Son dönemde başlayan Kürdistan’ın Bağımsızlığı tartışmaları beraberinde birçok “geri cephe tartışması“ açtı.
Bunlardan biri, Kürt dili üzerineydi.
Konuya geçmeden önce bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:
Eski ABD Büyükelçi’lerinden Peter Galbaith, Rûdaw gazetesiyle yaptığı mülakatda, ABD’nin Irak’da kurulacak bir Kürt Devleti’ni kabul edeceğini iddia tti.
Bülent Arınç’in Kürt dilinin medeniyet dili olmadığını söylemesini bu eksende değerlendirmek gerekiyor.
Ama Prof. Martin Van Bruinesen’in Türk Başbakan Yardımcısı Bület Arınç’a “kısmen de olsa katıldığını“ belirtmesine bir anlam veremiyorum.
Biliyorum; Bruinessen Boğaziçi Üniversite’sine atanmak için, Bület Arınç’a “ilmi rüşvet“ vermemiştir.
Ve biliyorum ki, Bülent Arınç Bruinessen’i bu desteğinden dolayı, Çırağan sarayına konut etmeyecektir.
Böyle olunca da, Bruinessen’in hem de Güney Kürdistan’da ve “Kürt Kültürü ve Düşüncesi Buluşmaları Toplantısı“nda, Kürtçe’nin “yasaklardan, baskılardan dolayı her zaman sadece evlerde konuşulmuş olduğundan, (…) bir türlü medeniyet dili olmadığını“ açıklaması yüksek dozajda bir talihsizliktir.
Saptamaların birçoğu yalnış:
Birincisi, Bruniesen’in iddialarını dile getirdiği o topraklarda, çocuklar Mem û Zin’i okuyarak büyüdüler ve Hewler ve Süleymaniye Üniversiteleri’nde Kütçe okunur ve o üniversitelerde alınan diplomalar Batı Avrupa’da, buradaki yüksek okullara eşdeğer mezuniyet olarak kabul edilirler.
İkincisi, Kürtçe Güney Kürdistan’da yasak değildi, Saddam rejimi bile Kürtçe yayınlardı. Bağdat radyosunun Kürçe proğramlarını dinleyenler de sadece Güney Kürdistan’dakiler değildi.
Üçüncüsü, eğer Bruinesen Kuzey Kürdistan’ı kastediyorsa, 70’lı yıllarla birlikte, yasaklara rağmen Kürtler Kürtçe yayımlanan dergi ve bildirilerle, yazı yolunu da seçtiler ve en önemlisi, MED-TV 1995 yılından bu yana ağırlıklı olarak Kurmanci lehçesinde yayın yaptıktan bu yana, Kürtler sadece evlerinde değil, sokaklarda ve diğer diyarlarda da Kürtçe konuştular.
Dördüncüsü, Bruinessen’in Kürtler’in medreselerde Türkçe dilinde eğitildikleri iddiası doğru değildir. “Feqî ve Mele“ler “illegal“ eğitim gördüler ve Kuzey Kürdistan’da Kürt mabuu diline ilk ulaşanlar da Meleler oldular. Feqî’ler, 1978 yılında Bitlis ve Muş’ta, Kürtçe eğitildikleri ve “politik ulusal bir güç“ olduklarından dolayı, Ecevit Hükümeti’nin ırkçı politikasına ve “Jandarma Kanatlı Tatbikatı“na karşı ayaklandılar.
Beşincisi, dağlarla ovalar arasında revaçta olan eğitim dili Kürtçe ağırlıklıdır.
Sıralamayı bırakıyorum; son otuz yılda Kürtçe yayınlar “rekor“ seviyededir ve bilimsel eser Kurmanci’ye çevrildi.
Türk Alfabesi 1928 yılından itibaren yaşamaya başladı.
Birkaç yıl içinde, devlet dili oldu.
Bundan dolayı da, romanları, bilimsel eserleri, çevirileri olan herhangi bir dilin medeni olmadığını iddia etmek, kişiyi “töhmet altında olmaktan“ kurtarmaz.
Bruinessen de, sadece bu iddiasıyla sınırlı olarak, Bülent Arınç’la “kolkola“ olma “töhmeti“ altına girdi.
Ve inanın bu tartışmanın gölgesinde dün gece şu rüyayı gördüm:
Muş’tayım. İstasyon Caddesi’nde Kürt diliyle ilgili kalabalık bir yürüyüş var. Tanıdığım bazı simalar, bir kamyonun üzerinden Kürt dili için söylevlerdeler. Birdenbire karşı taraftan, yeniçeri giysili, yüksek dozda arogant olan ve çoğunluğunu “süslü“ kadınların oluşturduğu küçücük bir küme insan (yaklaşık 30 kişi): “Türk-Kürt kardeştir, Kürtçe’ye geçit yok“a yakın şeyler söylüyorlar. İçimden şöyle düşünüyorum: Eğer birileri bu “yeniçeri küme“ye saldırsa, onları koruyan Özel Tim’ler yürüyüştekileri tararlar“. Ter içinde uyandım. İlk gördüğüm şey: Bület Arınç’ın o sözlerinin gücünün nerede olduğuydu.
Ve Bülent Arınç pozu Bruinessen’e hiç yakışmamış.
NOT: Yeni Özgür Politika’nın kuruluşundan beri Çarşamba günleri yayınlanan yazılarım, sayfa düzenlenmesinden dolayı bundan böyle Salı günleri yayınlanacak.
ARINÇ/BRUİNESSEN