Mevsimin havasını anlatmaya "Sıcak" sözü yetmiyor! Hava sıcaktan da sıcak! Yakıcı gündem(ler) de eklenince sıcak kavurucu oluyor! Gökte balkıyan güneş, arada bir serinleten esinti, yerden tozuyan toprak, umudun direnci, özgürlüğün coşkusu gözlerinde ışıyan insanlar yazılmamış bir destanın parçacıklarını oluşturuyor.

Rojava’dan Erbil'e, Van Gölü’nden Ege’ye, Diyarbakır’dan Avrupa’ya kadar bir hareket, bir canlılık, bir coşku… Neyin habercisi bu? Daha düne kadar "Makus talihini" kader belleyip zulmün karanlık dehlizlerinde bir başına acıya gark olmuş Kürt halkı uyanışıyla, eylemiyle, söylemiyle 21. Yüzyılın destanını yazıyor. Kadının özgürleşmesi, erkeğin insanlaşması, toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu bir değişim süreci! Coşkun bir ırmak gibi çağlayarak akan mücadele potansiyelinin yarattığı havanın dışında kalanlar özgürlük nefesinden yoksun kalacaklarını öğrenmişler.
Ağır ve yakıcı gündemi eş zamanlı ve insicamlı şekilde götürmek keramet değilse nedir? Böyle konjonktüre tanık olanlar yazılmamış bir destanın öznesi olduklarını çoğu kere fark etmezler. Fark etmek, gücünün ve yaratımının üzerine çıkmak, coşkuyu iliklerine kadar yaşamak ama olabilecek tüm olasılıklarında bilincinde olmak gerekiyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, Rojava Devrimi, Ulusal Kongre, yerel yönetimlerde özerk, demokratik yaşama uygun model arayışları, kadının özgürleşmesi, erkeğin insanlaşması, gençliğin bahar tadındaki coşkusu, Türkiye ve dünya halklarıyla etkin, üretken buluşmaya açılan kapı, Alevi toplumunun, inkar edilen halkların hakları, işsizlik, yoksulluk… Tüm bu ağır sorunlara ve derin açmazlara rağmen umudun ve direnişin yılmayan yürüyüşü… Ve Öcalan’a özgürlük!..
Bunları politikanın statik diliyle anlatmak olası değil. Bilenler bilmeyenler için, görenler görmeyenler için, duyanlar duymayanlar için, anlayanlar anlamayanlar için bir şeyler yapmalı. Yaşamın kendisi doğal bir okuldur. Yaşam okulunu donatan bunca bilgi, belge ve hakikat varken cahil kalmak veya cehaletin kahredici yalnızlığındaki bir cana el uzatmamak suçtur. Bu destansı ortamın yarattığı değerleri paylaşmak ibadettir.    
Ömür için "Çok uzun" tarih denen sonsuzluk için "An" denilebilecek bir zaman diliminde gerçekleşti bu hakikat. Zulmün, inkarın, katliamın, ırkçılığın kiri, isi, pası sinmişti üstümüze. Kokuşmuştuk adeta! Yaşamdaydık, yaşıyorduk ama canlı bir cenaze misaliydik. Canlı cenaze halinden CAN haline dönüşmek için nice CAN canını feda etti.   
Bir önceki paragrafta yazdığım gündemi yürütmek, amaca vasıl olmak için umut ötesi somut gerçekler var. Umuttan somuta evrilen gerçek HDP projesinde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin yarattığı siyasi atmosferde yaşam buluyor. CB seçiminin sonucu ne olursa olsun, seçim kendisiyle sınırlı değildir. Önümüzdeki dönemin, siyaset yapma biçiminden, araçlarına, siyasetin kadrolarından, katılım biçimine… Birçok şeyi değiştirecek niteliktedir. Lakin buradan çıkacak sayısal sonucu bire bir genel seçime tahvil edilmek yanıltıcı olacaktır.
Toplumun hemen her kesiminde ciddi bir arayış ve sorgulama var. Selocan’a sıcak ve sempatik bir ilgi var. Arayış ve sorgulamanın HDP projesinde ortak bir akla ve dirayetli kitlesel güce dönüşmesi açısından CB seçimi bir gösterge olabilir ama ölçü alınmamalı! Gezdiğimiz, gördüğümüz, temas edip iletişime geçtiğimiz hemen her insan ve toplum kesimi yıpranmış, çürümüş, kokuşmuş düzen siyasetinden şikayetçi. Bu tavrın şikayetten somut bir tutuma dönüşmesi biraz daha etkin, kalıcı, üretken bir iletişim gerektiriyor.
Ege ve Akdeniz yöresinde yaşayan (Tahtacı) Alevi canlarımızın bir deyimi vardır. "Aşina ve pişina olmak." Bir can bir başka canla tanışır ise Tahtacı Canlarımız buna "Aşina olmak" derler. Bu tanışma dostluk, yarenlik ve paylaşım düzeyine ulaştığında ise "Pişina olmak" derler. Aşina olmak zahiren tanışmak, pişina olmak batında buluşmak ve dost olmaktır. HDP projesi aşina ve pişina olma projesidir. Türkiye halkları ve inanç toplulukları sistemin tüm düzenbazlıklarına rağmen aşinadır. Mesele pişina olmakta…