Tarihte Semitik ve Aryen toplulukları adeta bir sınır çizmiş gibi Ortadoğu coğrafyasını ikiye ayırmış ve her zaman için birbirini etkileyen iki güçlü toplumsal-kültürel akım olmuşlardır. Bugün Rojava ve Musul hattından Urfa-Mardin-Antep hattına kadar olan bölgede hep bu iki akım birbiriyle mücadele içinde olmuş, bazen Semitik topluluklar sınırı geçerek Aryen toplulukların yerleşim alanlarını işgal etmeye çalışmış, bazen de bu saldırılara karşı Aryen toplulukları karşı bir saldırıyla hem anayurt savunması yapmış, hem de bu saldırıları kırıp, saldırganları geri cephelere itmiştir. İlginç olan durum, Aryen topluluklarının işgal amaçlı bir saldırı içinde olmaması, kendi etkinliklerini siyasi, sosyal, kültürel birikimlerine dayalı olarak (Neolitik kültürün yaratıcısı kök hücre olma gerçekliği) sağlaması olurken, Semitik topluluklarının daha çok askeri güçlerini esas alma, işgal ve sömürgeleştirmeyi hedefleme temelinde bir saldırıya geçme ve etkin olma çabası (hiyerarşik ve devletçi geleneğin yaratıcısı kök hücre olarak) içinde olmasıdır.
Bunları niye mi yazıyoruz? Sümerlerden başlayarak en son IŞİD çetelerinin Şengal ve Rojava’ya yönelik saldırılarına kadar Semitik kaynaklı güçlerin hiç durmadan ve adeta genlerine yerleşmiş biçimde hep Aryen topluluklarına ve günümüz toplumlarına saldırması, onları katliamdan geçirmesi ve topraklarını işgal etme isteminin sürmesidir. Buna karşı Aryen toplulukları ve başta da Kürtler bu saldırıları kırmak ve yurt savunması için hep bir karşı saldırı içinde olmuşlardır. Bugün de IŞİD saldırılarına karşı yine bir direniş gelişmekte ve bunun öncülüğünü yine Aryen bir topluluk ve toplum olan Kürtler yapmaktadır.
İki kadim kültürel gerçeklik kendilerine ait olan gerçekliği, tarihsel toplum gerçekliğini adeta bir kadermiş gibi tekrarlayıp durmaktalar. Saldırı, buna karşı savunma ve karşı saldırı hep bir döngü olarak devam etmektedir.
Bilebildiğimiz ve tarihten anladığımız kadarıyla Semitik saldırılar bu kadim toprakların özgür ruhlu insanlarını bir türlü tutsak kılamadılar ve onlara karşı bu kutsal toprakların oğulları ve kızları hep direndiler. Bugün de HPG ve YPG savaşçıları, YJA-Star ve YPJ savaşçıları bu saldırılara karşı kahramanca direnmekte ve anayurt savunması için tereddüt etmeden canlarını feda etmektedir.
Niyetimiz tarih dersi vermek değil, siyasi değerlendirme yapmak hiç değil, sadece şunu biliyoruz ve görüyoruz ki; IŞİD denen çete güçlerinin arkasında yine Semitik olan bir güç yani İsrail (Yahudi) durmakta, bir yandan IŞİD çeteleri eliyle halklara karşı vahşice saldırarak İslam dininin barış ve kardeşlik olan özüne ihanet eden iktidar İslam'ını yeniden sahneye sürmekte, kültürel İslam'ı giderek geriletmeye çalışmakta ve insanlık nezdinde İslamı korkulacak bir gerçeklik olarak göstermekte, diğer yandan ise Semitik kültür akımının Aryen topraklarına olan tarihi ihtirası ve ele geçirme istemini farklı yollarla gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Ne hazindir ki, İsrail kavmi ne zaman böylesi bir ihtirasa kapılmış ve hamle içine girmişse, kendisine karşı büyük bir karşı saldırı gelişmiş ve bu kavim soykırımlara uğramış, yurdundan sürülmüş ve dünyanın değişik bölgelerine sürgün edilmiştir. Bugün de IŞİD çetesini öne sürerek gerçekleştirdiği bu saldırılarıyla Ortadoğu halklarının; Kürtlerin, Türkmenlerin, Asuri-Süryanilerin, Ermenilerin, Müslüman, Êzîdî, Alevi, Nusayri ve daha ismini sayamadığımız farklı etnik ve dini topluluklarının öfkesini üzerine çekmekte ve karşısında bir blok geliştirmektedir. Hele bir de Filistin halkının âhını da buna eklediğimizde, bu öfke intikam almaya dönüşürse, İsrail devletinin kaderi tıpkı Süleyman peygamberden sonra İsrail krallığının içine girdiği çıkmaz ve en sonunda yıkılması gibi yıkılıp gidecektir. İsrail devletinin yıkılması, iktidar odaklarının güçten düşmesi İsrail halkının yararına olacak bir gelişmedir. Bu durum, belki de özlenen ve istenen Demokratik Ortadoğu Birliği'nin kurulmasının da en büyük adımını teşkil edecektir. Çünkü halkların birbiriyle bir sorunu yoktur, asıl sorun halkların iktidar-devletle olan sorunudur. En nihayetinde kutsal Ortadoğu coğrafyasında Aryen ve Semitik topluluklar varken devlet denen aygıt yoktu, devletsiz başlayan toplumsallık, günümüzde devletlerin ortadan kalkmasıyla daha da özgür ve eşit birliklere yol alacaktır ve bunun sağlanmasında en temel rolü yine Kürtler oynayacaktır.
Bugün Rojava’dan sonra Êzîdî Kürtler somutunda Semitik saldırılara karşı direniş sürmektedir. Şengal bunun somut örneğidir. Yine Şengal’de IŞİD’in yaptığı saldırılar ardından Kürdistan’ın ve dünyanın her tarafında Kürtler yurt savunması yanında özgür Aryen topluluklarının direnişine katılmaya gelmiştir. Her gün Tv'den izliyoruz. Hakkari’den, Güney’den, Avrupa’dan ve dünyanın her yerinden Kürt gençleri Êzîdî Kürtlerin yaşadığı kutsal mekânlara, Şengal’e koşuyor. Kelimenin gerçek anlamıyla koşuyor. Özgürlük için özsavunmaya, özün kök hücrede olduğu, bunun da Êzîdî Kürtler şahsında bugüne kadar korunduğu, tüm saldırılara, yoksulluğa, geri kalmışlıkla addedilmeye, açlığa, susuzluğa rağmen Zerdeştî inancından vazgeçmeyen Kürtlerin savunmasına, aslında kendi savunmasına koşuyor.
Adeta Önder Abdullah Öcalan’ın Derweş’e seslendiği gibi “bak, binlerce onikiler var deseydim” sözünü her gün duyuyoruz. Binlerce Kürt genci Derweş oluyor, Adûle oluyor ve Musul ovasına yönünü çeviriyor. Bir anlamda bu direnişi, Demirci Kawa’nın yaktığı ışık etrafında toplanan ve Dehaklara karşı direnen Kürtlerin birliğine benzetebiliriz.
Ne demişti Önder Abdullah Öcalan: Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz!