Medya Savunma Alanları’nda, Kürdistan Kadın Özgürlüğü Partisi (PAJK) üyesi bir grup kadın, üç yıldan beridir Jineoloji Birimi olarak yoğunlaşmalarını sürdürüyor. Ataerkil sistem eliyle inşa edilen bilimlerin, algıların ve yapılanmaların radikal sorgusu üzerinden alternatif bir sistem perspektifi oluşturmaya çalışıyorlar. PolitikArt’ın sorularını yanıtlayan Jineoloji Birimi Sorumlusu Pîroz Nûda, üç yıllık yoğunlaşma ardından edindikleri birikimi değişik çevrelerle ortaklaştırmak, bu temelde ortak bir perspektife ulaşmak istediklerini söyledi.


Jineoloji nedir? Bilimin el atmadığı alan kalmamışken neden böyle bir bilime ihtiyaç duyuldu?
Jineoloji, genel ifadeyle kadın bilimidir. Aslında jineolojinin ne olduğu, neyi amaçladığı, neden jineoloji sorularında ifadesini bulur.
Erkeğin egemenliğinde ve tekelinde olan bu alana kadın olarak çıkmak; hem de mevcut bilimi eleştirerek alternatif bir bilim olma ideasıyla çıkmanın çok iddialı bir çıkış olduğunun farkındayız.
Bilimin çıkışı toplumsaldır. Bilimin, kadın etrafında örgütlenen toplumsallaşmada, toplumun yaşadığı sorunlara çözüm getirmede ve hayatı anlamlandırmada rolü ve çabası olmuştur. Bilimin egemen ve cinsiyetçi karakter alması uygarlıkla birlikte geliştikçe, ahlaktan, toplumsallıktan koparak iktidarlaşmıştır. Yaşanan tüm toplumsal sorunları çözme gibi bir rolü ve gücü olan bilimin iktidarlaşmasıyla, bırakalım sorunlara çözüm üretmesini, tüm toplumsal sorunlara kaynaklık etmiştir. Bilimin iktidar merkezleri tarafından tekelleştirilmesi, en fazla da toplum bilimini yaralamış, sakatlamıştır.                                                       
Toplum bilim, doğrudan toplumsal alanla ilgili olan bilim demektir. Bundan hareketle toplumu bütün ilişkileri içerisinde araştıran, inceleyen ve böylelikle toplumsal ilişkilerin tümünü açıklamaya çalışan bir disiplindir. Ancak toplumun esas ögesi olan kadın tanımlanmadan, kadın doğası aydınlanmadan toplumun doğasının açıklanamayacağı, aydınlanamayacağı bir gerçektir. Erkek egemen zihniyet ve meşrulaştırma alanı olan bilimin kadın gerçeğini amaçlı ve bilinçli karanlıkta bıraktığı, açıklamadığı, görünür kılmadığı anlaşılıyor. Kadının karanlıkta kalan gerçeğini, doğasını aydınlatarak toplumu açıklamak jineoloji kapsamında ele alınacak önemli bir konudur. Bu doğrultuda jineoloji, sadece bilim dünyasında görünmeyen kadın varlığını açığa çıkarmayı değil, toplum doğasını da aydınlatacaktır. Bu anlamda jineoloji bir alternatif sosyal bilim olarak sadece kadını merkez alan bir bilim değildir. Kadın; toplumsal sorumluluktan uzak, iktidarcı erkek egemen zihniyete karşı, tarihte olduğu gibi bugün de topluma karşı sorumlu, akıl ve duygu gücüyle, duyarlılığıyla, bakışıyla, kadın eksenli tüm toplumu kapsayacak bir sosyal bilim olma iddiasındadır.
Kürt Halk Önderliği toplumsal sorunların temelinde kadın-erkek ilişkilerindeki inşa edilmiş sorunsallığın yattığını belirtirken, ilk ezen-ezilen toplumsallık, sınıfsallık ve ulusallık statüsünün hep bu temel üzerinde yükseldiğini; yani kadın köleliğinden sonra, ona dayanarak geliştiğini belirtmektedir. Sosyal bilimin bu gerçekliği görmemesi, açıklayamaması, bilimin bu konudaki körlüğünden ziyade cinsiyetçi, iktidarcı gerçeğiyle, bilimcilik karakteriyle ilgilidir. Kadın yaşamına zorba ve sömürgen erkek eli ve aklıyla binlerce yılda yedirilen kölelik düzeyinin tüm boyutlarıyla kavranması, açıklanması, jineolojinin esas hedeflerindendir. Çünkü bu alandaki kölelik ve sömürü biçimlenişleri, tüm toplumsal kölelik ve sömürü biçimlerinin prototipidir.       
   Sosyal bilimlerin de diğer bilimler gibi nesnellik adına “Bilimin görevi; olanı açıklamaktır, olması gerekeni değil” yargısının bir yalan ve aldatmaca olduğu açığa çıkmıştır. Kaldı ki olanı yani toplum doğasını aydınlatması, açıklaması bu kadar sorunlu olup kendisini ele verirken,  ‘’olması gerekeni’’ kapitalist modernitenin iktidar alanlarına bırakacağı açıktır.
Bir diğer hususu da belirtmeliyiz: Sosyal bilimin sadece olup bitenler temelinde toplumsal varlığın ne olduğunu, hangi özellikler temelinde kendisini var ettiğini açıklaması yeterli olabilir mi? Sosyal bilimin toplumun beyni olma gibi bir rolü ve işlevi yok mudur? Toplumsallıkta olup bitenlerin ne olduğunu, neden olduğunu açıklamak kadar, nasıl olması gerektiği de sosyal bilimin bir sorusu olamaz mı? ‘Bilimin görevi; olanı açıklamaktır, olması gerekeni değil’ yargısı, acaba sosyal bilim için de geçerli olabilir mi?
Sosyal bilimin bir ‘nasıl’ sorusu olmak durumundadır. Toplumsal doğa gibi sapmalara ve yanlış zihinsel inşalara son derece elverişli, insan eyleminin bir ürünü olması dikkate alındığında, tüm tarihsel gerçeklikleri, yanlışlıkları ve sapmaları ile birlikte kabul etmek durumunda kalacağız. ‘Nasıl?’ sorusu burada doğru ve özgür seçim yapmamıza ve yanlış olanı düzeltip, doğru olanı bulmamıza olanak sunmaktadır. ‘Nasıl’ı arayan, daha güzeli, iyiyi, özgür bir toplumu amaçlayan sanat, ahlak, felsefe, ideoloji gibi toplumun anlam dünyaları da jineolojinin kapsamına girecek alanlardır. Modern sosyal bilim bu alanlara “metafizik bir alandır, bilim kapsamına girmez” diyerek, aslında bu alanları iktidarın sömürüsüne bırakmıştır. Toplumun zihniyet dünyasıyla birlikte inşasını bu kadar etkileyen, belirleyen alanların sosyal bilimin konusu olmaması, toplumsal doğaya ters pozitif bilimlerin bir kopyası olmasının bir sonucudur.
Bugün modern sosyal bilimi yalnız biz eleştirmiyoruz. Özellikle 20.yy’ın ikinci yarısından itibaren eleştiren birçok ekol, akım ve bilim insanlarının olduğunu biliyoruz. Bu eleştiri ve görüşler çoğunlukla referans aldığımız, güç ve ilham aldığımız değerli görüşlerdir. Yine özellikle feminizmin bugüne kadar geliştirdiği çok önemli kuramsal ve entelektüel çalışmaları kadın sorununu görünür kıldığı kadar, sosyal bilimlere ilişkin yaptığı eleştirileri ve görüşleri bu alanı deşifre etmiştir. Bu anlamda jineoloji olarak kadın hareketlerinin, özellikle feminizmin yarattığı kazanımları, değerleri önemsediğimizi, dayanacağımız temel değerler arasında bu değerlerin de olduğunu özellikle belirtmek istiyoruz. Bununla birlikte o zaman ‘neden jineoloji?‘ sorusu, haklı olarak en sık sorulan soru olmaktadır.
Modern sosyal bilimi eleştiren tüm bu sistem karşıtı hareketlerin –feminizm de dahil- çıkış zemini, kapitalist modernite zeminidir. Kapitalizmin liberalizm tuzağına düşmeleri, bu hastalıktan bünyelerini korumamaları en büyük handikapları olarak görülmektedir. I. Wallerstein bu konuda samimi bir özeleştiride bulunarak; “Hepimiz burjuvazinin kutsal mabedinde aynı şerbeti içtik” der. Entelektüel sermayenin ne denli kapitalist moderniteye bağlı olduğunu ve radikal kopuşun zorluğunu dile getirirken, çok önemli ders çıkarılması gereken şeyler söylemektedir.
 Özellikle bugün feminist çalışmaların kadından, toplumdan kopuk akademik çalışmalar düzeyinde, sistemin bilgi üreten mabetlerinde, kadın kürsüleriyle sınırlanması, yine devlet destekli bazı açılımlarda liberalizmin tuzaklarına gelip,- niyetlerinden bağımsız- sistemiçileştikleri, sisteme eklendiklerini göstermektedir. Bugün erkek egemen sistem karşısında güçlü bir kadın hareketinin, bunun örgüt, program ve mücadele stratejisinin gelişmemesi, güçlü bir militan duruşun açığa çıkmaması bu gerçeği yeterince ifade etmiyor mu? Bu zeminleri tamamen yadsımıyoruz; bilinçli olarak kullanıldığı takdirde mücadelenin hizmetinde değerlendirilebilir. Bu zeminlerde bazı önemli çalışmaların bireysel çabalarla çıktığını da görüyor, önemsiyoruz. Ancak tüm bu çabalara rağmen kadın mücadelesi için bu zeminlerin yeterli olmadığı gibi, sisteme eklenme gibi bir tehlikeyi de taşıdığı, bu kesimler tarafından da görülmek durumundadır.
Kadın sorunu gibi çok derin ve köklü, çok boyutlu olan bir sorunun mücadele yöntemleri, argüman ve araçları da buna denk olmak durumundadır. Tüm kurum ve yapılanmasıyla kendisini bir sistem olarak oturtan erkek egemen sisteme karşı mücadele; büyük bir iddia ve kararlılıkla erkekten, sisteminden kopuşu, kendini yatırmayı, bu temelde ciddi bir örgütlenme, sistemleşmeyi gerektiriyor. Kadın militanlaşmasından kastımız, dar anlamda silahlı örgüt militanlığı değildir. Kadın mücadelesinin her anlamda kadrolaşmasına ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.  
  Kadın bilimi, kadının mücadele ve yaşamından süzülerek yapılmalı. Kadından, toplumdan kopuk, marjinal kalarak erkek egemen sistemin mabetlerinde, erkek sisteminin insafıyla gerçekleşemez. Sistem karşıtı diğer güçler, bugün sistem eleştirisini aşmaktan, alternatif bir sistem olarak toplumu örgütleyen, yaşam anlayışı ve mücadele pozisyonunu belirlemekten uzaktırlar.
Tüm bu eleştirilerimizle birlikte başta feminizm olmak üzere sistem karşıtı tüm güçlerin kendilerini yenileyerek, mücadele perspektifine ulaşacaklarına olan inancımızdan dolayı, kendilerini demokratik modernitenin birleşenleri olarak görüyoruz, tanımlıyoruz. Demokratik modernitenin kadın modernitesi, kadın çağı olacağına inanıyoruz. Jineoloji, demokratik modernitenin inşasında bilimsel ve entelektüel çalışmalarıyla gerçekleştirdiği zihniyet devrimini örgütlenmeye, mücadeleye, toplumsal yaşama akıtacaktır. Jineolojinin bu anlamda yaşamdan, pratikten ve eylemden kopuk bir bilim olmayacağı açıktır.


Jineoloji ne zaman, nasıl gündeminize girdi? Nasıl kurumlaştırmayı, örgütlemeyi düşünüyorsunuz?

Jineolojinin kavramsal olarak gündemimize girişi yeni olmakla beraber, jineoloji kapsamında ele aldığımız konular yeni değildir. Kırk yılı aşkındır yürütülen özgürlük mücadelesinde yer alan kadın, bunun otuz yıla yakını kendi kadın hareketini oluşturan, mücadele örgütlerini ve araçlarını yaratan bir mücadele gerçeğine sahip. Aralıksız ve süreklileşen bu mücadele gerçeği içinde sistemi, aileyi, erkeği sorgulamakla birlikte, köklü bir kopuş da bu mücadelemizin özgürlükçü karakteri gereğiydi. Bu konuda özellikle Önderliğimizin yoğun çabaları ve stratejik yaklaşımı belirleyici oldu. Kadının yakaladığı özgürlük düzeyini anlamlandırma kavramsal ve kuramsal ifadeye kavuşturma, Önderlik tarafından geliştirilmekteydi. Jineolojiden önce de kadın hareketi olarak yaşadığımız, deneyimleyerek ulaştığımız, kavramsal-kuramsal ifadelere kavuşmuş önemli süreçler vardır. Örneğin, Kadın kurtuluş ideolojisi, kopuş teorisi, erkeği öldürme (sistemsel anlamda, biyolojik erkeklik kast edilmemekte) teorisi, erkeği dönüştürme projesi bunlardan bazılarıdır. Bu ifade ve söylemler, bizzat kendi pratiklerimizde yaşanmış, deneyimlenerek ifadeye kavuşmuş gerçeklerdir.
Jineoloji, en başta kırk yılık özgürlük mücadelemizin açığa çıkardığı sonuçları, deneyimleri farklı kadın mücadeleleriyle ortaklaştırarak bilimsel bir ifadeye kavuşturacaktır. Jineoloji toplum ve kadın gerçeğini karanlıkta bırakan zihniyeti deşifre etmek kadar, kadın, dolayısıyla toplum doğasını aydınlatacak zihniyeti, bunun örgüt, kurum, eylem ve mücadele araçlarını oluşturacaktır. Yani yaşamdan, eylemden kopuk bir alan olmayacaktır.     
Bu kavram, Önderliğimizin ‘Özgürlük Sosyolojisi‘ savunmasıyla gündemimize girdi. Kadın, dolayısıyla toplumsal bilim olma iddiası olan böyle bir çalışmanın, sadece bizim gündemimize konmadığı, bizimle sınırlı olmayacağı da açıktır. Önderliğimiz aynı savunmada, demokratik modernite güçleri olarak ele aldığı tüm sistem karşıtı güçleri değerlendirerek, eleştirilerini, öneri ve perspektiflerini içeren değerlendirmeler yapmıştır. Bu kesimlere dönük kapitalist moderniteye karşı bir sistem arayışı olarak demokratik modernite yaklaşımını koyarken bir taslak olarak yöntem önermesinde bulunduğunu da belirtmiştir. Bu anlamda modern sosyal bilime alternatif bir sosyal bilim önermesi olarak jineolojinin, başta feminizm olmak üzere tüm sistem karşıtı demokratik modernite güçleri tarafından tartışılmasını, gündeme alınmasını önemsiyoruz. Kadın hareketi olarak böyle bir çalışmayı başlatarak, öncülük yapma iddiamızı belirtiyoruz.


Dağda jineoloji nasıl ele alınıyor?
Jineoloji çalışmasına yoğun bir ilgi ve merakla birlikte beklentiler de fazla. Bu çalışma sabır, büyük iddia, kararlılık ve kendisini yatırmayı gerektiren bir çalışma. İddia ve kararlılıkta bir sorun olmamakla birlikte, sıcak-yoğun mücadeleye göre pozisyon almış gerillanın mücadele zemininde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Buna rağmen sistemden, verili ve belirlenmiş ilişkilerden kopuk, özgür alanlarda böyle bir çalışma yürütmenin daha sağlıklı olduğu, çalışmanın ruhuna uygun gelişmesi için bu zeminin doğru ve geliştirici olduğunu düşünüyoruz.  

Sözkonusu çalışma kapsamında ne tür çalışmalar yürüttünz?
Üç yıldan beridir belli sayıda arkadaş grubundan oluşan bir çalışma birimi oluşturuldu. Bu süre zarfında yoğun bir araştırma-inceleme çalışması yürütüldü. Açığa çıkan sonuçlarla akademileşme temelinde bir örgütlenmeye gideceğiz. Akademi çalışmalarımızı ortak jineoloji perspektifiyle ele alma, geliştirme temelinde hazırlığımız var. Orta ve uzun vadede örgütlenme çalışmalarımız olacak.
Bilim, öyle bugüne kadar düşünüldüğü gibi sadece üniversite ve akademilerde olmaz. Atölyelerden enstitülere, okullara, kadın evlerine kadar birçok zemini jineoloji perspektifiyle ele almak, örgütlemek mümkündür. Kadının karanlıkta kalan gerçeğinin kitaplarda bulunmadığını biliyoruz. Bir yaşlı ananın kilamlarında, ağıtlarında, çiroklarında gizli olduğu gibi, yaşamın kendi içinde aramamız gerekiyor.
Bugüne kadar çalışmalarımız ağırlıkta içe dönüktü. İnceleme, araştırma süreci halen devam etse de, bir yandan birikimleri paylaşma, ortaklaştırma ihtiyacı doğdu. Bu süre içinde ulaştığımız sonuçları broşür, kitap gibi eğitim materyalleriyle kadın hareketinin tüm mücadele zeminlerine ulaştırarak bir gündem yaratıldı, tartışmalar, görüşler gelişti. Dağda onlarca karma ve kadın kadro akademisi bulunmaktadır. Tüm bu akademilerin eğitim müfredatına jineoloji dersini koyduk. Bu temelde verdiğimiz ders ve seminerlerle zihinsel gelişim sağlandı.
İletişim ve paylaşımlarımızı genişletmek açısından da önümüzdeki süreçte jineolojinin kendi sitesi ve dergisinin çıkması da hedeflerimiz arasında olup, bu konuda da bir hazırlık yapılmaktadır.
Diğer zeminlerde de jineoloji çalışmasına bu kadar ilginin olmasını,  gündemleşmesini önemsiyoruz. Kürt kadınların bu çalışmayı sahiplenmesi önemlidir. Jineolojiye ilişkin farklı zeminlerde yapılacak çalışmalarda konunun kapsamı ve derinliği dikkate alınarak, daha donanımlı, hazırlıklı ve örgütlü olmak gerekiyor. Sonuç alma temelinde yaklaşmalı. Çokça dillendirmek, amacına ve içeriğine denk düşmeyen tarzda ele almak, planlamalarda içeriğini doldurmamak, çalışmanın içeriğini boşaltma riski taşıyabilir.

Biriminizin gelecekteki planlamaları, hedefleri nelerdir?
Şimdiye kadarki çalışmalarımız bir iç tartışma temelinde anlama, kavrama, açığa çıkan sonuçları içe dönük hayata geçirme süreciydi. Bundan sonraki süreç açılma ihtiyacını duyduğumuz, bunu hedefleyeceğimiz bir süreç olacak. Farklı kesimlerden kadın hareketleriyle, feminist hareketlerle ortak platformlarda görüş alışverişinde bulunmak, ortaklaşmak istiyoruz.
Yine akademileşme perspektifi doğrultusunda, bu çalışmaları karşılayacak akademik kadro geliştirme temelinde eğitim faaliyetlerimiz olacak.
Ayrıca jineoloji biliminin kapsamına giren tarih, siyaset, ekonomi, felsefe, etik-estetik, demografya ve daha farklı bazı alanlara ilişkin birimleşmelere gideceğiz. Bu yolla çalışmalarda daha fazla bir derinleşme yaşanacağını düşünüyoruz.
Yürüteceğimiz bu çalışmalar pratikten kopuk olmayacağı gibi pratiklerimizde, toplumsal yaşamın tüm alanlarında değerlendirilecek çalışmalar olacaktır. Örneğin; bugün Kürt kadını siyaset alanında da mücadele yürütüyor. Bunun bize sunduğu önemli veriler ve deneyimler var. Bunun üzerinden demokratik siyaseti, kadın siyasetinin kuramsal düzeyini geliştirmek gerekir. Yine bugün Rojava Devrimi‘nin bir kadın devrimi olduğu belirtiliyor. Bu abartılan, slogan düzeyinde ifade edilen bir durum değil. Gerçekten de Rojava’da kadın, mücadelenin her alanında aktif katılımcı ve belirleyici güçtür. Ancak devrimlerin ne kadar kadın devrimi olup olmadığı devrim süreçlerinde değil, devrimlerden sonra anlaşıldığını, çok farklı mücadele deneyimlerinden öğrendik. Rojava kendi sistemini inşa ederken, kadının ekonomi ve siyaset anlayışı ve toplumun diğer tüm alanlarına dönük anlayışı, bu inşada belirleyici bir rol oynamalıdır. Ancak o zaman kadın devrimi olabilir.
Jineoloji; siyaset ve ekonomi biliminde, farklı alanlarda ulaştığı sonuçları Rojava’daki inşa sürecine aktardığı ve yansımasını bulduğu oranda yaşamdan, pratikten kopuk olmayacaktır. Bu anlamda Rojava alanı, içerisinden geçtiği inşa süreci bakımından, jineolojinin ulaştığı teorik sonuçların pratik karşılığını bulacağı önemli bir laboratuvar konumundadır. Tabii bu, özelde Rojava için geçerli olmakla birlikte, Ortadoğu’nun diğer tüm alanlarında pratik karşılığını bulabilir.