
Duhok’ta 9 gün süren görüşmeler ardından Duhok Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kaç maddeden oluşuyor, içeriğinde neleri barındırıyor?
3 Maddedir:
* Bir meclis oluşturmak. Rojava Kürtleri için siyasi ve Kürt merci yeridir. Bu merci hem TEV-DEM hem ENKS partileri hem de var olan diğer partilere yer verilecek. TEV-DEM yüzde 40, ENKS yüzde 40, diğer partiler yüzde 20 kotayla katılacak meclise. Toplam sayısı 30 olacak. Kürtlerin stratejik ve politik tutumları ve gerekli kararlar gerekirse mecliste tartışılacak. Bu merci bazı görüşlerini özerk yönetime gönderecek. Kendi Kürt adayları yoluyla öneri ve projeleri varsa Kürt bloku gibi böyle birşey gönderebilirler. Bildiğiniz gibi özerk yönetimin içinde Araplar, Süryaniler, Keldaniler de var. Bu merci, sadece Kürtleri bağlıyor.
TEV-DEM’den 12, ENKS’den 12 ve öbür partilerden 6 kişi katılacak. ENKS kendi içinde 9 partiden oluşuyor. Onlar kendi içinde 3 kişiyi seçecekler ve 12 olacak.
* Demokratik Özerk Yönetim’e ilişkindir. ENKS biliyorsunuz Demokratik Özerk Yönetim sistemine karşı çıkıyordu. Bu anlaşmada yönetimi kabul ettiler. Ortaklık projesi çıktı. Onlar da kendisini bu projenin bir parçası olarak kabul ettiler. Fakat bazı önerileri olduğunu belirttiler. Biz de önerilerini tartışacağımızı ilettik. Önerileri için merci içinden bir komite oluşturulacak. Eğer önerileri kabul edilirse değiştirilecek bazı konular varsa tarşılılacak. Tabii ayrıca bu yönetim içinde onlar da yer alacak. Yasama, Yürütme Meclisi içinde ve diğer kurumlarda onlar da yer alabilirler. Fakat bu seçime kadar sürecek. Seçimden sonraki süreci bu anlaşma bağlamıyor. Çünkü seçim esas olacak.
Yine Toplumsal Sözleşme ve bazı sistemsel şeylerin tartışılabileceğini, değişikliğe açık olduğunu dile getirdik. Zaten her üç kantonun Toplumsal Sözleşmesi hemen hemen birdir. Arasında çok fazla fark yoktur.
* 3. madde savunmaya ilişkindir. ‘Biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Bu ülkenin savunması için birşeyler yapmak istiyoruz’ dediler. Biz de onlara savunmanın herkesin görevi olduğunu söyledik. Savunmaya katılmalarını, fakat nasıl katılacaklarını ve bunun yöntemlerini ilgili kurumla tartışabileceklerini dile getirdik. Bu kurum da YPG ve YPJ’dir. YPG ve YPJ Komutanlığı bir komite oluşturacak. Gidip YPG ve YPJ ile bu konuyu tartışacaklar. Katılım biçimini bu tartışmalarda belirleyebilirler.
Daha önce imzalanan Birinci Hewlêr Anlaşması üzerinden yaklaşık iki yıl geçti ve Güney Hükümeti ile Rojava arasında sınır geçişleri ve ambargo konusunda bazı sorunlar yaşanmıştı. Duhok Anlaşması’yla bu sorunların tekrarlanmayacağından umutlu musunuz?
O zaman ne özerk yönetim vardı, ne DAİŞ vardı. Ne Suriye rejiminin durumu ayrıydı. Hatta bizim halk ve örgütler bir birinden ayrıydı. Güney Kürdistan’ın durumu böyle değil. DAİŞ dengeleri alt üst etti. Ortak bir düşman çıktı ortaya. Ortak bir tehlike ortaya çıktı. Ayrıca bu, Kobanê direnişinin sonucuydu. Kobanê direnişi ortak bir direnişi ortaya çıkardı. Kobanê direnişine sadece askeri bir savaş olarak bakmıyoruz. Devrimin temsil ettiği her şey orda netleşiyor.
Duhok’taki toplantılar sırasında Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Antony Blinken ve ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk da Federe Kürdistan’daydı. Kimlerle görüştüler?
Federe Kürdistan Başkanı Mesud Barzani ile görüştüler. Fakat Türkler de vardı bu toplantılar içinde. Hem ABD’den, hem İngiltere’den hem Türkiye’den temsilciler, hem de KDP’liler vardı.
Paris’te ABD diplomatlarının PYD Eşbaşkanı Salih Muslim ile yaptığı görüşmenin Duhok toplantısına etkisi oldu mu?
Direkt yoktu, fakat her şey birbirini etkiliyor. Bir ortam, bir tartışma zemini çıktı. Şimdi biz bu toplantıların içindeyiz. Aynı zamanda Amerika ile görüşme oldu. Hemen psikolojik olarak etkiliyor tabi. Biz istersek ‘Bakın size muhtaç değiliz. İlişkilerimiz sizin dışınızda da var’ diyebilirdik. Ancak biz bunu söylemedik.
KDP, birlikte hareket ettiği ENKS ile Rojava Devrimi’ne karşı çok katıydı, nasıl böyle bir zemine geldi?
Şengal’den sonra durum değişti. DAİŞ onlara da saldırdı ve tehlikeyi gördüler. Bizimkiler orada savaşıyor ve direniyor. Ayrıca özerk yönetim ve var olan direnişi gördüler. ‘Belki başaramayacaklar. Kobanê düşecek’ diye bekliyorlardı. Fakat bu olmadı.
Seçimlerden sonra nasıl bir yol izlenecek? Duhok Anlaşması’nda bu yönde bir şey ya da seçim takvimi var mı?
Hayır. Seçime ilişkin bir takvim belirlenmedi. Qamişlo’da toplantı yapacağız. Ayrıntılar üzerinde tartışacağız.
Genel seçimler 2015’e sarkabilir.
Sürecin Kobanê merkezinde ilerlediği görülüyor. Türk devlet yetkililerinin de Kobanê konusunda zaman zaman da değişen söylemleri ve uygulamaları oldu. Bunu bir bütünen nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan gerçekten Kobanê’nin düşmesini istiyordu. DAİŞ’in Kobanê‘yi düşürmesini istiyordu. Fakat beklediği gibi olmadı. Bu direniş herkesi düşmeyeceğine ikna etti. Onun için Erdoğan kaybetti. Erdoğan ‘stratejik değil’ diyor. Stratejiktir. Hatta YPG’liler dinlemiş, DAİŞ şunu söylemiş: ‘Eğer biz bu savaşı kazanırsak Suriye’nin hepsini kazanacağız. Eğer kaybedersek her şey elimizden gidecek.’ O kadar stratejik bakıyorlar. Size bir bilgi vereyim. Bugünlerde DAİŞ, Suriye’de her yerde herkese karşı savaşı durdurmuş, gücünün hepsini Kobanê’ye göndermiş. Yani ısrar ediyorlar. ‘Biz Kobanê’yi alacağız’ diyorlar. Onun için çatışmaları her yerde durdurmuşlar. Kobanê bir şehrimizdir. Ne olursa olsun bırakmayacağız. Bu bizim için bir ilkedir. Eğer onun bırakırsak teslimiyet anlamına gelir. Bu şehir bizim için anlamlı ve stratejiktir. 19 Temmuz Rojava Devrimi Kobanê’de başladı. Kobanê bizim için semboldür. Ayrıca IŞİD’i kırmak istiyoruz. Hangi yerde olursa olsun saldırının kırılması gerekiyor.
Sanki savaşın ve yeni bölgesel dizaynının düğümü Kobanê’de çözülecek…
Kobanê Stalingrad oldu. Stalingrad 2. Dünya Savaşı’nda dengeleri değiştirdi; orada bir demokratik cehpe oluştu, Nazi güçleri kırıldı. Stalingrad savaşı nasıl bütün dengeleri değiştirdiyse Kobanê de bugün o rolü oynuyor. Onun için stratejiktir. Onun için sadece Rojava ve Kürtler için değil, tüm Kürdistan halkları ve diğerleri için de onur savaşı olmuştur. Özellikle Kuzey Kürdistan’dan sanırım bin 500 savaşçı geldi. Dünya ve bütün halklar için bu teröre karşı savaşıyoruz. Yürüttüğümüz bu savaşta herkes bize yardımcı olmalı. Teröre karşı savaşan en başarılı güç biziz, yani Kürtlerdir. Biz başaracağız. Ve Kobanê başarmıştır aslında. Kobanê direnişi sonrası DAİŞ uçurumdan yuvarlanmaya başladı.
Koridor ve Peşmerge geçişi
Federe Kürdistan Parlamentosu Kobanê’ye peşmerge gücü gönderilmesini onayladı. 200 peşmergenin gönderileceği belirtiliyor, sembolik düzeyde mi olacak?
Evet, sembolik olacak. Sadece ağır silahları kullanabilecek komutanlar, personel gelirse zaten bunların sayısı 200’e yakın olur. Önemli olan Güneyli Kürtlerin Rojavalı Kürtlere yardımcı olması ve Rojavalı Kürtlerin Güneyli Kürtlere yardımcı olmasıdır. Böyle bir dayanışma ve yardımlaşma Kürtler arasında var.
Koridor ve peşmergelerin geçişi konusunda Türkiye, ‘ABD’ye biz önerdik’ diyor. Bu konuda ne söyleyebilirsiniz?
Türkiye önermedi. Amerika önerdi. Türk devleti ilk önce kabul etmedi. Amerika baskı uygulayınca, onlar ‘Tamam, öyleyse benim önerim peşmerge gelsin. Onların dışında kimse gelmesin’ dedi. Baskı oluşunca peşmergeyi kabul etti.
Rojava’nın tam olarak istediği nasıl bir koridor?
Kobanê‘de savaşçı çok. Gelecekse, askeri malzeme, cephane ve silah gelsin. Tabi ki silah ve cephane ile uzmanlar, komutanlar, personel gelebilir. Kobanê’de savaşçılar çoktur ve Güney Kürdistan da savaş halinde. Onlara da ordu gerekiyor.
Türk devleti de Kobanê’nin düşmediğini gördükten sonra politika ve rotasını değiştirir mi?
Türkiye mecburdur. Direniş başaracak. Artık Türkiye bütün siyasetini, özellikle Kürt siyasetini yeniden ele almak zorundadır. Şimdiye kadar DAİŞ’le karşı karşıya gelmemek için çabalıyordu. DAİŞ’le uzlaşma, yardım ve destek konusunda netleşmesi gerekiyor. Ortada kalamaz.
Türkiye, YPG, ÖSO içinde yer alsın istiyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kobanê’deki komuta gücünün de ÖSO’ya verilmesini istedi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerçekten Türkiye neden bu işlere karışıyor anlamıyorum. Türkiye’nin işi değil bizim kiminle oturup planlama yapacağımız. ÖSO ve diğer güçler, biz Suriye halkıyız. Direnecek miyiz, savaşacak mıyız, bu bizim işimiz.
M. ALİ ÇELEBİ/İSTANBUL