nın etkisiyle Mart 2011’de olaylar Suriye’ye de sıçradı ve kısa bir sürede buradaki gösteriler Batılı güçlerin desteğiyle silahlı çatışmaya dönüştü. Suriye’deki çatışmalar 21 aydır derinleşerek sürüyor. ABD ile Türkiye’nin desteklediği güdümlü muhalefet iktidara karşı her anlamda güçlendirilmeye ve meşru kılınmaya çalışılsa da Beşar Esad’ın oldukça direnç gösterdiği aşikar. Ancak yeni bir strateji izleyerek askeri birliklerini kırsal bölgelerden çekerek daha güçlü olduğu Şam ve Halep gibi kentlere konumlandıran Esad’ın güç kaybettiği görülüyor. Dün açıklama yapan yardımcısı da bu gerçeğe işaret ediyor.  

21 ay sonra ilk kez konuştu

Ülkedeki çatışmalar başladığından beri yani 21 ayın ardından ilk kez basına konuşan Suriye Devlet Başkan Yardımcısı Faruk Şara, İngilizce yayımlanan Lübnan gazetesi El Ekber’e verdiği röportajda gelinen noktada ülkede ne muhaliflerin ne de Suriye yönetiminin mutlak bir zafer kazanabileceğini söyledi. Suriye’de yıkım sürecinin her geçen gün derinleştiğini belirten Şara, ülkede yaşanan çatışmalı süreçle ilgili hem muhalif güçleri hem de Beşar Esad yönetimini eleştirirken taraflar arasında diyalog yapılmasını önerdi. Her geçen gün politik ve askeri olarak çözümden uzaklaşıldığını belirten Şara, “Suriye’nin varlığını koruma durumunda olmak zorundayız. Bir kişinin veya bir rejimin hayatta kalması için savaşmıyoruz” dedi. “Çözüm Suriyeli olmalı” diyen Şara çözüme bölge ülkelerinin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de dahil olabileceğini belirtti. Suriye Devlet Başkan Yardımcısı Suriye’de bugün yaşanan sürecin 1990’ların başında Doğu Avrupa’da yaşanan sürece benzer olduğu yorumunda da bulundu. Olası bir uluslararası askeri müdahaleye karşı tepkilerinin ne olacağıyla ilgi soruya Şara, Suriye halkının hiçbir zaman bunu kabul etmeyeceğini ve böyle bir mücadelenin direnişe neden olacağı yanıtını verdi. Devlet kurumlarında anlamlı bir değişim yaşanmasının şart olduğun söyleyen Şara, “Geçmişte bazı sorunları yeteri kadar dinlemediklerini” söyledikten sonra “Ama kendimizin ve başkalarının deneyimlerinden öğreniyoruz. Bugün değişimin kaçınılmaz olduğunu anlıyoruz” dedi.

Türkiye çeteleri kışkırtıyor

Suriye’deki Kürtler ise kendi bölgelerinde özerklik ilan ederek, ne Esad güçlerine ne de muhalefete bağımlı bir politika yürütüyor. Ancak Türk devletinin tetikçiliğini yapan bazı çete örgütler son haftalarda özellikle Serêkaniyê’de Kürtleri korumak için kurulan Halk Savunma Birlikleri (YPG) güçlerine saldırıyor. Çetelerin ateşkes talebi üzerine devreye giren Kürt Yüksek Konseyi’nin yaptığı görüşmeler sonucu kentin yönetiminin sivil bir meclise bırakılması kararlaştırıldı. Ancak Türkiye güdümlü çete örgütlerin bu anlaşmaya uyup uymayacakları buradaki durumu belirleyecek.

HABER MERKEZİ