Erkan Oğur başta olmak üzere Derya Türkan, Emin İgüs, Ayşe Tütüncü, Murat Opus gibi isimlerle çalışmış sanatçı Merih Aşkın’ın ikinci albümü “Terennüm” geçtiğimiz günlerde çıktı. Arapça’da güzel ve alçak sesle şarkı söyleme, kuşun ötüşü anlamlarına gelen ‘terennüm’ sözcüğünü Aşkın, var olan anlamlarının dışında kendisi için başlangıç, ilk söylenen söz gibi durumları ifade ettiğini söylüyor. İTÜ Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans eğitimini sürdüren sanatçı Aşkın, müziği bitmeyen bir öğrenme hali olarak tanımlıyor. Aşkın ile yeni albümüne dair konuştuk.

 

 Müziğe ilginiz nasıl gelişti ve bu serüven nasıl devam etti?

Çocukluğumu geçirdiğim Elazığ’da bölgenin yerel müzikleri ve enstrümanları ilk müzik deneyimlerim oldu. Bağlama, cümbüş gibi enstrümanları dinledim ve onlarla tanıştım. Babamın da yönlendirmesiyle bağlama çalmaya başladım ve çocukluğum bağlama çalarak geçti. Çok uzun süre sonra üniversite yıllarımda gitara ilgi duymaya başladım ve aynı dönemde perdesiz gitar ve kopuz üzerine çalışmalar yaptım. Bu süreçte gitar ile beraber caz, blues gibi müzik türlerini merak ettim ve onlar üzerine çalıştım. Erkan Oğur, Derya Türkan , Ayşe Tütüncü gibi hocalarım oldu. Müzik, bitmeyen bir öğrenme hali, elimden geldiğince adımlamaya çalışıyorum bu yolu.

 

Albümünüzün adı ‘Terennüm.’ Neden ‘Terennüm’?

‘Terennüm’ var olan anlamlarının dışında benim için başlangıç, ilk söylenen söz gibi şeyler ifade ediyor. Bu albümün böyle bir hikayesi ve anlatımı var benim için. Her şeyin başlangıcı ve bitişi arasındaki geçen zaman dilimi gibi. Kendi hikayem üzerinden tüm insanoğlunun hikayesini kurgulamaya çalıştığım bir albüm. Halil Cibran’ın bir kitabında geçen “Yalnızca sessizlik nehrinden su içenler terennüm edebilir” sözü de bu ismi seçmemde etkili oldu. O sözün bende karşılık bulan acayip bir derinliği var. Dolayısıyla buradaki ‘terennüm’ hem insanı, hem doğayı bütünlüklü bir forma sokma çabası gibi geliyor bana. Gerçekten sessizliğe erişebilme çabası insana ‘terennüm’ yetisi sağlarken diğer yandan da aslında ne olursa olsun mutlak sonun sessizlik olduğuna dair bir anlatım.

 

 Albüm nasıl ve ne kadar süre içinde hazırlandı?

Albüm iki yıllık bir çalışmanın neticesinde ortaya çıktı. Aslında çok uzun bir zaman. Ben biraz fazla ince eleyip sık dokuyorum kayıt sırasında, bıkmadan usanmadan defalarca kaydettiğim oluyor aynı parçayı. Kafamın içinde duyduğumun en yakınına ulaşmaya çalışıyorum. Kayıt dediğiniz şey yapay bir şeydir çünkü. Müziğin en kıymetli hali o an yapılan ve bitirilendir. Kayıt ise bunun tam tersidir, dolayısıyla hiçbir zaman sinmez içinize, en sinebilir halini yakalayıp onu yayınlarsınız. Bu eşik kimi müzisyende çok düşüktür, kimisinde çok yüksek. Bende o “içe sinme eşiği” biraz fazla yüksek olmasındandır ki sanırım uzun sürüyor albüm kayıtlarım. Daha sonrasındaki mix ve mastering (Bir albümün, basımından evvel gerçekleşen en son yaratıcı ve teknik aşamasıdır) aşamalarında ise ciddi bir mücadele başlıyor, sabahlara kadar bilgisayar başında film kurgular gibi çalışıyoruz bu aşamalarda. Eldeki malzemeden en iyisini çıkarmaya çalışıyoruz. Albümü İstanbul’da Babajim stüdyolarında ve aynı zamanda Hayyam ve Kalan Müzik stüdyolarında kaydettik. Daha sonraki aşamada ise mix ve mastering İsveç’te bir ses mühendisi tarafından yapıldı. Aralık ayında da Kalan Müzik tarafından yayınlandı.


Albümde Gulo isimli Ermeni ağıdının dışındaki tüm eserler sizin besteleriniz. Besteleriniz esin kaynağını nereden alıyor, nereden besleniyor?

Evet, albümdeki bütün besteler ve aranjmanları bana ait. Aslında tamamen enstrümantal yapmaya karar vermiştim bu albümü ancak albüm sürecinde “Gulo”yu kaydedip kaydetmeme konusunda çok emin değildim. Çok hazin bir öyküsü var Gulo’nun 1915 döneminde geçen. Daha sonra kaydetmeye karar verdim ve piyano eşliğinde seslendirdik o ağıtı.

Bestelerime gelince... Nefes alıp verebildiğim sürece bana dokunan ve benim dokunduğum her şey oluşturuyor müziğimi. Yine, müzik besteleme sürecinde etkilendiğim sayısız müzisyen var ama sanırım en çok sevdiğim yönetmenlerin filmlerinden ve okuduğum şeylerden etkileniyorum.

 Bunun dışında “Ekinoks” isimli parçamı Turgut Uyar’ın Ekinoks isimli şiirinden etkilenerek bestelemiştim iki sene evvel. Şiirin küçük bir kısmını da geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz sevgili Tomris İncer seslendirdi. Çok kıymetli bir anı benim için o şarkı. Bunun yanı sıra yine Tomris ablanın da albümün son sözünü söylediği “Epilog” isimli parçada da kendi yazdığım bir metni kullandım. Aynı şarkıda annemin, babamın ve çok sevdiğim bir çok insanın fısıltısı ve sesleri de mevcut. Dediğim gibi her şey etkiliyor müziğimi. Her şey esin kaynağı ama en çok sinema ve edebiyat ile ortak noktalar kurmayı seviyorum müzikte, çünkü müzik benim için tek boyutlu, sadece notalardan oluşan bir şey değil. Daha kolektif daha multidisipliner bir şey.

 z Müziğinizi huzur ve sükunetin temsil ettiği görüşü oldukça yaygın,  siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Bence değişken bir yapısı var, an gibi, yani benim içimde yaşayan ve gelişen hali bu yönde. Bana biraz karamsar geliyor ama dinleyenlere sakin ve huzur verici gelmesi sevindirici. Çünkü sükunete ihtiyaç duyduğumuz bir döneme denk geldik maalesef, gerçi insanoğlunun tarihsel sürecinde “sakin” kaldığı bir dönem de pek yok gibi, aslında sükunet daimi ihtiyaç.

 Benimse iyi müziğe ihtiyacım var. İyi müzik dinlemeye, iyi filmler izlemeye, iyi kitaplar okumaya, yaptığım müziğin estetiğini gözardı etmemeye ihtiyacım var. Müzik benim için tüm bunların bileşimidir. Tüm sanat dallarını içinde barındırır ve yaşamanız gerekir. Yaşarsanız çalabilirsiniz ve kafanızın içinde sesler varsa onlar açığa çıkar bir enstrüman aracılığıyla. Çıkan ses de hayatınız olur işte. Huzurluysa huzurlu, agresifse agresif, herkes kendini çalar aslında enstrümanıyla. Müzik aleti ruhla direk temas eden bir şey, aracısız ve yalnız başına.

 

Önümüzdeki süreçte çalışmalarınız, projelerinizden bahseder misiniz?

 İstanbul’da da farklı zamanlarda konserlerim olacak çeşitli mekanlarda. Mümkün olduğunca çalmaya çalışıyorum, farklı müzisyenlerin projelerine konuk olmayı da çok seviyorum. Müzik bir noktadan sonra paylaşmayı gerektiriyor. Evet evde tek başınıza kaldığınız bir dönem var ve olmalı da ancak farklı seslere temas etmek dağa tırmanmak gibi. Zorlayıcı bazen ama bakış açınızı da hayli genişleten bir durum. Ayrıca önümüzdeki süreçte müziklerini besteleyip sahnede eşlik ettiğim bir tiyatro projesiyle de yurtdışı turnemiz olacak. Aklımda yeni bir albüme dair düşünceler var. Hali hazırda bir takım besteler de var şu an. Onları derli toplu hale getirdiğimde sanırım yeni bir şeyler kaydedeceğim uygun bir zamanda.


SUNA ALAN/LONDRA