Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin önderlerinden Mihri Belli 95 yaşında yaşamını yitirdi. Saygıyla anıyoruz! Anısının halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinde sürekli yaşayacağını belirtiyoruz!
Doksanbeş yıllık ömür, dile kolay. Bilinçli olanının hepsi özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinde geçmiş. Gerçek bir asırlık çınar. Amerika’da sosyalizmle tanışmış bir genç. Yunanistan’da faşizme karşı savaşan bir komutan. Türkiye’de işçi ve emekçi sınıfının direngen bir militanı. Sosyalist ve demokratik hareketin usta bir teorisyeni. Yetmiş yıllık sosyalizm mücadelecisi. Yarattığı değerlerin korunup ilerletileceği tartışmasızdır.
Görüşlerini tam benimser veya eleştirirsiniz. Zaten kendisi de düşündüklerini tam hayata geçirememiştir. Fakat “Milli demokratik devrim” tezleri hem Türkiye’deki sosyalist düşüncenin gelişimine katkı sunmuş, hem de 1960’ların sonundaki devrimci yükseliş üzerinde önemli bir etkide bulunmuştur. Gençlikle her zaman iyi ilişkiler içinde olmayı başaran Mihri Belli’nin görüşlerinin devrimci gençlik üzerinde sürekli bir etkisi olmuştur.
Türkiye sosyalist ve demokratik hareketi tarihte hiç bugünkü kadar zayıf olmamıştır. Bugünkü duruma bakıp da Mihri Belli’nin ömrünün boşa geçmiş olduğunu sanmamak gerekir. Osmanlı’nın son zamanlarında ve Cumhuriyet’in kuruluş döneminde işçi ve emekçi hareketi epeyce güçlüdür. Rus Ekim Devrimi’nden alınan havayla ciddi bir gelişme yaşanmıştır. Daha sonra da gizli çalışma yürüten önemli bir sosyalist hareket olmuştur. 1960’lı yıllardaki devrimci-demokratik yükseliş halen hafızalarda tazedir. 1968 gençlik devrimi dünyanın bir çok alanında yaşandığı gibi Türkiye’de de yaşanmıştır. 1970’lerde neredeyse toplumun çoğunluk eğilimi haline gelmiştir. 1970’lerin başında “Türkiye nereye gidecek? Demokratik Türkiye mi olacak, yoksa faşist-oligarşik rejim mi kökleşecek?” sorusu ciddi biçimde sorulmuştur. Mücadeleye sosyalist çalışmanın zor olduğu dönemde katılan M. Belli, ilk dönem dışındaki tüm sosyalist ve demokratik çalışmaların içinde olmuştur.
Bugün de Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinin yaşadığı zayıflığı Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesi gidermektedir. PKK’nin yürüttüğü mücadele, bir yanıyla Kürtler için bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi olduğu kadar, diğer yanıyla da bir Demokratik Türkiye duruşudur. Bu gerçeği başından itibaren çok iyi kavrayan Mihri Belli’nin Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne yaklaşımı hep dostça olmuştur.
1970’lerden itibaren Kürt ulusal sorununun çözümünü programlayan karekterlerden birisidir. 1982’de 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı oluşturulan “Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi” içinde yer almıştır. Bu temelde daha sonraki süreçte de Kürt Özgürlük Hareketi ile dostluk ve dayanışma ilişkilerini hep sürdürmüştür. 1997’de Önder Abdullah Öcalan ile “Büyük Dönüşüm” isimli kitap olarak yayınlanan tartışmaları, Kürt ve Türk halklarının ortak devrimi, demokratik birliği ve kardeşliği açısından bugüne de ışık tutucudur. AKP’nin asimilasyoncu çizgisine karşı “Kürtçe öğrenmeye başlıyorum” demesi tarihsel bir anlama sahiptir.
Kişisel olarak bu tarihi kişilikle birlikte çalışma koşullarına sahip olamadım. Ama kendisini tanıma ve konuşma imkanım oldu. Değişik yer ve zamanlarda birkaç kez görüşme imkanı buldum. 1987 sonunda küçük bir heyet olarak kendisiyle görüşme yaptığımızı anımsıyorum. Biz ona yapacağımıza, o bize Önder Abdullah Öcalan’ın propagandasını yapmıştı. Yaklaşık yirmibeş yıl geçmiş olmasına rağmen, “Apo bambaşkadır, Apo’yu görünce Mahir’leri, Deniz’leri görmüş gibi oluyorum” sözleri hala kulaklarımda çınlıyor.
 Bu tarihi büyük kişiliğin ardından şimdi çok şey söyleniyor. Elbette söylenmeli, O bunu fazlasıyla haketti. Fakat sadece övücü ve değerlendirici sözler söylemekle yetinemeyiz. Şimdi biz ne yapmalıyız? Bu Asırlık Çınar’ın anısını yaşatabilmek için hangi adımları atmalıyız? Mihri Belli gibi nice inanmış sosyalist ve devrimcinin özlemini gerçekleştirebilmek için ne tür çalışmalar yürütmeliyiz?
Eğer anıya bağlılıkta tutarlı olacaksak bu sorulara doğru ve yeterli cevaplar vermemiz gerekiyor. Yoksa bağlılık sözlerimizin bir anlamı olmaz. Bu konuda PKK’nin oldukça anlamlı, öğretici ve geliştirici bir yöntemi var. Haki Karer’in anısına PKK’nin kurulduğu ve partileşmenin geliştirildiği ifade ediliyor. Mahsum Korkmaz’ın anısına gerilla ordusunun kurulduğu ve gerillalaşmanın geliştirildiği belirtiliyor. Beritan (Gülnaz Karataş)’ın anısına Özgür Kadın Hareketi’nin oluşturulduğu ve geliştirildiği dile getiriliyor.
Bizce Mihri Belli’nin anısına da benzer bir yanıt verilebilir. Örneğin uzun bir süredir tartışma gündeminde olan “Çatı Partisi” hızla inşa edilip geliştirilebilir. Böyle bir çalışmanın bu tarihi kişiliğin anısına geliştirilmesi uygundur. Hem O bunu hak etmiştir, hem de tüm demokratik güçleri birleştirecek bir çatı partisinin inşası artık her bakımdan ertelenemez bir görevdir. O halde bu önemli görevi gerçekleştirmek herkesin öncelikleri arasında olmalıdır.
12 Haziran seçimleri için oluşturulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu ve bu Blok’un seçimde aldığı başarılı sonuç, tüm sol ve demokratik güçleri bir Çatı Partisi’nde bir araya getirmenin zeminini çok güçlü bir biçimde yaratmıştır. Dikkat edilirse, seçim ardından böyle bir partileşmeye gidilememesi hem demokratik siyasetin etkinliğini zayıflatmış, hem de “Demokrasi Bloğunu parçalama” amaçlarına zemin sunmuştur.
O halde ne beklenilmektedir? Çatı Partisi için siyasal ve toplumsal zemin güçlüdür. Mihri Belli’nin anısı ihtiyaç duyulan birleştirici rolünü oynama gücüne sahiptir. Gecikmek AKP faşizminin güçlenmesine ve kökleşmesine fırsat tanımaktadır. O halde bir gün bile gecikmeden gereken artık yapılmalıdır. Eğer Ekim’e kadar böyle bir birlik partileşmesi oluşturulmaz, mevcut parlemento grubu burada birleştirilmez ve aktif bir siyasal mücadele birlik içinde geliştirilmezse, o zaman mevcut kazanımların da heba olup gideceğini herkes bilmelidir. Bunun da ne kadar ağır bir kaybetme olacağı ve herkese tarihsel bir sorumluluk yükleyeceği açıktır.
Böyle tarihsel bir görevi yerine getirerek Asırlık Çınar Mihri Belli’yi anmak, hem anıyı doğru sahiplenmek ve hem de güncel siyasal sürece doğru cevap vermek olacaktır. İşte o zaman Mihri Belli, lafta değil, gerçek anlamda sosyalizm ve demokrasi mücadelemizde yaşayacaktır!..