Artık din sömürüsü de para etmiyor

Forum Haberleri —

12 Ağustos 2020 Çarşamba - 09:56

  • Erdoğan ve Bahçeli, Ayasofya’yı cami yapıp içerde ve dışarıda din istismarı ile gündem yaratmak istediler. Çeteleri daha iyi savaştırırız hesabı yaptılar. Şimdi de hilafet tartışmasını açtılar. Erdoğan ve AKP, hilafetten çok şey kazanacağını öngördüğü için gündemde tutmuyor. Hilafetle faşizminin üstüne biraz daha din boyası sürmek istiyor.

Cihan EREN

Türkiye'de kamuoyuna mal edilip etrafında bir algı oluşturulmak istenen hiçbir düşünce devlet izni olmadan tartışılamaz. Devletin ve iktidarın inisiyatifi dışında gelişmiş düşünceler varsa, bunlara da müdahale edip saptırmaya çalışır. Yaşamsal meseleleri topluma sunan tartışmaları saptıramaz ve rejimin çıkarlarına hizmet edecek noktaya çekecek gücü bulamazsa, devreye ‘devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü’ sokulur.

Halkın yararına olan bir düşünceyi tartışmak her şeyden önce güçlü bir aydın, sanatçı entelektüelliği gerektirir. Demokratik bir yaşam ön gören düşünceyi geliştirmek isteyen biri, Türk devlet geleneğinde var olan baskı, şiddet ve işkenceyi hatta idamı göze almak durumunda kalmıştır. Bu kadim Türk egemen geleneği AKP elinde, demokratik düşüncenin en çok baskılandığı, fikir beyan edenlerin mahkum edildiği dönemi yarattı. Türkiye Erdoğan sayesinde 21. yy’a cehaletin övüldüğü ülke olarak girmiştir. Cehalete övgü düzmek de aydın, sanatçı entelektüelliği olmaya başlamıştır.

Erdoğan ve Bahçeli, Ayasofya’yı cami yapıp içerde ve dışarıda din istismarı ile gündem yaratmak istediler. Çeteleri daha iyi savaştırırız hesabı yaptılar. AKP-MHP’yi eleştirenlere gözdağı vereceklerini sandılar. ‘Türk düşmanı birkaç Yunanlı’ saymazsak dışardan malzeme gelmedi. İçerde ise milli bir konu olduğu için zaten kimse ses çıkarmamıştı. Bu nedenle Erdoğan birkaç gün kendi çaldı kendi oynadı. Baktı olmuyor milleti de yanıma alıp öyle oynayayım deyip hilafeti magazin konusu yapmaya başladı.

Burada üzerinde düşünülmesi gereken nokta, faşist şefin bu kadar ciddi bir meseleyi neden magazinleştirdiğidir. Lanetli Atatürk, Ayasofya’nın müzeden camiye dönüştürülmesi, hilafetin geri getirilmesi, diyanetin kılıçlı hutbeleri gibi konular, Türkiye'deki rejim krizinin derinliğini ifadesidir. Tartışma biçimi ve düzeyi ise Türk devletinin demokratikleşme karşıtlığının göstergesidir. İkincisi, Türk entelektüel gücünün zihniyet değişimi gerektiren bu konuları tartışmaya hazır olmadığı, olanlarınsa tartışamadığının itiraf edilmesidir.

AKP iktidarı çok temel konuları magazinleştirerek tartıştırıp içini boşaltmak ve halkın lehine olacak sonuçların önünü kesmekte ustadır. Bu özelliği din istismarcılığından ileri gelmektedir. Dini sömüren adam her türlü kötülüğü yapabilecek durumdaki biridir. Örneğin Ali Erbaş insanın aklına zor gelebilecek bir kötülüğü gözünü kırpmadan yapabilecek kişilikte biri olarak görülmelidir. Çünkü milyonlarca Müslümanın yalan ve uydurma olduğunu bildiği bir sözü, hadis diyerek söylemekten çekinmemiş biridir. Böyle birini göreve getiren, yaptığı hakaretlere ve söylediği yalanlara arka çıkan Erdoğan ve Bahçeli’nin ne tür kötülükler yapabileceklerini mevcut Türk faşist sistemi yeterince göstermektedir. İşgal ve soykırım saldırıları da kanıtlamaktadır.

Türk egemen geleneği Selçuklulardan beri her türlü geriliği, gericiliği bir silah olarak kullanarak ayakta kalmıştır. Türk devleti Erdoğan liderliğinde bu kuralını ‘kurucu değil, oyun bozanız’ şeklinde formüle etmiştir. Toplumsal yaşamı ilerletecek hata devletlerinin ömrünü uzatacak köklü adımlar atmak, bu iktidar geleneğinde yoktur. Ancak ölmek üzereyken o da ikinci üçüncü elden fikirler alarak adım atabilir ki buda pek işe yaramamıştır. Örneğin bugün Kemalistlerin çok övünerek anlattıkları Kemalist rejim bile kapitalist ulus devlet birçok aşamadan geçtikten sonra ancak kabul edebilmiştir.

Türk devlet sistemi, toplumu idare ederken çıplak zor yerine yumuşak güç denilen iktidar kültürünü yaratacak özelliklere de sahip değildir. Bu nedenle son bin yıldır sürekli baskı ve şiddetle ayakta kalmıştır. Hatta kardeş kardeşi boğazlamış, baba evladını evlat babasını öldürmüştür. Cumhuriyet en az dört askeri ve bir o kadar da sivil darbe ile ancak ayakta kalabilmiştir. AKP iktidarı her gün darbe mekaniğini işleterek var olabilmektedir. Son beş yıldır da faşist diktatörlük olmuştur. Kuşkusuz dünyamız 2000’li yıllara sağ iktidarlarla girmiştir. Ancak dikkat edilirse sağ iktidarlar hiçbir devlete Türkiye'deki kadar faşistleşmemiş, liberal demokrasi kurumlarını ve kendi hukukunu askıya almamış, muhalifleri tutuklamamış, baskı ve şiddet uygulamamıştır.

Bugün her türlü düşünce, faşist rejimin hizmetinde kullanılmak isteniyor. HDP’yi saymazsak meclisteki tüm partiler, çoğu sivil toplum kuruluşu da bu işle görevlendirilmiştir. Örneğin İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi cemaat ve tarikatların gündeme taşıması ile tartışmaya açılmıştır. Yine AKP'ye yakın bir kadın derneğine ‘sözleşme iptal edilmemeli’ söyletilmiştir. Hilafet tartışması da tarikat ve cemaatlerin kaleminden gündeme alınmıştır. Ancak tartışma rejimin ve devletin devamlılığını, kararlılığını ve gücünü hatırlatan minvale çekilmiştir. Bu örneklerde de görüldüğü gibi rejim nefes alamayacak kadar tıkanmıştır ve zoraki gündemler yaratma peşindedir. Ancak gündem olsun diye seçilen konular öyle böyle konular değildir. Binlerce yıldır toplumu meşgul etmiş meselelerdir. Bunun da anlamı AKP-MHP rejiminin toplumun aşını ve işini ilgilendiren alanlarda hakimiyetini yitirdiğidir. Toplumun gündemi ile faşist diktatörlüğün gündeminin aynı olmadığıdır.

Erdoğan ve AKP, İslam dinine bağlı oldukları için hilafet ve benzeri konuları tartıştırmıyor. Hilafetten çok şey kazanacağını öngördüğü için gündemde tutmuyor. Hilafetle faşizminin üstüne biraz daha din boyası sürmek istiyor. Çıplak faşist politikalar çok taraftar bulamadığı için daha fazla İslam örtüsüne sarmak istiyor. İçine girdiği girdapta sarıldığı çeteleri dini mesajlarla motive ederek kendini kurtarmaya çalışıyor. Kurtarmaya çalıştığı faşist devlet ve rejim olduğu için kendisine laik diyenlerde bu tartışmanın değirmenine su taşıyor. Türk devlet geleneği ve iktidarları böyle süreçlerde sağı ve solu, dincisi ve laiki ile bir ve beraber oluyor.

Özellikle de CHP kurultayından sonra bir kez daha görüldü ki önemli olan demokrasi güçlerinin kendi gündemlerini yaratması, halkı bilinçlendirip demokrasi mücadelesine çekmesidir. Çünkü halk artık iktidarın ve görevlendirilmiş muhalefetin değil, demokrasi güçlerinin ne söylediğine ve yaptığına bakıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.