21 Eylül 2013’te Güney Kürdistan’da gerçekleştirilen parlemento seçimleri üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen bir türlü kurulamayan hükümet, Musul’un el değiştirmesinin ardından nihayet kuruldu. Seçim, sonuçları, ne anlama geldiği, hükümetin neden 9 ay boyunca kurulamadığı ve daha birçok konunun perde arkasını bölgede gazetecilik yapan Nihat Kaya’ya sorduk.


Güney Kürdistan’da hükümet neden 9 ay sonra kurulabildi?

2007 öncesine kadar ikili hükümet söz konusuydu. Süleymaniye’de YNK; Hewlêr’de ise PDK hükümetleri vardı. Asayiş ve peşmerge güçleri de ayrıydı.
YNK ile PDK arasında 2007 dönemlerinde oluşturulan stratejik ittifaka göre PDK ile YNK arasında bölge ve güç dağılımına gidildi. 2007 anlaşmasıyla birlikte güçlerin birleştirilmesi ve Hewlêr merkezli tek hükümete geçildi. Fakat buna rağmen Süleymaniye YNK kontrolüne bırakıldı. Peşmerge güçleri biçimsel olarak birleştirilmiş olsa da, yine her iki gücün peşmerge ve asayiş güçleri ayrıydı. Birinci parti PDK; ikinci parti YNK oluyordu. Sürekli ikinci parti olan YNK son seçimde üçüncü parti konumuna düştü. Goran ikinci parti olarak Süleymaniye’de birinci oldu. Goran’ın bir biçimde yönetime dahil olması gerekiyordu ama ortada 2007 anlaşmasının yanı sıra YNK’nin peşmerge gücü, asayişi ve kilit noktalara hakimiyeti duruyordu.
Önlerinde iki seçenek vardı:
* Stratejik ittifakın dağıtılması ve demokrasinin kriterlerinin kısmen uygulanması
* Yeni bir ittifak yeni bir sözleşme imzalanması; Goran’ın da dahil edilmesi.
O stratejik ittifak değiştirilemediği, peşmerge gücü ile asayiş gücü YNK’nin elinde bulunduğu için onsuz bir çözüm mümkün değildi. YNK ise oy kaybını da önleyecek formülde; yani tüm partilerin katıldığı koalisyonda ısrar ediyordu. Bu da yeni hükümetin kurulmasını geciktiriyordu. Bu gecikme PDK’nin de işine geliyordu, çünkü bu uzun sürede güç ve nüfuz tahkimatı yapıyordu, acelesi yoktu.

Sonuçta nasıl bir kombinasyonla hükümet oluşturuldu?

5 partiden (PDK, Goran, YNK, Komala, Yekgurti) oluşuyor; kısmen azınlıklardan da bazılarına bakanlıklar verilerek dahil edildi. Parlamento’da tüm partilerin katılımıyla oluşturulan geniş tabanlı bir hükümet ma en önemli eksikliği muhalefetsizliği. Hükümetin oluşumunda ve paylaşımda, stratejik ittifak sürdürüldü, bozulmadı. Goran ikinci parti olmasına rağmen bakanlıkların paylaşımında YNK ikinci parti muammelesi gördü. YNK’nin Irak seçimlerinde ikinci parti olması esas alındı. Goran’ın hem bu konumu kabullenmesi hem de yolsuzluk söylemiyle PDK karşısında güçlendikten sonra PDK ile aynı hükümetin içinde yer alması tabanını etkiler, kaymalar olur.
PDK, hükümetteki ağırlığını ve karar mekanizmalarına hükmetme pozisyonunun muhafaza etti.

Irak’ta devam eden savaş ve son el değiştirmeler Güney Kürdistan’ın bölgedeki siyasal pozisyonunu nasıl etkiler?

Süleymaniye, Hewlêr ve Duhok üzerine oturan Federe Kürdistan’ın resmi kapsamı alanı dışında olan Kerkük, Xanekin, Celawla, Şadiye, Karatepe ve Şengal’e kadar uzanan hatta Musul da dahil belirsizliğe bırakılmıştı. Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Kürdistan’ın bu alanların statüsünün ne olacağı belli değildi.
Şimdi Musul’daki Sünni Arapların ayaklanması ve kentin el değiştirmesiyle birlikte ortaya çıkan fiili durum, tartışmalı bölgelerin pozisyonunu da ortadan kaldırdı; Kürdistan’a dahil oldu.
Son hamleyle milli sınırla belirgin hale getirildi.

Musul da Kürdistan’ın doğal sınırlarına dahil değil miydi, ya Musul?
2003 Irak savaşında Kürtlere, Kerkük karşılığında Musul’u Araplara bırakacak şekilde bir referandum önerilmişti. Araplar, Kürtlerin Kerkük’ün yapısıyla oynadığını ve demografik yapıyı lehlerine değiştirdiğini iddia ederek, referandumdan kaçtılar, engelleyici tutumlarını sürdürdüler. Mevcut durumda referanduma gerek kalmadı; Kerkük ve diğer alanlar dahil oldu. Sadece Musul’a fazla dokunulmadı. Musul el değişitirirken Kürtlerin çok ciddi bir direniş ortaya koymamalarının nedeni de oydu. Şu haliyle Kürtler, Musul üzerinde hiçbir hak talep etmiyorlar; Musul’a yönelik hiçbir askeri faaliyet de göstermiyorlar. Esas nedeni geçmişte yapılan gayrı resmi anlaşmalardır.

Irak’ta bu mevcut durum sabitlenir mi, savaşın seyri nasıl olur?
Irak’ta esas çatışmalar ve savaşın daha kapsamlısı bundan sonra yaşanacak. Irak ordusu Sünni bölgelerinden çekildi, taa Bağdat’a kadar ama bu işin rövanşı da olacaktır. Şialar bu saldırılara karşı çok büyük bir tepki gösterecekler. Özellikle kutsal mekanlarından bazıları (Samara gibi) Sünni Arapların kontrolüne geçti. Bunlar gerekçe gösterilerek rövanşı alınmak istenecektir. Büyük saldırılar yapacaklar ve sorun bir askeri çatışma veya ordunun yeniden buraya girmesi şeklinde değil, bir mezhep savaşına dönüşecek. Sünnilerin İŞİD adı altında yaptıkları katliamların daha büyüğünü Şiaların yapma ihtimali bulunuyor.

Bu durum Güney Kürdistan’a ve tartışmalı bölgelere ne kadar yansır?

Şimdiden net öngörülerde bulunmak zor. Şunu belirtebilirim; mezhep savaşına dönüştüğü zaman ne Sünniler ne de Şialar, ikinci bir savaşım cephesi oluşturmayı göze alamazlar. Başlangıçta Sünni ve Şiia arasındaki çatışmalarda Kürtleri her iki tarafta karşılarına almak istemeyebilirler. İleriki süreçte bu yaşanan çatışmalar nasıl sonuçlanır tam kestirmek mümkün olmasa da, Irak beli bir bölünmeye doğru gitme durumunda kalabilir. Ya üç devlet şeklinde bölünecekler ya da bir konfederasyona gidecekler.

Son zamanlarda Güney Kürdistan’ın bağımsız olması gerektiği yönünde açıklamalar yapılıyor. PDK gerçekten bu konuda samimi mi yoksa iç konsolidasyona yönelik bir manevra mı?

PDK, uzun süredir Irak’tan ayrılmayı ve bunu halkların kendi kaderlerini tayin hakkına dayalı olarak tartıştırıyor. Hem uluslararası toplumu buna alıştırıyor hem de kendi kitlesini buna hazırlıyor. Güney Kürdistan’daki halkın da bağımsızlık istemi ve ilgisi diridir. Bağımsızlığı hiçbir zaman gözardı eden bir halk değildir. PDK, bu söylemle kendi tabanını güçlendiriyor.

Dikkat çekici bir durum var: YNK peşmergeleri bir direniş içindeyken, PDK siyasetçileri ve peşmergeleri sessiz kalıyorlar. Sizce neden?

Güney Kürdistan’da IŞİD çetesinin YNK’ye yönelik saldırıları son dönemde yaşanan bir durum değil. Uzun süredir devam eden ve hatta Musul saldırısı olmadan 2 gün önce Celawla ve Xaneqin’de YNK’nin büroları hedef alındı. Ondan önceki süreçlerde de sürekli YNK büroları ve peşmerge güçlerine yönelik saldırılar oldu. YNK konumlandığı Musul ve yakınındaki bölgelere IŞİD saldırıları oldu. Geçen yıl Hewlêr’de bir patlama oldu; Güney Kürdistan genel asayişi ve içişleri bakanlığına saldırıldı; bunu dışında PDK’ye ve hakim olduğu bölgelere hiçbir saldırı olmadı. Bu durum, dikkat çekicidir.

IŞİD çetesi neden bu iki parti arasında bir ayrım gözetsin?

En önemli nedeni şu; YNK, Maliki Hükümeti ile devam eden gerginliği içinden çıkılmaz hale getiren bir siyaset izlemiyordu. YNK, diyalogları tıkayan bir pozisyondan ziyade PDK ile Irak Hükümeti arasındaki gerginliklerde arabuluculuk yapan bir pozisyondaydı. PDK, bunun tam tersi gerginliği daha fazla tırmandıran bir siyaset izliyordu. PDK’nin bu siyasal çizgisi -objektif olarak- IŞİD’ın ve BAAS yanlılarının işine geliyordu. Çünkü onlar da benzer şekilde Maliki’nin mezhepçilik yaptığını ve Kürt-Sünni bölgelerine ayrımcı bir siyaset izlediğini sürekli savundular.

Maliki ve hükümeti ile ilgili bu savın gerçekliği yok mu?
Maliki’nin Sünnilere yönelik olarak mezhepçi bir siyaset izlediği noktasında gerçeklik payı var. 2012’de Ekonomi Bakanı’nın El-Kaide ile ilişkisi var denilerek evine baskın yapıldı, koruması vuruldu. 2013’te başka bir Sünni bakanın evine baskın yapıldı ve El-Kaide ile bağlantılı diye kardeşi vuruldu. 44 parlamenter istifa etti ve bu gerginlik Sünniler ile Şii Araplar arasındaderinleşti. PDK’nin de benzer bir siyaseti izlemiş olması Sünni Araplar ve BAAS rejimi ile daha da yakınlaşmasına neden oldu.

Rojava’da YPG’yi dışlayan, zorlayan siyasetinin etkisi de var mıdır?

PDK, YPG’yi sürekli geriletmeye çalışan bir siyaset izledi. Sêmalka kapısını kapattı, hendekler kazarak en azından o bölge halkının kendi ihtiyaçlarını karşılanmasını ve ticaret yapmasını engelledi. IŞİD ve benzeri çeteler karşısında zayıf pozisyona çekmek için büyük bir çaba sahibi de oldu. YNK, Rojava siyaseti konusunda da ılımlıydı, daha çok Kürtlerin YPG’nin orada kendi varlığını sürdürmesi, destek olması konusunda daha makul bir siyaset uyguluyordu. IŞİD çetesinin YNK’ye yönelik saldırılarının nedenlerinden en önemlisi de budur. YNK’yi PDK çizgisindeki siyaset havuzuna itmek istiyorlar, yoksa YNK’nin kontrolünde olan yerleri almak istediğini zannetmiyorum. Öte yandan PDK’nin Türkiye ile siyasal ilişkileri, ortaklaşmaları ve İŞID’in dahil olduğu çetelere Türkiye’nin muhabbetinin saklanacak tarafı yok. Türkiye ile PDK arasındaki ortak siyasetin IŞİD konusunda da belli bir ortaklaşmayı kendisiyle getirdiği açıktır

Sizce neden HPG ve YPG’nin “Güney Kürdistan’ı koşulsuz savunmaya hazırız” açıklamalarına PDK ve YNK olumlu bir cevap vermiyor?

Henüz zorlanmadıkları, yenilgi yaşamadıkları için ve ciddi bir saldırı da olmadığından öteki Kürt güçlerinden yardım talep etmiyorlar. Şu anda Sünni Arapların kontrolündeki İŞID ve benzeri çeteler, Kürtleri karşısına almak istemiyor. Peşmerge güçlerinin bir çatışmaya girmeden YPG veya HPG’den destek alması Kürtler içinde YNK ve PDK’nin prestij kaybetmesine yol açar. Böylece bölgeye KCK ve PKK’nin girmesine; güçlü bir itibar kazanmasına yol açar. Rabiya’da, Şengal’in Selimye bölgesinde YPG ve peşmerge güçleri arasında önemli bir dayanışma yaşandı. Özellikle Rojava sınırına yakın alanlarda YPG güçleri, peşmerge güçlerine büyük destek oldu. Hata bazı yerlerde peşmerge güçlerinin çembere alınması sırasında YPG güçleri müdahale etti. PDK bunu bile reddediyor.  
İleride yaşanacak duruma bağlı yardım isteyebilirler.


ÇEKDAR TUFAN/HEWLÊR