AKP'yi, Türkiye'de hükümetlik deneyimi yaşamış diğer siyasetlerden ayrı bir değerlendirmeye tabi tutmanın, kitleleri egemen güçlerden bir diğerine kanalize etme günahını işlemekten öte 'getirisinin' olmayacağı, sosyalistlerin genelinde hakim olan ve şahsen algımla örtüşen bir tahlildi. Bu tahlil, mesela TKP tarafından, ya da CHP dışındaki ulusal çevrelerce kabul görmez; salt AKP'nin hedef alınacağı bir politik hatta ihtiyaç duyarlardı. Her ne kadar, 12 Haziran seçimlerine Kürtlerin (Blok'la birlikte) zaferinden başka damga vuran, CHP'nin başarısızlığı olsa da, az önce zikrettiğim kesimin enerjisinin de, CHP'ye aktığını, sonuçları irdeleyerek ele aldığımızda okuyabiliriz. (TKP'nin '500 bin oy hedefinin 60 binlerde kalması ve Türk ulusalcı bağımsız adayların seçilememesi...) Öyle ya, salt AKP'ye karşı gelinecekse, CHP için kenetlenmek, kendini muhalif sanan ama egemenler arasında tercihe zorlanan yurttaş için, en uygunuydu.
Uygunuydu ama artık değil. Kürtlerin ve sosyalist güçlerin (TKP'nin de dahil olmasını ümit ederim) Blok olarak elde ettikleri muvaffakiyet, sistemden beklentisi olmayan pek çok gerçekçi düşünürün de, 'en güçlü muhalif cephe' vurgusuna yol açmıştı. Bu pozisyonla birlikte, yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım 'kitleleri bir başka egemen güce endeksleme' tehlikesinin de, azaldığını görebiliriz. Kısa ve uzun vadede toplumu pozitif değişimlere uğratacağını sandığım bu yolda, artık gönül rahatlığıyla ve bilimsel göstergeler neticesinde daha 'sert' adımlarla yürünebileceği fikrindeyim. Kısacası, CHP'nin azalan etkisi ve Kürtlerle sosyalistlerin artan eforu, artık 'üçüncü cephe'nin siyasa değerini 'tek muhalefet' statüsüne, iyice evirdi.
***
'AKP karşıtlığının' temel alınmasını gerektiren en önemli gelişmeyse, onun devletleşme sürecini tamamlamış olması. TSK'de bu hafta yaşanan 'zorunlu emeklilikler' de, bu sürecin son hamlesi olabilir. Bu nedenle, düne kadar 'AKP'ye de zaman vermemiz lazım' diyen çenesi düşük bir kısım liberalin de, elle tutulur gerekçeleri kalmadı. Kürtleri ve sosyalistleri durmadan 'AKP karşıtlığınız Ergenekonculara, TSK'ye yarıyor' gibi içi boş ithamlara uğratanların, bu cenaha da 'el atılmasıyla', nihayet bu hususa dair söyleyecekleri kalmadı.
Örneğin YÖK'e karşı olan AKP, YÖK'ü 'ele geçirerek', bu kuruma itirazını haliyle sona erdirmişti. Polis içindeki örgütlenmesini anımsatmaya gerek bile bırakmadı. Etki olarak daha ilerisini ama zihniyet olarak aynısını TSK için de başarmış oldu. MHP gibi kan sevici siyasi parti dahi görevini yapamaz hale geldi; rolünü AKP'ye kaptırdı.
***
AKP, izlediği bu tasfiyecilikte tek başarısızlığını ise Kürtlere yönelik yaşadı; niyetlenmekle kaldı. Mesela TRT 6'yı 'Roj TV'ye alternatif olarak kurduklarını' AKP'li kurmaylar itiraf etmiş ve daha sonraları bu kanalın niçin Roj TV düzeyinde izlenmediğini sorgulamaya koyulmuşlardı!
Yalnız AKP 'Kürtleri tasfiye etmek' için umudunu yitirmemiş olmalı ki, 'ithal muhataplar'a kapı açıyor. Kürt toplumunun ve hareketinin birliğini idrak edemediği ve 'yeni tasfiye dönemi'nde de beceriksiz olacağı, böylece malum...
***
Kim bilir, sayın Kemal Burkay da AKP'yi methetmekten zaman bulur da; Kürt belediye başkanı ve siyasi tutukluların, son birkaç yılda katledilen Kürt çocukların, eylemsizlikteki bir harekete operasyonların sayısını hesaplayabilir ve bunların aklamaya çalıştığı hükümetin icraatları olduğunu da, hatırlar. Zira, Hatip Dicle'ye oy vermiş hiçbir Kürt de, zannetmem ki, Burkay'ı Oya Eronat'la aynı safa layık bulsun.
Kürtlerin ve dostlarının AKP karşıtlığı daim oldukça, 'tek muhaliflik' gibi ciddi bir görev de hak ettiğini alabilir.


alibariskurt@yeniozgurpolitika.org