İsviçre’nin Basel, Zürih, St.Gallen, Schafhausen kentleri gibi Kürt ve Alevi çocuklarının yoğunlukta yaşadığı merkezlerde faliyet gösteren ‘Şefkat’ veya ‘Sohbet Evleri’ yasal anlamda cami, vakıf ve dernek isimleri altında örgütlenerek Kürt ve Alevi çocuklarına yönelik devşirme faaliyeti gösteriyor. Söz konusu mekanların ayrılmaz orta yaş ziyaretçilerin okullu çocukları aracılığıyla bu evlere çekilen Kürt ve Alevi çocukları oyun niyetine gittikleri mekanlarda tam bir asimilasyon ortamında kendilerini buluyorlar. Aynı okula giden çocuklar ders saatleri dışında “Sohbet edeceğiz, orada buluşacağız, oyun oynayacağız, pikniğe gideceğiz, içeçek ve yiyecekler ücretsiz” diye bu mekanlara yönlendiriliyorlar. 
Gitmeyen, gitmek istemeyen veya anne ve babasının izin vermediği çocuklar ise, bir süre sonra okul ortamındaki arkadaş gruplarında dışlanmaya başlanıyor. Çocukların kendi arkadaş çevresinde dışlanmasıyla ilgili sorun yaşayan bir çok aile ise, çareyi yeniden çocuğa izin vermekte buluyor. Yaşananları sıradan ve doğal gören bir iki aile ile görüşererek konuyu incelemeye başladığımızda yığınla ailenin aynı sorunla karşılaştığına tanık oluyoruz. Bir birlerinden habersiz ama aynı sorunları yaşayan onlarca aile kendilerince çözüm yollarını aramışlarsa da bunda başarız kalmış.

Aileler çıkış yolu bulamıyor

Görüştüğümüz bir çok aile yaşanan sorunu okul yönetimlerine bildirmişlerse de çocuklarını söz konusu buluşmalarda koparamamışlar. Okul yönetimlerinden “Biz çocuklarda okul saatleri içerisinde sorumluyuz. Bunun dışındaki zamanda ise siz sorumlusunuz” cevabını almışlar. Aileler, “İzin vermesek çocuklarımız arkadaş ortamında dışlandığı için psikolojik sorunlar yaşıyor ve bu çocuklarımızı ciddi oranda etkiliyor. İzin verirsek çocuğumuz yanlış yönlendiriliyor” diyor. Bir kaç aile ise ‘Şefkat’ veya ‘Sohbet Evleri’ diye tabir edilen mekanlara çocuklarıyla giderek sorumlularla konuşmaya çalışmış. Sorumluların verdikleri cevap ise ebeveynleri çaresiz bırakır nitelikte: “Biz çocukları zorla buraya getirmiyoruz. Onlar kendi istekleriyle geliyor. Tabii ki çocuğunuzu göndermeyebilirsiz. Bu sizin sorumluluğunuz içindedir. Biz çocukların sadece kendi kültürlerini yaşamalarını sağlamak için çalışıyoruz. Siz bilirsiniz yine de.”
Konuyla ilgili haber yapma talebimiz ise ailelerde ciddi bir tedirginliğe neden oluyor. Aileler “Gazeteye konuşsak, adımızı ve fotoğrafımızı versek bunda çocuklarımız daha fazla etkilenir” gerekçesiyle bu teklifi geri çeviriyor. Kürt ve Alevi aileler konuya ilişkin çoçuklarının yanlış yönlendirilmesine sessiz kalıyorlar. Bu sessizliğin daha büyük sorunlara yol açacağına bilinmesine, hatta kendileri tarafında seslendirilmesine rağmen ortak bir girişimde bulunmuyorlar.

‘Müslüman ve Türküz’

Çocukların aynı ortamda buluşup eğlenmeleri, oyun oynamaları, pikniklere götürülmeleri, onlara ücretsiz yemek ve içecek takdim edilmesi elbetteki sosyal bir girişimdir. Sorun da bu değil zaten. Çocuklar bunu yaparken aynı zamanda onlarda sorumlu görünen siyasal, ideolojik kimlikli birilerinin düzenli bir şekilde çocukların karşısına çıkıp onlarla sohbet etmesidir. Sohbetin konusunu yine aynı buluşmalara katılan çocuklar bize şöyle aktarıyor: “Okul sonrası oraya gidiyoruz. Önce yemek yiyiyoruz sonra, biraz oyun oynuyoruz. Sonra da bizde sorumlu sakallı ve beyaz elbiseli bir hoca bizi toplayıp bizimle sohbet ediyor, sorular soruyor ve önerilerde bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğunu, Çanakkele savaşını; kız ve erkek çocukların nasıl giyinmesi gerektiğini anlatıyor.”
Kendilerine ne gibi sorular sorulduğuna ilişkin ise çocuklar “Nerelisiniz? Anne-babanız namaz kılıyor mu? Büyüyünce ne olacaksınız? diyorlar. Bazı çocuklar biz Aleviyiz veya Kürt’üz diyorlar. Hoca da, ‘Hepimiz Müslümanız ve ve Türkiye’den geldik’ diye yanıt veriyor. Haram ve halal, Hz. Ali’nin hayatı, mücahit, kurtuluş savaşı gibi konularında da sohbetler ediliyor” yanıtını veriyor.
‘Sohbet Evleri’nin anne ve babalara açık olduğunu ve sohbetlere katılmalarının iyi olacağı gibi telkinlerin de yapıldığı buluşmalarda, kız ve erkek çocukların ayrı odalarda sohbet ettiğini de belirtmekte yarar var. Türkçe bilmediğini sadece Kürtçe ve Almanca konuşabilen 11 yaşındaki Mazlum ise, kendi isteğiyle ortamdan kopmuş “Hep Türkçe konuşuyorlar. Hepsi okulda Almanca konuşuyor ama orada sadece Türkçe konuşuyorlar. Ben anlamadığım için gitmedim ama arkadaşlarım ne zaman Türkçe konuşursan o zaman gelebilirsin diyorlar” şeklinde konuşuyor.  

Beyin yıkama evleri

16 Nisan 2013 tarihinde Alman Der Spiegel dergisinin internet sayfasında Maximilian Popp tarafindan “Ne istedilerse onu yerine getirdim“ başlığıyla verilen haberde ve yine Işık Evleri’yle ilgili ARD’ye bağlı WDR kanalında yayınlanan belgeselde, bu evlerin birer ‘beyin yıkama evleri’ olduğuna yer verilmişti. Belgeselde Ankara Üniversitesi öğretim üyelerinden Mustafa Şen, Münih’te sosyolog Ulrich Beck tarafından çıkarılan ‘Sosyal Dünya’ adlı dergide ise ‘Işık Evleri’ne ilişkin şu tespitler yapılıyordu: “Işık Evleri yeni bir nesil oluşturmak ve eğitmek icin tek yol olarak görünüyor ve buradaki eğitim askeri kışladan daha sert.”
Şefkat ve Işık Evleri’nin doğal ve sıradan sosyal faaliyetler içinde olmadığını, ‘hizmet’ aşkıyla yanıp tutuşmadığını tam aksine biçimlendirilmiş kuşaklar yetiştirmeyi hedeflediğini yeniden keşfetmeye gerek yok.
Özellikle ilkokul çağlarındaki çoçukların buralara yönlendirilmesi, idelojik sohbetlerin yapılması, Kürt ve Alevi çocukların hedef seçilerek asimile edilmesi ‘çocuk istismarı’ olarak da kabul edilebilinir.

Kürtler ve Aleviler nerede?
Yaşanan tüm bu gelişmeler, Kürt ve Alevi örgütleri, dernekleri veya siyasetçilerin dışında değil, bizzat sorumluluğu altında. Konunun bilinmesine rağmen her iki örgütsel yapının dernekçiliğe gömülmesi, çevresinde olup biten sorunlara duyarsız kalmaları hatta bu konuda aileleri sorumlu görmeleri nasıl açıklanabilinir?
Hiç bir şey için değil ama en azında kendi çocukları için yan yana gelmeyi, ortaklaşmayı, soruna ilişkin çıkış yolları aramayı bugün değil de ne zaman yapacaksınız sorusunu sormadan geçemiyoruz. Çocuklarınız gözleriniz önünde asimile ediliyor, devşiriliyor, beyni yıkanıyor, Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinde 15-17 yaşlarında Kürt ve Alevi gençleri ‘cihat’ adı altında Suriye’ye gidiyor. İki gece organize etmek yerine enerjinizi çok değil birazcık ‘geleceğimiz’ dediğiniz çocuklara ayırsanız.  Onları kendi özü ile buluşturup birer özgür birey olmalarını sağlamanız, ailelerle ilgilenmeniz sizin önceliğiniz değilse kimin önceliğidir?


ALİ ONGAN/BASEL