Bu sözü secdeye vardığınızda ve her rekatta bir kere daha “şükranla” tekrarlayın. “Allaha şükür yaşıyoruz” deyin elbette. Ama Apo’ya, Salih Muslim’e, Asya Abdullah’a, PYD’ye, YPG ve YPJ’ye de şükredin...
Êfrin’le Kobanê arasında “yaşayan” Arap kardeşler... İhtiyarlar, şabablar, etfallar! Qabasin’liler, Deir Hafirliler, Manbijliler!...
Kobanê Cizîrê arasında yaşayan yaşlılar, gençler, çocuklar...Ayn İssalılar, Al Qantarililer, Sarrinliler!..
Rojava devrimi Kobanê’de başladığı zaman, sizler bu küçücük, savunmasız köylerde Êfrin ile Kobanê arasında, Kobanê ile Cizîrê arasında yaşıyordunuz. Ortada ne IŞİD vardı, ne sizi yağmalamak için “yardımınıza” koşacak bir “çete” buralarda hüküm sürüyordu.
Rojava Devrimi gelişti. Hemen sağınızda, solunuzda kantonlar kuruldu. Kantonların savunma güçleri örgütlendi. Devrimin bütün kurumları yavaş yavaş oluştu. Rojava halkı ordulaştı...
Ama öyle bildiğiniz ordular gibi ordulaşmadı. Bir insanlık ordusu doğdu. Amacı yalnız ve yalnızca Rojava Devrimi'ni savunmak ve halkın barışçı inşa hareketine katılmaktı. Bu bir “beşerriyet” ordusuydu. Namlusu sizlere çevrilmedi. Bir tekinizin burnu kanamadı. Köyleriniz devrimin ilk gününden bugüne kadar haritadaki yerinde kaldı. Mallarınız, mülkleriniz, arabalarınız, traktörleriniz, ekmeğiniz nasıl idiyse, hala öyle. Canınız da, ırzınız da Rojava Devrimi'nden beri güvende. Hiç kimse kızlarınızı kaçırmıyor, pazarlarda satmıyor, hiç kimse camilerinizi, mezar taşlarınızı bombalamıyor. Eğer PYD’nin öncülüğündeki YPG/YPJ insaniyet ordusu olmasaydı, insan ahlakından, vicdanından, namusundan uzak bir “soysuzlar çetesi” olsaydı, ne olurdu?
Her iki yanından kantonlar arasına sıkışmış savunmasız köyleriniz, kasabalarınız ayakta kalabilir miydi? Canınız, malınız, namusunuz mahv ve perişan olmaz mıydı...Eğer her iki yanınızdaki Êfrin, Kobanê, Cizîrê kantonlarında, şimdi olduğu gibi “beşerriyet ordusu” değil de, IŞİD gibi imansız, dinsiz, Allahsız, vicdansız ve namussuz bir “soysuzlar ordusu” olsaydı, şimdi siz köylerinizde, kasabalarınızda, evlerinizde böyle “barış” içinde yaşayabilir miydiniz?
Yaşayamazdınız.
Yaşayabilenleriniz, vatanlarını terketmek zorunda kalırdı. Şimdi Kobanê Kantonu'ndaki insanlar gibi, yerini yurdunu terkederdi. Köylerinizdeki her evin altı masum “etfalin” yattığı birer mezar olurdu.
Ama işte yaşıyorsunuz.
Size dokunmayan Kürt kardeşlerinize şimdi siz Arapların adına, siz Müslümanların adına IŞİD çeteleri saldırıyor. Gençleri, yaşlıları ve çocukları öldürüyor...Kadınları kaçırıyor, pazarlarda satıyor, tecavüz ediyor. Girdiği her Kürt köyünü “insansızlaştırıyor”, bütün traktörlere, arabalara, tahıllara ve her şeye el koyuyor, yağma yapıyor...
Ya Aziz Arab! Şimdi aç önüne haritayı...Bulunduğun köyü bul...Bak köyüne...Onun iki yanında senin asıl kardeşlerin çetelerle vuruşuyor. Ama eğer onlar, seni vursaydı. Köyünü yerle bir etseydi. Şimdi IŞİD’ın yaptığı gibi senin ve öteki Arapların köylerini işgal etseydi, kantonlar arasındaki Arap bölgelerini Kürtleştirseydi...
Ne olurdu?
En sıradan bir rütbeli asker, Arap bölgeleriyle birbirinden kopuk olan üç kantonu askeri açıdan korumak için, “beşerriyet” değerlerini, insaniyet gereklerini bir yana bırakmanın, bu bölgeleri askeri olarak işgal ederek, üç kantonu birleştirmenin olmazsa olmaz şart olduğunu ezbere bilir. Bu yapılmadığı için en küçük kanton Kobanê’nin şimdi IŞİD çeteleri tarafından aradaki Arap bölgelerine dayanılarak kuşatıldığını da, en zavallı bir “Arap asker” bile kolayca anlayabilir. Haritaya bakan herkes Rojava Devrimi'ni savunmak için, aradaki Arap bölgelerini işgal ve ilhak etmekten başka bir çare olmadığını kolayca anlayacaktır.
Ama Öcalan, Salih Muslim, Asya Abdullah, PYD, YPG, YPJ bunu yapmadı. Yapsaydılar, “askeri zafer” kazanırlardı, ama “insani yenilgiye” uğrarlardı... Rojava kendi güvenliğini neredeyse hiçe sayarak, askeri doktrinlerin gereği olan Arap kanını dökmeye yanaşmadı.
Sen o yüzden yaşıyorsun, ya Arab, ya El İhtiyar, El Şabab, El Etfal!
O halde Kobanê’nin zaferi için dua ve yaşadığın için şükret...
Askeri açıdan 'yanlış' insanlık için 'doğru'
Ey Araplar! Üç kantonun arasında yaşayan kardeşler... “Yaşayan....”