Dersim tartışmalarını bir de asimilasyon ve entegrasyon kavramları üzerinden yürütmek önemli ve açıklayıcı sonuçlar verebilir. Zaten bazı platformlarda böyle yapıldığı da anlaşılmaktadır. Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan da bu kavramlar üzerinde durmakta ve sık sık asimilasyon ve entegrasyon kavramlarını dillendirmektedir.
Başbakan Tayyip Erdoğan bunu öncelikle Almanya gezilerinde yapmıştır. Olumlu tepki ve sonuçlar almış olacakki, daha sonra biraz ürkekçe de olsa ülkemize dair de ifade etmiştir. Başbakan’ın asimilasyon ve entegrasyon kavramlarını özellikle Almanya’da dillendirmesi anlaşılırdır. Çünkü Almanya’da yaşayan Türk topluluğuna hitap etmektedir ve bu topluluğun birincil sorunlarından biri olarak entegrasyon sorunu vardır.
Tayyip Erdoğan, Almanya’daki Türk topluluğuna yol göstermek üzere “Entegre olun, ama asimile olmayın” demektedir. Bu sözlerini “Alman toplumuna katılın ve uyum sağlayın, Alman dil ve kültürünü öğrenin, ama Türk kimliğinizi, dil ve kültürünüzü de unutmayın ve onları da yaşayın” diyerek de açımlamaktadır. Başbakan Tayyip Erdoğan’a göre entegrasyon bu olmaktadır.
Başbakan’ın ifadelerinden yola çıkarsak, demekki kendi kimliğini, dil ve kültürünü koruyarak ve yaşayarak başka bir topluma, dil ve kültüre katılmak ve yaşamak entegrasyondur. Buradan açıkça anlaşılıyor ki, entegrasyon çift kimliklilik, çift dil ve kültürlülük oluyor.
Bunları anladık, peki ya asimilasyon nedir? Asimilasyon da önceden sahip olduğun (ve tarihten gelen) kimliği, dil ve kültürü korumadan, onlardan vaz geçerek ve unutarak başka bir toplumsal kimliğe, dile ve kültüre katılmak ve yaşamak oluyor. Burada öncekinin yok olması ve yeni içinde erime vardır. Yine çift değil tek kimliklilik, dil ve kültürlülük söz konusudur.
Asimilasyon ve entegrasyonun bu kısa tanımı herhalde işin özünü vermekte ve kavramları açıklamaktadır. Aralarındaki farklılığı da netçe göstermektedir. Başka bir husus da, burada kavramların içeriğinin önemli olmasıdır. Şüphesiz asimilasyon ve entegrasyonun zorlamı, yoksa gönüllülük temelinde mi gerçekleştiği de önemlidir. Zira bunları zorla yaptırmak soykırımcı olmak demektir. Soykırım ise en ağır insanlık suçudur. Bu nedenle bir asimilasyonun nasıl yaşandığı veya yaşatıldığı çok önemlidir. Ancak hangi yol ve yöntemle olursa olsun, sonuçta bir toplumsal kimlik, dil ve kültür yok olup (veya edilip) başka bir toplumsal kimlik, dil ve kültür ortaya çıkmaktadır.
Şimdi bütün bu tanımları ülkemize ve özel olarak da Dersim’e indirgeyelim. Zira Başbakan Tayyip Erdoğan, sık sık “Asimilasyonu durdurduk” demektedir. İçeriğini fazla açmasa da, bu iki kelimelik kavram da çok önemlidir. Zira bu sözleri söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tayyip Erdoğan, bu sözlerle kendi iktidarı öencesinde asimilasyon yapıldığını kabul etmiş olmaktadır. Hem de sadece Dersim de değil, tüm Kürtlere ve başka kimliklere yönelik bir asimilasyon. Çünkü ancak yürüyen bir şey durdurulabilir. Demekki asimilasyon yürüyen bir süreçtiki, Tayyip Erdoğan iktidar olunca onu “durdurdu”.
Peki gerçekten Başbakan Tayyip Erdoğan asimilasyonu durdurdu mu? Herhalde yürüttüğü ünlü “Açılım” politikasını böyle tanımlıyor. Peki AKP’nin el attığı hangi sözde açılım hedefine ulaştı? Kürt açılımı mı, Alevi açılımı mı, Roman açılımı mı, hangisi? Gerçekten AKP iktidarı altında Kürt asimilasyonu durduruldu mu, yoksa yeni kurumlarla daha hızlı ve derinden yürütülüyor mu? Eğer asimilasyon durdurulduysa yerine ne kondu? Tüm AKP’liler ve yardakçılarının buna verdiği tek cevap “TRT-6” oluyor. Kürt çocukları Kürtçe öğrenmesin diye çocuk programı yapmayan TRT-6!
Şimdi de asimilasyon ve entegrasyon kapsamında Dersim’in durumuna gelelim. Öncelikle şunu belirtelim: Dersim’de her ne olmuşsa zorla olmuş, katliamla olmuştur. 1937-38 katliamı bunu açıkça göstermektedir. Ve bu katliam Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından önceden planlanarak ve mecliste kararlaştırılarak yapılmıştır. Dersim’de gönüllülükle, Dersimlilerin isteğiyle olan bir şey yoktur. Dolayısıyla Dersim’de ister asimilasyon, ister entegrasyon olsun, hepsi zorla yapılmıştır ve soykırımdır.
Herkes çok iyi biliyor ki, 1937-38 öncesi Dersim toplumunun iki temel kimliği vardır: Kürtlük ve Alevilik! 1937-38 planlı katliamı ise, esas olarak Dersim’in Kürt kimliğini yok etmeyi hedeflemiştir. Bu durum katliamı yapanların bıraktığı belgelerle sabittir. 1937-38 katliamından sonra ve bugün Dersim’e dayatılan kimlik nedir? Türklük ve biraz örtülü Sûnnilik!
Tüm Kürtlere olduğu gibi Dersim Kürtlerine de anayasal düzeyde dayatılan kimliğin Türklük olduğunu herhalde kimse inkar edemez. Mezhep kimliğine gelince, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Dersim’in birçok köyüne devlet tarafından camiler yaptırıldığı herhalde unutulmamıştır.
Şimdi bu durumu AKP hükümeti hangi icraatla ve nasıl değiştirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir seferlik cemevi ziyareti mezhep asimilasyonunu durdurur mu? Bunlar kurumlaşmış olgulardır. Yine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dil ucuyla Dersim’de “1937-38’de katliam yaşandı” demesi, Kürt kimliğini yokeden asimilasyonu durdurmaya yeter mi?
Yetmeyeceği açıktır. Dikkat edilirse, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tanımına göre yaşanan entegrasyon değil asimilasyondur. Çünkü 1937 öncesinin Kürt kimliği, dili ve kültürü katliamla ezilip yasaklanmış, yerine devlet zoruyla Türk kimliği, dili ve kültürü konmuştur. Dersimliler kendi Kürt kimliklerini, dil ve kültürlerini koruyarak ve yaşayarak Türkiye toplumuna katılmıyorlar, tersine Kürt kimliklerinin yokedilmesi temelinde Türk kimliği edinerek Türkiye toplumuna katılıyorlar. Çift kimlikli, dil ve kültürlü olmaları devlet tarafından kabul edilmiyor, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından tek kimlik, Türk kimliği dayatılıyor. Dolayısıyla Dersim’de olan entegrasyon değil, devlet zoruna ve katliamına dayalı asimilasyondur. Zaten AKP öncesinin asimilasyon olduğunu Tayyip Erdoğan da kabul ediyor. Kendilerinin bunu “Durdurduğu” iddiasında bulunuyor. AKP’nin “Tek dil, tek millet, tek devlet” düsturu asimilasyonun durdurulmadığını netçe gösteriyor.
Bugün Dersimlilere dayatılanın Türkleşme olduğu tartışmasızdır. Anayasanın kendisi “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türktür” diyor. Peki Kürtlük ne oldu? Burada Kürt etnik kimliği Türk etnik kimliği içinde yok edilmiyor mu? Biz böyle deyince bazıları cevap olarak “Türklüğün bir etnik kimlik olmadığını, birçok etnik kimliğin birleşmesinden oluştuğunu” söylüyorlar. Yani açıkça Türk etnisitesi inkar ediliyor. Türk etnisitesinin TC Devleti tarafından yaratıldığı iddia ediliyor. Açıkça Kürdü inkar edebilmek için Türk etnisitesini bile inkar eder duruma düşüyorlar.
Tabi bu sözlerin hiçbir anlamı ve değeri yoktur. Sadece Kürtleri kandırmaya ve yaşanan asimilasyonu maskelemeye yöneliktir. Geçmişte söylenen “Kürt yoktur, karda yürürken ayak sesinden çıkan kart, kurt nedeniyle Kürt denmiş” sözleri ne kadar gerçek ve anlamlı idiyse, bugün “Türklük bir etnisite değil, birçok etnisitenin birliğidir” ve “TC vatandaşı olan herkes Türktür” biçiminde söylenen sözler de o kadar gerçek ve anlamlıdır! O halde bu tür uydurmalardan ve asimilasyondan vazgeçilmelidir.
Kaldiki asimilasyonun Türk uluslaşmasına da bir faydası yoktur. Bugün başta Kürtler olamak üzere asimilasyon dayatılan toplumlar ne kendi kimliklerini ne de Türk kimliğini tam taşıyabiliyorlar, ne kendi dil ve kültürlerini ne de Türk dil ve kültürünü tam yaşayabiliyorlar. Ortaya gerçekten ucûbe bir durum çıkıyor. Heykellerin “ucûbeliği”ne tepki duyan Başbakan’ın, esas bu toplumsal ucûbeliği düzeltmesi gerekiyor.
Kısaca Dersim’e ve Kürtlere dayatılan asimilasyona bütünüyle son vermek gerekiyor. Tarihle doğru yüzleşmek ancak böyle olur. Dersimlilerden ve Kürtlerden özür dilemek ancak böyle yerini bulur. Ülkemizin temel sorunlarını çözen tutarlıllığa ancak böyle ulaşılır. Yoksa insana “Filistin’de ve Almanya’da Müslüman, Türkiye’de mûnafık” derler!..