Diktatör Erdoğan seçim sürecinde kan dökücü saldırıları, seçim sonrasında düşük hükümet ve yetkisiz iradesiyle savaşı başlattığında uğursuz hesaplarından biri de şovenizm iksiriyle Türk halkını sarhoş etmekti.
Fakat o da ne? Hayatlarını Saray'ın haksız savaşında yitiren gençlerin cenaze törenlerinde beklenenden farklı çığlıklar yükseliyor.
"Vatan sağolsun demiyorum. Onlar sarayda altın kaşıkla yemek yerken bizim insanlarımız ölüyor."
"Yazıklar olsun senin gibi Başbakana ve Cumhurbaşkanına. Allah belanızı versin."
"(Erdoğan kastedilerek) Kardeş kanı döküyorsun. Allahtan kork. Allah senin çocuğunun başına da getirsin."
"Sınıra kendi çocuğunu gönder."
Bunlar çocukları ölen ailelerin savaşa itiraz çığlıkları.
En önemlisi de birkaç Kürt aile hariç, Türk ve diğer halklarımızdan ailelerin itirazları.
Son olarak Bursa'da AKP'li bakanın yuhalanıp kovulması tepkinin ciddiyetinin ve kalıcılaşacağının belirtisi.
Bazı asker cenazelerinde bozkurt işaretiyle ülkücü faşistler de AKP'yi protesto ettiler. Fakat söz konusu protestolar faşistlerinkinin tam tersi yönde. Gerçekten savaşın çocuklarının canlarını boş yere aldığını sezerek doğal tepki veriyorlar.
Asker aileleri tepkisini doğal sözlerle dile getiriyor. Ancak doğal olmayan şu ki, çeyrek yüzyılı aşan savaşta yeni bir dönemeç yaşanıyor. Artık Türk halkı savaşta can veren asker ailelerinden başlayarak kirli savaşı istemediğini acının çığlığını yükselterek, hem de son 13 yılda en çok oy verdiği AKP ve liderine karşı kitlesel tepkiyi tetikleyerek gösteriyor.
Şimdi savaş karşıtı birleşik güçlerin ve devrimcilerin demokratik barış hareketini yükseltmesinin ne denli isabetli olacağı bu halk çığlıkları ile görülüyor.
Barış Bloku ekseninde daha da genişletilecek savaş karşıtı cephe demokratik barış eylemlerini ve çalışmasını hızlandırmalı.
Barış mitingleri, savaş karşıtı semboller yaygınlaştırma, diğer kitlesel mücadelelerde Erdoğan'ın kirli savaşını protesto şiarları yükseltme, DBP'nin önerdiği beş dakikalık iş bırakma ve ses yükseltme, asker cenazelerinde yereldeki güçlerin özerk inisiyatifiyle protesto geliştirme, barış anneleriyle asker annelerini buluşturma ve benzeri biçimler hızla yaygınlaştırılabilir.
Kaçınılması ve iradeyle aşılması gereken şey, hemen büyük başarılar olmayınca moral zayıflaması ruh haline düşmektir. Bununla asla uzlaşılmamalı. Demokratik barış çabası ve eylemleri, bu amaçla kitle çalışması, bu dönemde düne göre çok daha verim verecek, Türk emekçilerinde gelişmeye başlayan kirli savaş karşıtı duygunun kanalı haline gelecektir.
Bütün diktatörler ancak mücadeleyle devrilebilir. Halka karşı başlattıkları kirli ve kanlı savaşlar da ancak mücadeleyle durdurulur ve yenilgiye uğratılır. Erdoğan da ancak mücadeleyle yenilgiye uğratılabilir.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkının direnişi faşist diktatör Erdoğan'ı sarsıyor. Beklediğinden daha sert direnişle ve halkın özyönetim ilanıyla karşılaşınca Erdoğan bazen bocalıyor bazen daha kanlı saldırıları emrediyor. Özel Harekatçı katiller 90'lı yılların başlarında Lice'yi yaktıkları gibi, Silvan, Sılopi, Lice ve diğer Kürt ilçelerini, köylerini yakıyor. Tekbir sesleriyle ve IŞİD katillerinin kıyafetini giyerek sivil insanları katlediyor.
Diktatör Erdoğan ayrıca Rojava Devrimi'ne karşı ve Suriye iç savaşına işgal bölgesiyle yeniden daha fazla müdahil olmaya çalışıyor. Eğitip donattığı Suriye Türkmen gücünü 20 Ağustos'ta zırhlı ordu birlikleriyle Azez bölgesine gönderdi.
Yalnızca Kürdistan'da değil, Türkiye kentlerinde de yargısız infazları başlattı. Polis terörüyle mücadeleyi ezmeye çalışıyor. SGDF'li gençlere karşı düzenlettiği kitlesel katliam faşist Erdoğan'ın '77 1 Mayıs ve Maraş Katliamı gibi kanlı saldırılara başvurmakta olduğunu gösteriyor.
Diktatör Erdoğan kirli savaşa Türk halkının kitle desteğini yükselteceğini umuyordu. Fakat tersi gelişiyor. Darbecinin tekrar seçimde daha gerileyeceği görülüyor.
Direniş ve kitle desteğinin zayıflaması karşısında bocalamasına rağmen içte ve dışta kirli savaşı sürdürüyor. Savaş uçaklarıyla yoğun bombardımana devam ediyor. Kara güçleri indirerek Medya Savunma Alanlarına kara savaşı başlatmaya girişiyor.
Erdoğan bu kanlı kirli iç-dış savaşta ABD'ci ve Ergenekoncu generaller, sıkıyönetim isteyen MHP ile ittifak içinde. Gazeteci Amed Dicle'nin dizi yazısında sayın Öcalan ve HDP heyetinin görüşmelerinden bilgilere dayanarak açıkladığı gibi, savaş kararını MGK'da aldılar. Sayın Öcalan'ın yeniden girişimiyle Dolmabahçe Deklarasyonu bunu bir süre engelledi. Fakat seçim sonrası savaşı başlattılar.
Erdoğan ve kirli savaşçı müttefiklerinin ellerinde devasa militarist ordu-polis gücü var. Erdoğan, direniş ve tepkiler karşısında sarsılmasına rağmen bu devasa militarist gücü kullanarak halklarımıza ve devrimci güçlere daha fazla acı yaşatmak istiyor. Bu yolla diktatörlüğü güçlendirmeye ve iktidarda kalmaya çalışıyor.
Bütün şovenist faşistlerin yanıldıkları gibi Erdoğan da Türk halkının ilelebet şovenist savaş yanlısı olacağını düşünerek fena yanıldı. Barış elini uzatan Kürt halkının, savaşla sinip barış dileneceğini sanmakla kötü yanıldı.
Katil Erdoğan'ın kirli savaşına karşı asker ailelerinde başlayan sarayın savaşına çocuklarını kurban etmemek çığlığını barış isteğinin güçlü uyarısı olarak alalım. Demokratik barış mücadelesini de büyüterek faşist diktatörü yenilgiye götürecek yolda ilerleyelim.