Uzun süre kucağımdaki fotoğraflara baktım.
Rojava'nın çağrısına uyup Bakur'dan Küçük Güney'e geçen bir kadın savaşçının, dünü ve geleceğiydi o fotoğraflar.
"Hangileri hayatta" diye düşündüm. Özgürlük için, yaşatmak için bedel vermek, yaşam vermek gerekiyordu. Devrimcilikte ilk öğrendiğim buydu.
Sonra, Efrîn ile Heleb arasındaki Şêrawa mevzilerinde çektiğim fotoğraflara baktım tek tek.
Heyecanım artmıştı. Küçücük bir zaman dilimi de olsa, bir devrime tanıklık ettiğimi, fotoğraflara baktıkça daha iyi anlıyordum. Ama içimde tanımlaması zor bir duygu da vardı. O duyguyu ilk kez, Şêrawa'da mevzileri görünce hissetmiştim. 100 metre kadar ötemizde, çetecilerin mevzileri vardı. Onların hareketlerini çıplak gözle görebiliyordum. Onlar da bizi görüyor olmalıydılar. Adeta korumasız buldum kendimi. Etrafımızda dağlar yoktu.
"Çok ölebilirler" diye düşünmüştüm mevzideki savaşçılara bakarken.
Çünkü dağlar koruyordu Kürtleri.
Ertesi sabah, YPG denetimindeki köyden çıkıp, sınırı askerlerin taciz ateşleri altında geçmemiz ardından, son kent merkezine vardığımda aldım Serkan'ın şehadet haberini. Serêkaniyê'de 14 Eylül günü saat 16.30 sıralarında ölümsüzleşmişti.
Bu kez canını verenlerden biri yoldaşımdı.
Annemin sözü geldi aklıma: "Bazı insanların hamuru başkadır."
Gerçekten de bazı insanların hamuru başkaydı ve Serkan Tosun o insanlardan biriydi.
YPG'den gelen açıklamayla öğrendim o gün olanları: Yaralı YPG'li yoldaşını, çatışma sahasından çıkartmaya çalışırken vurulmuştu.
Tanımıyordum Serkan'ı. Ama kesin bir yerlerde karşılaşmıştık. Çünkü yürüdüğümüz yol aynıydı.
Sonradan öğrendim kısa, ancak yoğun geçen hayatının hikayesini.
Emekçi, Kürt ve Alevi bir aileden geliyordu. 1 Mart 1985'te Muş'un Varto İlçesi'nin Omcalı Köyü'nde dünyaya gelmişti.
Ailesi İstanbul'a göç edince, Serkan da 10 yaşındayken Gazi Mahallesi ile tanışıyordu. 1990'ların ortasıydı. Kürdistan'daki savaşın, batıya işkence, infaz ve kaybetme olarak yansıdığı, buna rağmen devrimci örgütlerin yoksul semtlerinde ideolojik ve politik hegemonyasını kurduğu günlerdi. Velhasıl devletin yoğun ve özel şiddetine rağmen güzel günlerdi.
Çocuk yaşlarda ilkokulu bile bitirmeden, atölyelerde, matbaalarda çalışmış Serkan. Yoksulluğu, genç bir işçiyken devrimcilerle tanışmasının zemini olmuş. Şehadetinin ardından MLKP'den yapılan açıklamaya göre, MLKP ile tanıştıktan sonra, 2006 yılından itibaren Gazi'deki milis çalışmasına katkı sunuyor. 2008 yılında ise artık kendisi bir milis.
2009 yılının sonlarından itibaren Yılmaz Selçuk ile çalışıyor. Yılmaz Selçuk, Serkan Tosun'dan önce ipi göğüsleyenlerden. 10 Aralık 2010 tarihinde, özgür topraklarda savaş hazırlığı için bulunduğu askeri eğitim kampında ölümsüzleşti yoldaşlarının Özgür'ü. Özellikle İstanbul'da birçok askeri eylemi birlikte örgütlemişler.
Üç kez gözaltına alınmış Serkan. Her seferinde devrimci duruşunu koruyarak çıkmış işkence merkezlerinden. 5 ay F tipi cezaevinde hapsedildi. Cezaevinde onunla birlikte kalan yoldaşları, "O günleri de bir okula dönüştürdü" diye anlatıyor.
2011 yılının yaz aylarında MLKP'nin yeraltı çalışmasına geçti ve artık yoldaşlarının Mazlum'uydu.
Yılmaz Selçuk'tan sonra bu kez de Yasemin Çiftçi ile yolları buluştu. Birlikte gittikleri son eylemde, yoldaşlarının Zilan'ının şehit düşmesinin sarsıcı acısını yaşadı. Yoldaşının ölümsüzleştiğini anlayınca yaralı halde üssüne döndü. Acı ve ölümle yüzleşme, kararlılığını biledi, bir adım öne çıktı.
Serkan Tosun, 2013 yılında Rojava Devrimi'ne katılmak üzere partisi tarafından görevlendirildi. Artık o Rojava'da, Yılmaz'dı. Şehit düşen Yılmaz Selçuk'un adını almıştı, kararlılığını kuşanmıştı.
Onu tanıyan herkes, "Mütevaziydi", "Sadeydi", "Güven verirdi" diyor.
Mayası başka olan insanlardandı; Che gibi.
Che, Arjantinli doğmuş, Küba Devrimi'ne önderlik etmiş, Bolivya Devrimi'nin tohumlarını atarken ölümsüzleşmişti. Çünkü o devrimciydi; dünyası bütün ezilen halklardı, tüm halkların kurtuluşuydu.
Serkan Tosun da Che'nin, "Yapılması gereken direnişçilere şans dilemek değil; onların kaderine iştirak etmektir. Onlara ya ölüme ya da en iyisi zafere dek eşlik etmektir" sözünü pratikleştirdi. Zafere giden yolda Rojava için can verdi.
Onun Rojava'da bulunuşu sadece dayanışma ile açıklanamazdı. Onunla birlikte Rojava kadın devrimi savunan MLKP savaşçısı Yasemin Güneş'in deyimiyle, "devrimi savunmak için, Rojava Devrimi'ni devrimleri bilerek" gittiler oraya.
Serkan, Rojava Devrimi'ni, kendi devrimi olarak bildi. Ve Rojava için kanını akıttı. O devrimin mayasında bir komünist savaşçının da canı olduğu hep hatırlanmalı.
Hatırlanmalı ki, halklar arasındaki köprüler daim olmalı.
77 yıl önce, İspanya için savaşmaya, İspanya için ölmeye giden uluslararası tugaylar gibi gitti MLKP savaşçısı Serkan Tosun.
Çünkü, İspanya sadece İspanya değildi. Bugün de Rojava sadece Rojava değil.
ARZU DEMİR: Rojava Devrimi'ni kendi devrimi bildi